Askeri suç, Askeri Ceza Kanununda düzenlenen tüm suçlar ile diğer ceza kanunlarında yer alsalar bile asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlardır.

Bu bölümde TSK personeli tarafından sıklıkla işlenebilen askeri suçlara yer verilmiştir.

  1. FİRAR
  2. İZİN TECAVÜZÜ
  3. MEHİL İÇİ FİRAR VE MEHİL İÇİ İZİN TECAVÜZÜ
  4. YABANCI MEMLEKETE FİRAR
  5. EMRE İTAATSİZLİKTE ISRAR
  6. ÜSTE FİİLEN TAARRUZ
  7. ASTA MÜESSİR FİİL
  8. KASTEN YARALAMA
  9. TAKSİRLE YARALAMA
  10. HAKARET
  11. TEHDİT
  12. ASKERÎ EŞYALARIN KAYBEDİLMESİ-ZİMMET
  13. ASKERİ ARAÇ KAZALARI
  14. GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA
  15. NÜFUZU KÖTÜYE KULLANMA

FİRAR

Askeri Ceza Kanununun 66’ncı maddesi 1’inci fıkrası a bendinde düzenlenen firar suçu, kıtadan veya vazife icabı bulunmak zorunda olunan yerden yetkili amirlerden izin almaksızın ayrılmakla başlayan eylemin 6 günden fazla (yani en az 7 tam gün, 7X24 saat) fazla sürmesi ile oluşmaktadır.

Yedi günlük sürenin hesabında kişinin firar ettiği saat ve yeniden katıldığı ya da ele geçtiği saat esas alınmaktadır. Firar saati ya da katılış/yakalanma saatinin tam olarak tespit edilemediği hallerde kişi lehine yorum yapılarak firar saati tespit edilmektedir. 7 günden sonra yakalanmak ya da kendiliğinden gelmek suçun oluşumuna etki etmemekte, yalnızca 6 hafta içinde kendiliklerinden geri gelenlerin cezalarında indirim imkânı bulunmaktadır.

Hastanaden firar

* Birliklerince aynı garnizonda bulunan hastanelere sevk edilen yükümlülerin hastanede muayene ve tedavi işlemlerinin bitmesinden sonra hastanelerce kıta veya kurumlarına taburcu veya sevk edildiklerinde, bir günlük yol süresinin verilmesi ve bu yol süresinin, sevk tarihleri (Taburcu edildikleri veya ayaktan muayene işlemlerinin tamamlandığı gün) ile kıta ve kurumlarına katılış tarihleri hariç tutularak tanınması ve firar (kaçaklık) sürelerinin hesabında bu sevk ve katılış tarihlerinin dikkate alınmaması gerektiği dikkate alındığında, 06/09/2014 tarihinde … Devlet Hastanesinde ayaktan muayene ve tedavisi tamamlanarak taburcu edilen sanığın, birliğine dönüş için tanınacak bir günlük yol süresi sonunda 07/09/2014 tarihinde saat 24:00’e kadar birliğine katılması gerektiği dikkate alındığında; Yerel Mahkemece, suça ait temadinin başlangıç tarihinin “08/09/2014” olarak kabul edilmesi gerekirken “09/09/2014” olarak kabul edilmesi mahallinde düzeltilmesi olanaklı maddi yazım hatası olarak kabul edilmiştir. (Yrg.19. Ceza D. 2019/35418 E- 2020/945 K)

* Hastaneye sevk edilen sanığın kaçması şeklinde meydana gelen olayda, hastaneye sevk işleminin yasal izin olmaması nedeniyle sanığın eyleminin 1632 Sayılı Kanunun 66/1-A maddesine uyduğu anlaşılmıştır. (Antalya Blg.Ad.Mah.10.Ceza D.2020/3706 E-2021/539 K)     

Askerlik şubesinden sevk sonrası firar

*  … Askerlik Şubesi Başkanlığınca, 17/07/2014 tarihinde 1 gün yol süresi verilerek ve 19/07/2014 tarihinde birliğine katılması gerektiği bildirilerek sevk edilen sanığın, 19/07/2014 tarihinde saat 24.00’e kadar Birliğine katılabileceği gözetildiğinde atılı suçun başlangıç tarihinin 20/07/2014 olarak kabul edilmesi gerekirken, kısa karar ve gerekçeli hükümde 19/07/2014 tarihi olarak kabul edilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Yrg.19. Ceza D. 2019/30695 E- 2020/7614 K)

    Firarı sonlandırma iradesi

* Firar ve izin tecavüzü gibi süreklilik gösteren (mütemadi) suçlarda, failin yakalanması, birliğine dönmesi veya bu amaçla resmî mercilere müracaat etmesi hâllerinde suç tamamlanmakta, bundan sonraki kaçma eylemleri ayrı bir suçu oluşturmaktadır. Ancak, katılma veya resmî mercilere müracaat hâllerinde suçun tamamlandığının kabulü için, failin eylemini sonlandırmak iradesiyle hareket etmiş olması gerekmekte, bir başka vesileyle bu eylemlerin yapılmış olmasının, devam etmekte olan suçu sonlandırmayacağı kabul edilmektedir. (Yrg.19.Ceza D. 2019/1501-10303, 2020/1793 E-2021/3834 K)

* Sanığın, yukarıda belirtilen firar eylemi gerçekleştikten sonra, daha açık ifadeyle 18/05/2016 tarihinde saat 11.30’da … İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından yakalandıktan sonra, kolluk görevlileri tarafından … Askerlik Şube Başkanlığı’na saat 15.10’da teslim edildiği, … Askerlik Şube Başkanlığı’nın 18/05/2016 tarihli 21911549-1130-507-16 sayılı yazısında belirtildiği üzere, sanığın işlem salonunda iken memur yetersizliğini fırsat bilerek tekrar firar ettiği, 06/06/2016 tarihinde kendiliğinden teslim olduğu, bu şekilde 18/05/2016-06/06/2016 tarihleri arasında ikinci firar suçunu işlediği sabit kabul edilmiştir. (Ankara Blg.Ad.Mah.23.Ceza.D.2022/119-3451 E- K)

20 güne kadar olan istirahatlerde izin almadan memlekete gitme eylemi firar suçunu oluşturur.

*  Sanığın, askerlik hizmetini yapmakta iken rahatsızlığı nedeniyle sevk edildiği Ankara Etimesgut Asker Hastanesinden 10 gün istirahat aldığı, Ankara-Antalya arasında tanınması gereken 1 günlük dönüş yol süresi sonunda en geç 08/06/2014 tarihine kadar birliğine katılması gerekirken katılmadığı, izinsiz olarak Ankara’daki evine gittiği, bölük astsubayı P.Bçvş….’ın telefonla arayıp birliğe gelmesi gerektiğini tebliğ etmesine rağmen birliğine gelmediği ve istirahat süresi sona erdikten 4 gün sonra 19/06/2014 tarihinde kendiliğinden Birliğine katılış yaptığı maddi olay olarak anlaşılmaktadır. TSK Sağlık Muayene Yönergesinin 3. Bölümünün 2’nci maddesinde, yirmi güne kadar istirahatlerde, personelin, gideceği adresi birliğine bildirmek ve komutandan izin almak koşuluyla istirahatlerini garnizon dışında bir yerde geçirebilecekleri düzenlenmiştir. Buna göre erbaş ve erlerin, kıtalarının bulunduğu garnizon dışındaki askeri hastanelerden aldıkları yirmi güne kadar istirahat sürelerini, kıtasına gitmeden veya kıtası komutanlığından izin almadan memleketlerinde geçirmeleri halinde, eylemlerinin firar suçunu oluşturacağı kabul edilmiştir. Bununla birlikte, istirahatlerini birliği dışında geçirenler yönünden manevi unsurun gerçekleşip gerçekleşmediği, her olayın özelliği, gerçekleşme biçimi, failin kişiliği ve sair ayrıntılar göz önünde bulundurularak Mahkemelerce serbestçe değerlendirilecektir. Bu itibarla, yükletilen suçun sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu, anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır. (Yrg.19. Ceza D.2019/29785-13131 E-K)

Firar suçunun mazeret kabul etmemesi

* Sanık, savunmalarında, eşinin hamile olması nedeniyle firar ettiğini beyan etmiş ise de; yüklenen firar suçunun kasta dayalı ve bünyesinde mazeret haline yer vermeyen bir suç olması ile faile suç işleme kararı verdirten psikolojik süreç olan saikin, firar suçunun düzenlendiği ASCK’nın 66/1-a maddesinde kanuni unsur olarak düzenlenmemiş olması dikkate alınarak sanığın savunmalarının sanığa yüklenen firar suçunun oluşumuna engel olabilecek tarz ve mahiyette bir olgu olmadığı değerlendirilerek araştırılması cihetine gidilmemiştir. (İzmir Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.2020/2185 E-2021/1036 K)

Firar halinde iken asker kişi statüsünün sonlanması halinde kişi 6 hafta içinde suçu sonlandırmasa bile As.C.K.Md.73 uygulanmalııdır.

* Sanığın suç başlangıç tarihinden itibaren 6 haftalık mehil dolmadan idarece tek taraflı olarak sözleşmesinin fesh edilmesi nedeniyle dehalet kastını ortaya  koyma olanağından yoksun bırakılması nazara alındığında 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 73. Maddesine (Kaçak, kaçtığından altı hafta, seferberlikte bir hafta içinde kendiliğinden geri gelirse yukarıki maddelere göre verilecek cezalar yarısına kadar indirilir.) göre cezasından indirim yapılması gerekir. (Adana Blg.Ad.Mah. 17.Ceza.D.2022/554-2641 E- K, aynı doğrultuda Ankara Blg.Ad.Mah. 23.Ceza.D.2021/3168 E-2022/2998 E- K)

Psikiyatrik rahatsızlık-adli gözlem

* Sanığın sorgusunda askerliğe başladığından itibaren psikolojik sorunları olduğunu beyan etmesi, dosyadaki belgelere göre uyum bozukluğu tanısıyla tedavi görmesi ve 16/03/2016 tarihinde bir ay hava değişimi verilmesi, atılı suçtan önce de dört kez firar suçunu işlediğine dair Birlik Komutanlığı kayıtları ve buna ilişkin kararlar ile adli sicil kaydı nazara alındığında, sanığın suç tarihlerindeki ceza ehliyeti ve askerliğe elverişlilik durumu ile ilgili ortaya çıkan şüphenin giderilmesi için psikiyatri uzmanı bir bilirkişiye muayenesi yaptırılıp, bilirkişinin lüzum görmesi hâlinde adli gözlem altına aldırılması, elde edilecek sonuca göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi nedeniyle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.(Yrg.19. Ceza D. 2019/18900 E- 2020/6344 K)                   

İZİN TECAVÜZÜ

Askeri Ceza Kanununun 66’ncı maddesi 1’inci fıkrası b bendinde düzenlenen izin tecavüzü suçu, kıtadan veya vazife icabı bulunmak zorunda olunan yerden izin alarak ayrıldıktan sonra mazeretsiz olarak 6 gün (firar suçundan farklı olarak 7 gün değil, 6 tam günlük süre (6X24) aranmaktadır) içinde dönmemekle oluşmaktadır.

Sürenin hesabında firar suçu için yapılan açıklamalar burada da geçerlidir.

Uygulamada izin tecavüzü durumuna düşen asker kişilerin izinlerini geçirdikleri sürenin 7 günü geçmesi halinde eylemin artık firar suçuna dönüşeceği yönünde fikirler gözlenmektedir. Bu tamamen hatalı bir yaklaşım olup, bu eylemlerde önemli olan eyleme başlangıç şeklidir. İzin süresi geçirilmişse eylem izin tecavüzüdür ve izin tecavüzü süresi ne kadar sürerse sürsün eylem daima izin tecavüzü olarak kalacaktır.

Mevzuatta, subay, astsubay, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş-erlere verilecek izinler: yıllık izin, yıllık mazeret izni, mazeret izinleri, yurtdışı izinleri, sıhhi izin olarak düzenlenmiştir. Söz konusu izinler dışında, TSK İç Hizmet Yönetmeliği ve TSK İzin Yönetmeliğinde, özellikle hizmetin veya yapılan görevin gereği olarak bir takım izinler, örneğin vardiya izni (TSK İç Hizmet Yönetmeliği m. 68), nöbet istirahati (TSK İç Hizmet Yönetmeliği m. 387), gece yatısı izni (TSK İç Hizmet Yönetmeliği m. 65), hafta tatili izni (TSK İç Hizmet Yönetmeliği m. 66) gibi izin veya istirahatler düzenlenmiş olmakla birlikte; bu ve uygulamada karşılaşılan buna benzer (idari izin, görev izni, garnizon terk izni gibi) izinler; TSK İç Hizmet Kanunu’nun 33/a ile TSK Personel Kanunu’nun 125, 126 ve İzin Yönetmeliğinin 10 ve 11’inci maddelerinde belirtilen anlamda kanuni izin (Yıllık ve mazeret izni) niteliğinde değildir. Dolayısıyla bu gibi izinlerden zamanında dönmeyen yani ilk mesai gününde birliğine katılmayan kişilerin eylemleri izin tecavüzü değil firar suçunu oluşturmaktadır.

Gece yatı izni, hafta sonu izni, çarşı izni, vardiya izni gibi izinlerden dönmemek izin tecavüzü suçunu değil firar suçunu oluşturur.

* Firar suçu ile izin tecavüzü suçlarının cezalarının aynı olmasına rağmen madde fıkraları ile hukuki sonuçlarının birbirinden farklı olduğu, bu kapsamda sanığın meşru nedene bağlı olarak kıtasından kanuni izin ve mazeret izni nedeniyle ayrılışlarının izin tecavüzü kapsamında olduğu, bunun haricinde kalan gece yatı izni, hafta sonu izni, çarşı izni, vardiya izninin kanuni izin kapsamında olmadığı, bu fiillerin ihlallerinin niteliği gereği firar olduğu anlaşılmıştır. (İstanbul Blg.Ad.Mah.32.Ceza D.2022/3745-5821 E-K)

İstirahat süresi sonunda dönüş yol süresi tanınması gerekir.

* …… ASM … Nolu Aile Hekimliği’nin 24/06/2016 tarihli raporuyla 5 gün istirahat alan sanığın, istirahat süresi 28/06/2016 tarihinde sona ermiş olup, birliğine katılması için MSB.lığı yol süre tablosuna göre Kayseri ile Tekirdağ illeri arasında iki gün dönüş yol süresi tanındığında, en geç 30/06/2016 tarihinde saat 24.00’e kadar birliğine katılması gerektiği dikkate alındığında suçun başlangıç tarihinin 01/07/2016 olması gerekirken gerekçeli karar başlığında ve hükümde suç başlangıç tarihinin 30/06/2016  şeklinde gösterilmesi mahallinde tamamlanabilir eksiklik kabul edilmiştir.(Yrg.7.Ceza D.2021/10171 E-2022/1965 K)

Hava değişimi süresi sona ermeden kontrol muayenesi için hastaneye veya kıtasına sevk edilip de katılmayanların eylemleri firar suçunu değil, hava değişimi tecavüzü suçunu oluşturur.

* Hava değişiminde bulunanların, hava değişimi süresi sona ermeden kontrol muayenesine sevkleri onların hukuki durumlarında bir değişiklik yapmayacak; yani yükümlülerin kontrol muayenesine gönderilmeleri için başvuruları, onların, istirahat süresinin geri kalan kısmından feragat ettikleri şeklinde yorumlanamayacağı gibi, bu başvuruya dayanılarak yapılan bir sevk işlemi, hava değişimi süresini de sona erdirmeyecektir. Bu nedenle hava değişimi süresi sona ermeden kontrol muayenesi için hastaneye veya kıtasına sevk edilip de katılmayanların eylemleri firar suçunu değil, hava değişimi tecavüzü suçunu oluşturacaktır ((Kapatılan) Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 09.03.2017 tarihli, 2017/4-17 Esas ve Karar sayılı; 03.04.2008 tarihli, 2008/67-62 Esas ve Karar sayılı,  23.05.2002 tarihli, 2002/46-45 Esas ve Karar sayılı kararları bu yöndedir).Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında; 29/06/2016 tarihinde verilen 21 günlük hava değişimi süresi 19/07/2016 günü saat 24.00’da sona erecek olan sanığın, hava değişimi süresinin son günü olan 19/07/2016 tarihinde Bornova Askerlik Şubesi Başkanlığı tarafından, 20/07/2016 tarihi itibarıyla 1 gün yol süresi tanınarak Birliğine sevk edildiği, 21/07/2016 tarihinde Birliğine katılması gerekirken katılmadığı, bir süre gecikip 31/08/2016 tarihinde kendiliğinden birliğine katıldığı, sanığın 19/07/2016 tarihinde yani hava değişimi süresi bitmeden hava değişimi bedelini almak ve Birliğine sevkini yaptırmak için Askerlik Şubesine yapmış olduğu başvurunun, sıhhi  iznini (Hava değişimi+yol süresi) kesen ve yükümlünün Askerlik Şubesi emrine girmesine neden olan bir davranış olarak kabul edilemeyeceği dikkate alındığında, sanığın eyleminin ASCK 66/1-b maddesinde belirtilen izin (hava değişimi) tecavüzü suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek  yazılı şekilde firar suçundan  hüküm kurulması kanuna aykırıdır. (Yrg.7.Ceza D.2021/10177 E-2022/1973 K)

* Hava değişimi tecavüzü suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; femur diğer kısımlarının kırıkları, açık (sol femur ASY’na bağlı tip 3 açık kırığı) tanısıyla ve sonunda muayene kaydı (SMK) ile 30 Aralık 2014 tarihinden itibaren iki ay hava değişimine gönderildiği anlaşılan sanığın, bu rahatsızlık nedeniyle yatarak tedavi görüp ameliyat edildiği, savunmasında ayağındaki rahatsızlık devam ettiği için birliğine katılamadığını beyan ettiği dikkate alındığında; sanığın, hukuki durumunun belirlenerek suç vasfının tayini açısından, hava değişim süresi sonunda kontrol muayenesine sevk edilip edilmediği, sevk edilmişse hangi tarihte ve ne şekilde bir işlem yapıldığı, birliğine nasıl sevk edildiği, hava değişimi raporuna konu olan ayağındaki rahatsızlığının suç tarihlerinde etkisinin devam edip etmediği ayrıca bu rahatsızlığının sanığın askerliğe elverişliliğini etkileyip etkilemeyeceği hususları araştırılarak, elde edilecek sonuca göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik kovuşturma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. (Yrg.19.Ceza D. 2018/7174 E- 2019/15940 K)

İzin süresi sona erdikten sonra alınan rapor

* İzin süresi bittikten 2 gün sonra gittiği Aile Sağlık Merkezinde 5 gün istirahati uygundur şeklinde rapor düzenlenen ve istirahat bitiminde birliğine katılarak dehalet kastını ortaya koyan sanığın beraatine karar verilmesi gerekir. (Yrg.19.Ceza D.2018/5909 E-2019/793 K)

Askerlik hizmetine tercih edilecek ve gecikmeyi haklı gösterecek bir mazeret

* Sanık savunmasında maddi durumunun kötü olduğunu, birliğine dönmek üzere önceden biletini aldığını, uçuşun iptal olması nedeniyle zamanında birliğine katılmadığını ifade etmiş ise de, sanığın uçuşun iptal olması üzerine en yakın askeri veya resmi makama müracaatla eylemini sonlandırması veya sevkini yaptırması mümkün olduğu gibi alternatif ulaşım araçlarını tercih etmesinin veya birliği komutanlığından izninin uzatılması talebinde bulunmasının da imkan dahilinde olduğu dikkate alındığında sanığın ileri sürdüğü hususların askerlik hizmetine tercih edilecek ve gecikmeyi haklı gösterecek bir mazeret niteliğinde olmadığı ve yasal anlamda geçerli bir özür teşkil etmediği, kaldı ki iptal edilen 03/09/2015 tarihli uçuşun tarihinin de kanuni izninin bitiminden 5 gün sonrasına ait olmasının sanığın suç işleme kastını ortaya koyduğu, bu nedenle unsurları itibariyle oluşan müsnet suçtan sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Yrg.19. Ceza D. 2019/1450 E- 2020/948 K)

* … Polis Merkezi Amirliğince düzenlenen 14/01/2016 tarihli tutanakta, sanık ile eşinin resmi nikahının olmadığı, gayri resmi olarak dini nikahla evlilik yaptıkları, sanığın eşi G.Ü.’nin sanığın ailesi ile birlikte aynı evde ikamet ettiği, evliliklerinin çevrece bilindiği, bu evlilikten eşi G.Ü.’nin hamile kaldığı belirtilmekle birlikte; … Devlet Hastanesinin 11/01/2016 tarihli yazısında sanığın eşi G.Ü.’nin 31/08/2015-03/09/2015 tarihleri arasında gastroenterit ve kolit rahatsızlığına bağlı olarak yatarak tedavi gördüğü, hastanın yatış dosyası ve hastane bilgi yönetimi sistemi incelendiğinde şahsın yanında refakatçi kalan kişinin kaydına rastlanılmadığı, ancak yatış dosyasını kayınvalidesi olduğunu beyan eden Z.K.’nın imzaladığının bildirildiği, dolayısıyla sanığın izin tecavüzünde bulunduğu süre zarfında (10/09/2015-17/09/2015) dini nikahlı eşinin hastanede kaydının bulunmadığı gibi, 31/08/2015-03/09/2015 tarihleri arasındaki hasta yatış formunun sanığın annesi tarafından imzalandığı gözetildiğinde, sanığın eşi ile ilgilenebilecek yakınının bulunduğu, ayrıca dosya kapsamına göre suç tarihlerinden sonra gönderildiği bir başka izininden daha geç dönen ve bu eylemi nedeniyle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği görülen sanığın o suça ilişkin alınan savunmasında da aynı şekilde eşinin sağlık sorunları olduğu, kendisine destek olmak için iznini geçirmek zorunda kaldığı yönünde ifade verdiği dikkate alındığında, sanığın mazeretinin askerlik hizmetine tercih edilecek ve gecikmeyi haklı gösterecek bir mazeret niteliğinde olmadığı ve yasal anlamda geçerli bir özür teşkil etmediği, bu nedenle unsurları itibariyle oluşan müsnet suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi kanuna aykırıdır.(Yrg.19.Ceza D.2018/7848 E-202071372 K)

* Savunmada geçen İzmir’de annesinin yanında iken izin süresinde annesinin rahatsız olduğu ve … Devlet Hastanesi’nde tedavi gördüğü yönündeki savunması değerlendirilerek böyle bir durumun olup olmadığı ile bu durumun 7179 Sayılı Kanunun 23 ve  TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 57/1-b ve 58. Maddeleri kapsamında mazeret olarak kabulunun mümkün olmadığı hususunun askerlik hizmetinden üstün tutulabilir bir mazeret olup olmadığı, önceden bilinen ve beklenen bir durum olup olmadığı, ortaya çıkma zamanının izin süresi içerisinde olup olmadığı, birlikten ayrı kalınan süre ile engelin ortadan kalkmasına rağmen dönmek için çaba gösterilip gösterilmediği hususları da bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle sanığın durumunun özürsüz gelmeyen olarak kabulünün gerekip gerekmediği konusunda mercii … Devlet Hastanesinden evraklarının getirtilerek ve sanığın bu konuda etraflıca savunmasının alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi CMK  289/1 maddesi kapsamında kesin bozma nedeni olarak görülmüştür.(İstanbul Blg.Ad.Mah.32.Ceza D.2021/4510-5751 E-K)

İzin tecavüzü suçunda suçtan zarar görme

* Sanığa isnat olunan ve hükmün konusunu oluşturan izin tecavüzü suçunun niteliği  dikkate alındığında bu suçtan verilen hükümlere karşı suçtan doğrudan zarar gören sıfatına haiz bulunmayan Milli Savunma Bakanlığının dolayısıyla yetkilendirdiği …Kuvvetleri Komutanlığı  Hukuk Hizmetleri Başkanlığının katılan sıfatı alması ve verilen karara karşı itiraz etme hakkının bulunması hukuken mümkün bulunmamaktadır. (Yrg.7.Ceza D.2022/5202-13472 K)

İzne gidiş saatinin belli olmaması

* 24/11/2015 tarihinde 4 günü yol süresi olmak üzere toplam 8 gün kanuni izne gitmek üzere Birliği Komutanlığından saat kaçta ayrıldığı belli olmayan sanığın 02/12/2015 tarihinde saat 24:00’e kadar katılması gerektiği dikkate alındığında atılı suça ilişkin suç temadisinin başlangıç tarihinin “03/12/2015” yerine gerekçeli karar başlığında ve hüküm fıkrasında “02/12/2015” şeklinde gösterilmesi kanuna aykırıdır. (Yrg.19.Ceza D.2019/1457 E-2020/1677 K)

İzin süresi geçtikten sonra alınan istirahat raporu

* Sanığın izindeyken almış olduğu 27/04/2018 tarihli ve 10 gün süreli istirahatinin 06/04/2018 tarihinde sonra erdiği izinli ve istirahatinin geçirdiği Aydın İli ile birliğinin bulunduğu Kayseri İli arasında 2 gün dönüş yol süresi tanındığında sanığın 09/04/2018 tarihinde birliğinde olmasının gerektiği dolayısıyla suç başlangıç tarihinin 09/04/2018 olduğu bu tarihten sonra alınan istirahatlerin suçun oluşumunu engellemediği gözetildiğinde suç başlangıç tarihinin 09/04/2018 yerine 02/06/2018 olarak kabulü ve mahkemece temadinin bitimine yönelik hiçbir kabul ve değerlendirmeye yer verilmemesi hukuka aykırı görülmekle, mahkumiyet hükmünün CMK’nın 280/1-f maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir. (Ankara Blg.Ad.Mah.9.Ceza.D.2019/7322 E-2020/3191 K)

* 23/10/2017 tarihinde birliğinden izne gönderilen sanığın 03/11/2017 tarihinde dönmesi gerekirken birliğine dönmediği, ancak sanığın 10-16/11/2017 tarihleri arasında 7 günlük, 17-26/11/2017 tarihleri arasında 10 günlük istirahat raporu alarak 27/11/2017 tarihinde birliğine kendiliğinden katıldığı, bu durumda sanığın 03/11/2017 – 09/11/2017 tarihleri arasında izin tecavüzünde bulunduğu ve fakat 1632 sayılı Yasa’nın 73. maddesi anlamında almış olduğu sağlık raporlarından sonra birliğine kendiliğinde katıldığı anlaşılmakla, hukuki durumunun buna göre tayini gerekmektedir. (İstanbul Blg.Ad.Mah. 16.Ceza D.2022/3778-5507 E-K)

Yol süresi tanınması halinde eylemin disiplinsizliğe dönüşmesi

* Sanığın birliğine katılması gereken 07.09.2016 tarihi ile birliğine katıldığı 15.09.2016 tarihi arasında, 2 günlük yol izni dahil edildiği takdirde 1632 sayılı AsCK’nın 66/1-b maddesinde belirtilen 6 günlük zorunlu sürenin geçmediği, 16.02.2013 tarihli ve 28561 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun 19/1-c maddesinde düzenlenen “İzin, istirahat veya hava değişimi süresini yasal veya kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın altı günü aşmayacak ve bu süre içinde kendiliğinden gelecek şekilde geçirmektir.” şeklinde tanımlanan “izin süresini geçirmek” eylemi başlığı altında, aynı Kanun’un 3/(1)-b maddesi kapsamında “disiplinsizlik” olarak nitelendirilmiş olması ve ortada AsCK kapsamında yargılama yapılmasını gerektirecek ve suç oluşturacak bir fiil bulunmadığı gözetilerek sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır. (Erzurum Blg.Ad.Mah. 5.Ceza D.2022/2771-4069 E-K)

İzin tecavüzü temadisini kesmeyen yakalama işlemi

* … Tug. Mknz. P. Tb.K’lığında asker olan sanığın 01/06/2016 tarihinde 2 gün yol süresi tanınarak 7 gün yasal izne gönderildiği, en geç 12/06/2016 günü bitimine kadar birliğine katılması gerekirken bu tarihte dönmeyerek izin süresini geçirmeye başladığı, sanığın 27/08/2016 tarihinde kendiliğinden birliğine teslim olduğu, sanığın suç temadisi içerisinde iken 11/08/2016 tarihinde bir başka uyuşturucu suçundan yakalandığı, ifadesinin alınarak serbest bırakıldığı, bu aşamada sanığın kendisinin görevlilere bu suçtan yargılanması ile ilgili teslim anlamında herhangi bir beyanda bulunmadığı, görevliler tarafından da re sen isnat edilen askeri bu suç yönünden bir yakalama kaydının bulunmadığı, dolayısıyla 11/08/2016 tarihli başka suçtan yakalanıp serbest bırakılmasının temadiyi kesmediği, 27/08/2016 tarihinde kendisinin teslim olmasıyla izin tecavüzü suçunun temadi bitim olgusunun gerçekleştiği anlaşılmıştır.(İstanbul Blg.Ad.Mah.32.Ceza D.2021/667 E-2022/1072 K)

MEHİL İÇİ FİRAR VE MEHİL İÇİ İZİN TECAVÜZÜ

Firar ve izin tecavüzü suçlarında öngörülen süreler (firar için yedi ve izin tecavüzü için altı gün) içinde kendiliğinden eylemini sonlandıran asker kişilerin eylemleri suç teşkil etmemekte, yalnızca disiplinsizlik teşkil etmektedir. Ancak asker kişilerin söz konusu süreler içerisinde yakalanmaları halinde eylemleri As.C.K.nın 68’inci maddesinde düzenlenen mehil içi firar veya mehil içi izin tecavüzü suçlarını oluşturacaktır.

Mehil içi firar ve mehil içi izin tecavüzü suçlarının oluşabilmesi için firar veya izin tecavüzünde geçirilen sürenin asgari bir gün olması (gün unsuru) gerekmektedir. Kanun koyucu, failin beraberinde silah, mühimmat, savaş araç ve gerecini götürmesi veya hizmet yaparken kaçması hallerinde gün unsurunun oluşmasını aramamıştır.

Yol süresi hakkı olup olmadığı mahkemece resen araştırılmalıdır.

* Sanığın 07/01/2009 tarihinde 5 gün süreyle izne gönderildiği, 12/01/2009 günü bitiminde birliğine dönmesi gerekirken dönmediği, 16/01/2009 tarihinde yakalandığı, böylece 13/01/2009-16/01/2009 tarihleri arasında yakalanmakla sona eren mehil içi izin tecavüzü suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiş ise de; erbaş ve erlere de kanuni izinleriyle birlikte her takvim yılı için bir defaya mahsus olmak üzere yol süresi tanınması gerektiği dikkate alındığında; sanığın suça konu izninden önce izin kullanıp kullanmadığı ve kullanmış ise yol süresi verilip verilmediğinin araştırılarak, suça konu izninde yol süresi verilip verilmeyeceğinin ve atılı suçun oluşup oluşmayacağının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik kovuşturma ile sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulması bozmayı gerektirmiştir. (Yrg.19. Ceza D. 2018/7467 E- 2019/3707 K)

YABANCI MEMLEKETE FİRAR

Kanun koyucu yabancı memlekete firar etmenin asker kişiler için daha ağır bir eylem olduğunu kabul ederek yabancı memlekete firar teşkil eden eylemleri As.C.K.nın 67’nci maddesinde daha farklı unsurlara ve cezai müeyyidelere bağlayarak düzenlemiştir. 67’nci maddedeki eylemlerden uygulamada en çok karşılaşılan maddenin birinci fıkrası (A) bendindeki eylemdir. Buna göre izinli olduğu durumlar hariç, ülke sınırları dışında üç günü geçiren asker kişiler yabancı memlekete firar suçunu işlemiş sayılacaklardır. TSK İzin Yönetmeliği vb. genel düzenleyici işlemlerle asker kişilerin yurt dışına çıkmaları izne bağlanmıştır. Yetkili makamlardan izin alınmaksızın yurt dışına çıkılması ve üç günün geçirilmesi ile yabancı memlekete firar suçu oluşacaktır. Asker kişilerin kanuni izinleri esnasında izinsiz olarak yurt dışına çıkmaları ve izin süresi sona ermeden veya izin sürelerinin sona ermesinden itibaren üç gün içerisinde yurda dönmeleri halinde eylemleri suç teşkil etmeyecek ancak izinsiz olarak yurt dışına çıkmaları nedeniyle disiplin hukuku kapsamında işlem yapılabilecektir.

* Yurt dışı firar suçunda asker kişinin birliğinden ayrı kaldığı tüm süreyi yurt dışında geçirmesi gerekmemekte yurt dışında geçirdiği sürenin 3 gün olması yeterli olmaktadır. Dolayısıyla bu sürenin bir kısmı yurt içinde geçse dahi sanığın görevinden ayrı kaldığı tarihlerin suç tarihi olarak kabul edilmesi gerekirken eylemin ikiye bölünerek sadece yurt dışında geçirilen sürenin mahkumiyet hükmüne konu edilmesi, suç tarihinde AsCK’nın 67. maddesine göre izinli dahi olsa müsaade olmaksızın ülke sınırları dışında 3 günü geçirenler yönünden yurt dışı firar suçu oluşmakta ise de yasal mevzuatta değişiklik yapılmış 27/06/2017 tarihli ve 30104 sayılı Resmi Gazetenin 2. Mükerrer sayısında yayınlanan 691 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile AsCK 67. maddesinin 1. fıkrasının (A) bendi “A) izinli olduğu durumlar hariç üç günü geçirenler” şeklinde değiştirilmiş, Kanun Hükmünde Kararnamenin bu hükmü 08/03/2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmi Gazetenin mükerrer sayısında yayınlanan 7069 sayılı Kanunun 3. maddesiyle aynen kabul edilerek yasalaşmıştır. Yapılan bu düzenleme ile kişinin hangi nedenle olursa olsun izinli olarak yurt dışında bulunması halinde yahut izinli iken yurt dışına çıkması halinde eylemi yurt dışı firar suçuna sebebiyet vermeyecektir. TCK’nın 7/2. maddesi dikkate alındığında da lehe düzenleme içeren bu hususta sanığın yararlanması gerekmektedir. Bu durumda yüksek lisans eğitimi için izinli olarak yurt dışına gönderilen sanığın eyleminin bir bütün halinde AsCK’nın 66/1-a maddesi kapsamında değerlendirilmemesi gerekmektedir.(Ankara Blg.Ad.Mah. 9.Ceza. D.2019/7021 E-2020/2881 K)

EMRE İTAATSİZLİKTE ISRAR

As.C.K’nın 87/1’inci maddesindeki bu tanıma göre emre itaatsizlikte ısrar suçu;

1) Üst veya amir tarafından, hizmete ilişkin bir emrin verilmesi,

2) Astın bilerek ve isteyerek verilen emri;

  1. a) Hiç yapmaması veya
  2. b) Emrin yerine getirilmesini söz veya fiili ile açıkça reddetmesi ya da
  3. c) Emir tekrar edildiği hâlde emri yerine getirmemesi şeklinde oluşmaktadır.

Emir vermeye yetkili amirlerin hizmetin düzgün, verimli ve kesintisiz bir biçimde yürütülmesini temin etmek maksadıyla, konusu suç teşkil etmeyen, yasa ve diğer hukuk kurallarıyla düzenlenmemiş konularda, somut kural ve prensipler koyabilme yetkisine sahip olduklarında kuşku bulunmamaktadır. Ancak, amirin bu yetkisine dayanarak yaptığı her düzenlemenin ve söylemin askerî hizmete ilişkin bir emir olduğu söylenemez. İç Hizmet Kanunu’nun 16’ncı maddesinde yer alan “amir maiyetine hizmetle ilgisi olmayan emir veremez” hükmü gereği emir ile askerlik hizmetine ilişkin hususların yapılması ya da yapılmaması istenir. Özel işlerin yapılmasına yönelik istekler emir olamaz. Yapılan isteğin emir niteliğinde olabilmesi için o isteğin meşru olması, hukuka aykırı bir durumun olmaması, yetkili bir amir tarafından verilmiş olması, hizmete ilişkin bulunması, astın emri yerine getirmeye mecbur olması ve emrin yasaların gösterdiği ve gerektirdiği şekil ve içerik şartlarına uygun olması gerekmektedir.

Kanunlarla ve tanzimi tasarruflarla düzenlenen kurallara riayetsizlik hâlinde bu riayetsizliğin müeyyideleri ya Ceza Kanunları’nda suç olarak gösterilmiş ya da bizzat ilgili düzenlemede kural ihlali özel bir müeyyideye bağlanmıştır. Ceza hukuku kapsamında bir suç olarak veya disiplin hukuku kapsamında bir disiplinsizlik olarak özel bir müeyyideye bağlanan söz konusu fiillerin yapılmamasına dair uyarmalar, emir niteliğinde olmayıp fiilin kanunlar ve tanzimi tasarruflar tarafından da yasaklandığı ve cezai yaptırımının bulunduğuna dair bir hatırlatma, başka bir deyişle, bu yasaklara uyulması gerektiği yolunda bir tavsiye niteliğindedir. Bu uyarmaları dinlemeyen kişi, ancak kanunlar veya tanzimi tasarruflarda belirtilen fiil karşılığında öngörülen yaptırım ile cezalandırılır. Eylem ayrıca emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturmaz.

Bunun sonucu olarak kanunlarda yaptırım altına alınan disiplinsizlikler ile ilgili olarak(örneğin garnizonu izinsiz terk etmek, selamlama yapmamak, görev dönüşü tekmil vermemek, mesai çizelgesine uymamak, kılık kıyafeti bozuk olmak gibi), yasaklayıcı bir emir bulunsa da, ayrıca emre itaatsizlikte ısrar suçunun oluştuğu kabul edilemez. Bu durumun tek istisnası bu hususlarda amirler tarafından somutlaştırılarak asta yöneltilen emirlerdir. Bu halde emre itaatsizlikte ısrar suçu oluşur. Örneğin şapka giyilmesi gereken bir alanda asker kişinin şapka giymeksizin dolaşması kılık kıyafeti bozuk olmak disiplinsizliğinin oluşmasına sebebiyet verir. Bu hususta daha önce yazılı veya sözlü genel mahiyette emir verilmesi bu sonucu değiştirmez. Ancak amir veya üstün şapka giymeden dolaşan bir asker kişiyi görmesi ve şapka giymesi hususunda somut emir vermesi üzerine ilgili kişinin yine de şapka giymemesi halinde emre itaatsizlikte ısrar suçu oluşur. Bu durumda kılık kıyafeti bozuk olmak disiplinsizliğinden dolayı disiplin hukuku işlemi, emre itaatsizlikte ısrar suçundan dolayı ise adli işlem yapılmalıdır.

Emre itaatsizlikte ısrar suçu anayasaya aykırı değildir.

* Hizmete ilişkin emri hiç yapmayan asker kişiler ile emrin yerine getirilmesini söz veya fiili ile açıkça reddeden veya emir tekrar edildiği halde emri yerine getirmeyenlerin bu eylemleri, itiraz konusu kuralla yaptırıma bağlanmıştır. Yasa koyucu, ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde yetkisini kullanırken kuşkusuz Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenlerin neler olacağı gibi konularda takdir yetkisine sahiptir. Söz konusu takdir yetkisinin kullanılmasında suçun askeri suç olup olmamasının da dikkate alınacağı açıktır. Askerlik hizmetinin ulusal güvenliğin sağlanmasındaki belirleyici yeri ve ağırlığı, sivil yaşamda suç oluşturmayan ya da önemsiz görülebilecek cezaları gerektiren kimi eylemlerin suç olarak kabul edilmelerini ve ağır yaptırımlara bağlanmalarını zorunlu kılabilmektedir. Gerek 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nda ve gerekse 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nda “askerlik”, “asker”, “amir”, “er” “vazife”, hizmet”, “emir”, “disiplin”,”ast”, “üst” tanımları yapılmış ve Silahlı Kuvvetlerin, harp sanatını öğrenmek ve öğretmekle vazifeli bulunduğu, bu vazifenin ifası için lazımgelen tesisler ile teşkillerin kurulup, tedbirlerin alınacağı, üste itaatin, hizmetin yapılmasında sebat ve gayretin, intizam severliğin, yapılması men edilen şeylerden kaçınmanın her askerin esas vazifesi olduğu kurala bağlanmıştır. Bir başka anlatımla, hizmetten, emirden, amirden, asttan, üstten ve hizmete ilişkin emirden ne anlaşılması gerektiği ve emre itaatsizlikte ısrar edenlerin hangi cezalarla cezalandırılacakları, dolayısıyla suçun esaslı unsurları ve çerçevesi ile cezası yasayla önceden belirlenmiş bulunmaktadır. Öte yandan, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına İç Hizmet Kanununa dayanılarak verilen görevlerin yasada tek tek sayılması, yasa koyucunun önceden öngörebilmesi açısından mümkün olmadığı gibi, askeri yargı yerlerinin, önlerine getirilen davada, belirtilen esasları göz önünde tutarak, eylemin 87. maddenin birinci fıkrasının cezalandırılmasını öngördüğü eylemlerden olup olmadığını takdir edecekleri açıktır. Askeri idari makamlarca, askeri hizmete ilişkin emre itaatsizlikte ısrar edildiğinden bahisle, herhangi bir askeri şahıs hakkında ceza davası açılması sağlandığında, isnat edilen eylemin, gerçekten isnat edilen nitelikte olup olmadığının görevli askeri yargı yerlerince değerlendirilmesi askeri yargı yerlerine suç ve ceza ihdas etme yetkisi verildiği anlamına gelmez. Asker kişilerle siviller aynı hukuksal konumda bulunmadıklarından bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamaz. Bu nedenlerle iptali istenilen kuralın, yasa ile suç sayılmayan hallerin cezalandırılmasına yol açtığı, bu bağlamda suç ve cezanın yasallığı ve eşitlik ilkesi ile çeliştiği savı yerinde görülmemiştir. Kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.(Anayasa Mahkemesinin 2005/69 E- 2009/61 K sayılı somut norm denetimi kararı)

Hizmete ilişkin olmayan, tavsiye niteliğindeki emir

* Sanığa tebliğ edilen “hastaneye servis aracı ile gidileceğine yönelik” emrin, muhatapları açısından askerî bir vazifenin yapılmasından ziyade tek taraflı bir hizmet arzı ve tavsiye niteliğinde olup, kendileri bakımından yol gösterme niteliğinde bulunduğu ve hizmete ilişkin olmadığı, dolayısıyla söz konusu emirlere aykırı hareket edilmesi halinde emre itaatsizlikte ısrar suçunun oluşmayacağı anlaşıldığından atılı suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilerek sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Yrg.19. Ceza D. 2018/8019 E-2020/2115 K)

Hizmete ilişkin emri söz ile açıkça reddedip hiç yerine getirmemek suretiyle emre itaatsizlikte ısrar

* Sanığın B sınıfı ehliyete sahip olduğu ayrıca askerlik hizmeti sırasında katılmış olduğu kurslar neticesinde kendisine Isuzu/lveco, Ford Transit, Mercedes Sprinter marka ve ambulans araçları kullanması için vize ve askerlik sürücü belgesi verildiği, olay tarihine kadar fiilen vize verilen araçlarla ve üzerine zimmetli 029246 plakalı İVECO marka araçla muhtelif zamanlarda şoförlük görevini yürüttüğü, olay tarihinde de düzenli olarak 029250 plakalı Ford Transit marka aracı kullandığı, ancak 05,12.2013 tarihinde hava şartlarının kötü olması ve söz konusu  029246 plakalı aracı fiilen kullanan araç şoförünün sanık kadar tecrübeye sahip olmaması nedeniyle 2.takım komutanı Ulş.Astsb.Çvş. M.B.’un sanığa daha önceden el senedi ile üzerine zimmetlenen 029246 plakalı İVECO marka araçla göreve çıkması konusunda emir verdiği, sanığın “bu araçla beni göreve gönderemezsiniz, ben bu araçla çıkmayacağım” diyerek verilen emre itiraz ettiği bunun üzerine sanık hakkında tutanak tutulduğu ve sanığın o gün 029250 plakalı Ford Transit marka araçla göreve çıktığı, sanığın daha önceden el senedi ile üzerine zimmetlenen 029246 plakalı araç ile göreve çıkması konusunda, takım komutanı tarafından kendisine verilen hizmete ilişkin emri söz ile açıkça reddedip hiç yerine getirmemek suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği; tüm dosya kapsamı ile sabit görülmüştür. (Yrg.7.Ceza.D.nin 2021/23380 E-2022/15540 K sayılı ilamı ile onanan Ankara 3.Asliye Ceza Mah.nin 2017/1081 E-2018/383 K sayılı kararı)

Mesaiyi terk etmeme emrine riayetsizlik

* 05/05/2015 günü sayın Cumhurbaşkanının … iline planlı ziyaretinin olduğu, ziyaret programı dahilinde …’a helikopter ile intikal edip …P.Tug.K.lığı kışlasında konuşlu helikopter pistine inmesinin, buradan da il içinde temas ve incelemelerde bulunup aynı şekilde ilden ayrılmasının planlandığı, durumun bir gün evvel Tugay Komutanlığına bildirildiği, olay günü de sayın Cumhurbaşkanının karşılamayı müteakiben …P.Tug.K.lığını ziyaret ederek oradan ayrıldığı, Tugay Komutanı tarafından ise “Cumhurbaşkanının gelişi sebebiyle ikinci bir emre kadar kadar mesainin devam edeceği ve Cumhurbaşkanının helikopter ile gidişini müteakip mesainin biteceği” yönünde emir verildiği, verilen bu emrin mesaiyi terk etmek üzere kışla nizamiyesinde bulunduğu sırada sanığa hem mesaj yolu ile hem de Per.Asb.H.S. tarafından telefonda tebliğ edildiği, sanığın ise emir tebliğ edilmesine rağmen emrin gereğini yerine getirmediği ve mesaiye devam etmeyerek kışlayı terk ettiği, Anayasanın 104. maddesine göre Başkomutan sıfatına haiz sayın Cumhurbaşkanının plan dışına çıkarak birlikleri tek tek ziyaret etme veya denetleme veyahut bilgi talebinde bulunma gibi aniden gelişebilecek olası durumlar karşısında tedbir alması, hangi personele ihtiyaç duyulacağını önceden bilmesinin mümkün olmaması nedeniyle tüm personelin hazırlıklı olması maksadıyla Tugay Komutanı tarafından verilen emrin askeri hizmete ilişkin olduğu ve sanığa tebliğ edilmek suretiyle somutlaştırıldığı dikkate alındığında sanığın atılı suçu işlediği anlaşıldığından mahkumiyeti yerine yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi kanuna aykırıdır. (Yrg.19.Ceza D.2018/8480 E-2020/7593 K)

Üst ve ast arasında yaşanan bir diyalokta hizmet ilişkisinin sona erip ermemesi

* Dosya kapsamına göre, sanığın 09/10/2014 tarihinde birlik emniyet nöbetçi subayı olduğu, öğle saatlerinde yemek için subay/astsubay gazinosuna gittiği, oturduğu masanın karşısında sanığın bölük komutanı olan ve olay günü tabur nöbetçi amiri olarak görevlendirilen P.Yzb….’ın yemek yemekte olduğu, P.Yzb….’ın, sabah saatlerinde sanığın kendisine ilettiği, onarım için üst kademeye sevk edilen silahların başında durmak üzere bir askerin görevlendirilmesi hususuna ilişkin olarak sanığa “başka asker bulamadın mı” diye sorduğu, sanığın ayağa kalkmadan ve başka tarafa bakarak “hallettim onu” şeklinde cevap verdiği, müteakiben sanık ile P.Yzb….’ın bu konuya ilişkin aralarında konuşmaya devam ettikleri sırada P.Yzb….’ın, sanığa “gözün kaşın oynuyor” dediği, akabinde “buraya gelir misin” diyerek sanığı yanına çağırdığı, sanığın “öğle yemeğindeyim sonra konuşsak olur mu” şeklinde cevap verdiği, bunun üzerine P.Yzb….’ın “A.O. emir veriyorum buraya gel” dediği, sanığın “gelemem öğle istirahatindeyim” diye karşılık verdiği, P.Yzb….’ın “A.O. sana emir veriyorum buraya gel” diye tekrar emir verdiği, sanığın yine “gelemem” diye cevap verdiği, bunun üzerine P.Yzb….’ın “arkadaşlar görüyorsunuz değil mi ben bölük komutanı olarak kendisine emir veriyorum, o da emri yerine getirmiyor” dediği, akabinde ayağa kalkarak elini masaya vurduğu ve “A.O. burayı derhal terk et” diye emir verdiği, sanığın önce çıkmadığı, kısa bir süre sonra P.Üçvş. …’in sanığı olay yerinden uzaklaştırdığı anlaşılmaktadır. Her kademedeki amirin, disiplini sağlamak, hizmetin düzgün, verimli ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesini temin maksadıyla, konusu suç oluşturmayan, kanun veya diğer hukuk kurallarıyla düzenlenmemiş konularda düzenleme yapıp emir vermeye yetkili olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Bu kapsamda; olay sırasında sanığın, Bölük Komutanı ile konuşurken sağa sola baktığı, kaykılarak oturduğu ve lakayt davranışlarda bulunduğu, sanığın amiri olan P.Yzb. …’ın, çok sayıda astının bulunduğu subay-astsubay yemekhanesinde, sanığın kendisiyle bu şekilde konuşmasını disiplinsizlik olarak değerlendirdiği, askerî adap ve terbiye kurallarına aykırı davranışlarına o sırada müdahale etmemesinin otoritesini sarstığını ve disiplinin tesisi amacıyla müdahale etmesi gerektiğini düşündüğü, bu nedenle sanığı yanına çağırdığı anlaşılmakta olup; Bölük Komutanının sanığa söylediği “gözün kaşın oynuyor” şeklindeki sözlerin, sanığın yaptığı disiplinsizliğin farkına varması amacıyla söylendiği, sanığın bu sözlerden olumsuz olarak etkilendiği kabul edilse dahi, sonuçta Bölük Komutanının astlarının önünde yaşanan bu disiplinsizliği önlemek amacıyla sanığı yanına çağırması, disipline aykırı görülen bu duruma müdahale niteliğinde olduğundan, aralarındaki hizmet ilişkisinin sona ermeyeceği, bu itibarla; sanığın hizmete ilişkin bu emre aykırı hareket ederek tekrar edilmesine karşın Bölük Komutanının yanına gitmemesi eyleminin ASCK’nın 87/1’inci maddesinin 2’nci cümlesinde düzenlenen ve emrin yerine getirilmesini söz veya fiili ile açıkça reddeden şeklinde tanımlanan emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturduğundan, sanığın unsurları itibariyle oluşan müsnet suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.(Yrg. 19. Ceza D. 2019/1460 E-2019/15457 K)

* K. lığı emrinde … Kursiyeri olarak görev yapmakta olan J. Tğm. M.C.F.’ın olay tarihinden birkaç gün önce içerisinde adının yazılı bulunduğu devre yüzüğünü kaybettiği, olay günü yüzüğünü sanık J. Er T.Y’ un bulduğunu öğrenerek yüzüğü kendisine getirmesi için haber bıraktığı, 12 Temmuz 2011 tarihinde saat 23. 50 sıralarında … Kurs Misafirhanesi ön kısmında sigara içmekte iken J. Er T.Y’un misafirhaneye girmekte olduğunu görerek yanına çağırdığı ve kendisine yüzüğü bulduğu halde neden kendisine getirmediğini sorduğu, sanığın daha önce nüsait olmadığından yüzüğü getiremediğini, yüzüğün yanında olduğunu belirterek yüzüğü teslim ettiği, J. Tğm. M.C.F.’in sanığa yanından gitmesini söylediği, bunun üzerine yüzüğü bulduğu için teşekkür edilmesini bekleyen sanığın “bir daha bir şey bulursam çöpe atacağım ” diyerek lakayt bir tavırla ve selam vermeden oradan uzaklaşmaya başladığı, J. Tğm. M.C.F. in kendisini çağırarak neden böyle konuştuğunu sorması üzerine sanığın ” bana yüzüğü getirmem için 24.00′ a kadar mühlet vermişsiniz, ben sizin yüzüğünüzü çalmadım, getirmeyecek olsam zaten kimseye söylemem, bundan sonra bir şey bulursam çöpe atacağım.” dediği, J. Tğm. M.C.F. in sanığa üstlerine karşı bu tarz konuşamayacağını, saygılı olmasını, esas duruşa geçmesini ve ayrılırken selam vermesi gerektiğini birkaç kez söylemesi üzerine sanığın ” selam vermiyorum, esas duruşa geçmiyorum, istediğiniz yere şikâyet edin” diyerek selam vermeksizin oradan ayrıldığı, sanığın bu şekilde atılı suçu (emre itaatsizlikte ısrar) işlediği anlaşılmıştır. (Yrg.19.Ceza D.nin 2020/3756-19869 E-K sayılı ilamı ile onanan Ankara 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/599 E-2020/370 K sayılı kararı)

Toplu asker karşısı kavramı

* ASCK’nin 14’üncü maddesinde düzenlenen toplu asker kavramının varlığı için, “sanık veya şerikler ile üst veya amir dışında askerî hizmet amacıyla toplanmış en az yedi asker kişinin bulunması” gerekmektedir. (Kapatılan) Askeri Yargıtay’ın yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, askerî hizmet maksadıyla yapılacak olan toplanmanın; askerî hizmet amacına yönelik, ciddi ve disiplinli olması, bir amir veya bir üstün emir ve komutasında bulunması, ayrıca hizmet amacına yönelik toplanmanın başlamış olması gerekmektedir. Ayrıca, askerî hizmet amacıyla toplanmış olan personelin işlenen suçu görebilecek, duyabilecek veya hissedebilecek konumda olması gerekmektedir. İnceleme konusu somut uyuşmazlıkta J.Tğm. A.T’nın içtima alanında belirtilen saatte tam olarak hazır olunmaması ve bazı personelin ellerinde sigara ile etrafta dolaşması üzerine tim personeline “istikamet solunuz, dağılın marş marş” şeklinde emir verdiği, (Kapatılan) Askerî Yargıtay Drl.Krl.nun 06.07.1989 gün ve 1989/191-185 esas ve karar sayılı içtihadında açıkça tartışıldığı gibi, bu tip emirler ister emir olsun diye, ister ceza olsun diye, ama sonuçta eğitimde dikkati çekmek için verildiği, bu tür bir emrin, silahlı kuvvetlerin günlük faaliyetleri içinde yer alan ve “Fırsat Eğitimi” olarak değerlendirilen faaliyetleri için verilmiş, hizmete ilişkin bir emir olduğu, sanıkların ise verilen emrin gereğini yerine getirmedikleri ve bulundukları yerde beklemeye devam ettikleri, bunun üzerine J.Tğm. A.T.’nın vermiş olduğu emri birkaç defa sanıklara tekrar ettiği, buna rağmen sanıkların emrin gereğini yerine getirmedikleri dikkate alındığında; dinlenen tanık ifadelerine göre henüz içtimanın başlamadığı, içtima hazırlıkları sırasında olayın meydana geldiği belirlenmiş olup, bir kısım personelin içtima alanına geldikleri, bu nedenle atılı suçun toplu asker karşısında unsurunun oluşmadığı, bu itibarla sanıkların eyleminin kendilerine sözlü olarak bildirilerek malûm ve muayyen hale getirilmiş emir tekrar edildiği hâlde emri yerine getirmemek suretiyle ASCK’nin 87’nci maddesinin 1’inci fıkrasının ikinci cümlesinde yazılı tanıma uygun emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturduğu hâlde, toplu asker karşısında işlendiğinin kabulü ile ASCK’nin 88’inci maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Yrg.19. Ceza D. 2018/7663 E-2020/1675 K)

Zimmet teslim almayı reddetmek suretiyle işlenen emre itaatsizlikte ısrar

* Sanığın mal sorumlusu olarak alması gereken malzemeleri zimmetine alması hususunda defaten verilmiş emirleri yerine getirme hususunda tereddüt etmesini gerektirir dosyaya yansımış bir sebep bulunmaması, sanığın malzemeleri teslim almak için çaba sarf etmemesi, buna karşın defaten verilen emre rağmen malzemelerin zimmetini üzerine almadığının ve verilen emrin gereğini yerine getirmediğinin de sabit olması karşısında sanığın suç işleme kastıyla hareket ederek üzerine atılı emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği sonucuna varıldığından sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatine karar verilmesi hukuka aykırıdır. (Yrg.19. Ceza D.2019/3913 E-2019/15045 K)

Hizmete ilişkin olmayan, adli göreve ilişkin olan emir

* Sanığın koğuşta cep telefonu ile konuştuğu sırada Bkm. Âsb. Kd. Bçvş…’nun onu gördüğü ve sanıktan cep telefonunu teslim etmesini istediği, sanığın “birazdan vereceğim” diyerek uzaklaştığı ve bir süre sonra döndüğünde ise bu kez “vermeyeceğim” dediği; sanıktan 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu uyarınca işlemekte olduğu disiplinsizlik eyleminin delili niteliğinde olan cep telefonunun istenmesinin, amirin adli görevine ilişkin olduğu, sanığın delil niteliğindeki cep telefonunun tesliminden kaçınması halinde uygulanacak işlemin cebren infaz olunacağı ve cebren infaza yönelik emirlerin hizmet emri niteliği taşımayacağı, bu suretle sanığın eyleminin suç oluşturmayacağı gözetilmeksizin aksi kabulle suçun sübut bulduğu değerlendirmesiyle sanığın mahkûmiyetine ve mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar tesisinin hukuka aykırı olduğu görülmüştür. (Yrg.19.Ceza D. 2019/3932-11706 K)

* Dosya kapsamına göre, 01/10/2014 tarihinde saat 09:30 sıralarında bölük komutanı vekili Hv. P. Ütğm. … tarafından yapılan kontrolde sanığın koğuşta yattığının ve yatağının üzerinde şarj halinde cep telefonu olduğunun tespit edilmesi şeklinde gelişen somut olayda, sanıktan TSK Disiplin Kanunu uyarınca işlemekte olduğu disiplin suçunun delili niteliğinde olan cep telefonunun istenmesinin, amirin adli görevine ilişkin olduğu, sanığın delil niteliğindeki cep telefonunu teslimden kaçınması halinde uygulanacak işlemin zorla infaz olacağı, zorla infaza yönelik emirlerin hizmet emri niteliği taşımayacağı nazara alındığında, sanığın eyleminin suç teşkil etmediği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. (Yrg.19. Ceza D. 2018/671-4682 E-K).

Gizlilik dereceli evrakın saklanmasına yönelik emre itaatsizlik

* Gizlilik dereceli evrakların açıkta bırakılmaması, kapaksız veya cam kapaklı dolaplara konulmayıp, çift kilitli ve içi görünmeyen dolaplarda muhafaza edilmesi gerektiğine dair emre itaatsizlikte ısrar suçunun, izne giderken belirtilen nitelikteki evrakı oda içerisinde açık bir şekilde bırakan sanık açısından somut olayda oluştuğuna dair bozma ilâmına uyulduğu halde, eylemine uyan kanun maddeleri gereğince sanığın cezalandırılmasına karar vermek gerekirken, yazılı gerekçelerle beraatine karar verilmesi hukuka aykırıdır. (Yrg.19.Ceza D. 2019/27566-10133 E- K)

KTM’de mıntıka ve çevre düzenlemesine çıkarılması konusunda verilen emrin hizmete ilişkin olmadığı

* Kurs faaliyetine katılmak için Batman İl Jandarma Komutanlığı Kabul ve Toplanma Merkezinde bulunması nedeniyle sanığa mıntıka ve çevre düzenlemesine çıkarılması konusunda verilen emrin hizmete ilişkin olmadığı gibi, toplanan diğer askerlerle birlikte önce verilen görevi yapan ancak temyiz kapsamı dışında bulunan diğer sanığın olay günü üzerine bulunan sivil kıyafetlerin çamur olması nedeniyle çalışmayı bıraktığı şeklindeki savunmasının, kursa katılmak için 25/01/2010 tarihinde TKMT’ye giriş yaptığı ve 29/01/2010 tarihinde saat 14.55’te TKMT’den ayrıldığına ilişkin Birlik Komutanlığı yazısı ile desteklendiği dikkate alındığında, sanığın suç işleme kastıyla hareket ettiği hususunun da şüpheli kaldığı, bu nedenlerle sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır. (Yrg.19. Ceza D.2019/22093-9183E-K)

Emirler, astın tamamen anlayacağı şekilde açık, kısa ve kesin olmalıdır.

* Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinin 30. maddesine göre, emirler, astın tamamen anlayacağı şekilde açık, kısa ve kesin olmalı, astın emirden kendine göre değerlendirmelerle sonuç çıkarması beklenmemeli ve emirden beklenen amacın veya nelerin yapılması, nelerin yapılmaması gerektiği astın değerlendirmesine bırakılmamalıdır. Zira farklı eğitim, kültür ve sosyal yapıya sahip kişilerin emirden aynı anlamı çıkarmalarını beklemek mümkün değildir. Normal bir eğitim ve kültüre sahip kişiden, keyif verici maddeleri kullanmayı yasaklayan bir emrin kışlada “bally” koklanmasını, çekilmesini de yasakladığını düşünerek buna göre hareket etmesi beklenebilir ise de, aynı yeterliliğe sahip olmayan birisinin aynı hareket tarzı içinde olmaması da doğaldır. Buna göre, kışlada bally koklanmasının, çekilmesinin yasak olduğu konusunda hiçbir açıklık ve somut bir düzenlemeyi içermeyen emrin, sanık yönünden dava konusu fiili de kapsayacak şekilde özelleştirilerek somut ve açıkça anlaşılır hale getirilmediği ve dolayısıyla sanığın emre itaatsizlikte ısrar kastıyla hareket ettiğinin kabul edilemeyeceği anlaşıldığından yasal unsurları itibariyle oluşmayan atılı suçtan sanığın beraati yerine yazılı olduğu şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır.(Yrg.19. Ceza D.2019/1445-6707 E-K)

Bozulan disiplini tesis etmek ve daha müessif olayları önlemekle görevli üst ve amirlerin, yani nöbetçi amir ile nöbetçi astsubayın verdiği emir

* Olay günü sanığın elindeki bıçak ile tabur içtima alanına geldiği, bunun üzerine durumun mağdur nöbetçi amir P.Yzb.G.A. ile katılan nöbetçi astsubay P.Bçvş.B.D’a haber verildiği, askerî disiplinin aşırı derecede ihlal edilmesi üzerine bozulan disiplini tesis etmek ve daha müessif olayları önlemekle görevli üst ve amirlerin, yani nöbetçi amir ile nöbetçi astsubayın sanığa, bıçağını vermesi yönündeki emirlerine rağmen sanığın bıçağını vermediği, küfür ve hakaretlerine devam ederek bıçağını havaya doğru savurduğu ve olaya müdahale eden mağdur G.A., katılan B.D. ve olay yerinde bulunan diğer katılanlar S.D., S.K., A.T., M.D. ve müşteki O.Ö.’ü öldürmekle tehdit ettiği, böylece sanığın disiplini tesis etmeye çalışan amirlerine zorla ve tehditle karşı koyarak, görevlerini yerine getirmelerine engel olduğu anlaşıldığından sanığın mukavemet suçunu işlediğinin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. (Yrg.19.Ceza D. 2019/27486 E-2020/2787 K)

Emre itaatsizlikte ısrar suçunda zarar gören kişi olarak kabul edilmeme

* Katılan P. Asb. Bçvş. A.Z.’un, 25/03/2016 günü saat 08.30 sıralarında yapılmakta olan sabah içtiması sırasında, sanık terhisli P. Er Y.D’a “Esas duruşa geçmesi” için verdiği emrin yerine getirilmemiş ya da kısmen yerine getirilmiş olması şeklinde isnat edilen eylem, işleniş biçimi itibariyle üst durumunda bulunan katılana ait herhangi bir hak ya da menfaate zarar vermemiştir. 1632 sayılı AsCK’nın 87/1. maddesinde düzenlenen emre itaatsizlikte ısrar suçunun koruduğu hukuki menfaat, askeri disiplin ve itaatin korunması şeklinde kamusal bir değerdir. Gerek sanığın işlediği iddia edilen eylemin maddi konusunun gerekse eylemin neden olduğu ileri sürülen itaatsizlik durumunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 237. maddesinin öngördüğü anlamda katılan P. Asb. Bçvş. A.Z.’un suçtan zarar gören kişi olarak kabulüne ve bu kişinin açılan kamu davasına müdahil sıfatı ile katılmasına hak ve imkan vermediği sonucuna varılmıştır.(Ankara Blg.Ad.Mah.9.Ceza D.2018/1901-2379 E-K)

Yeni birliğe gitme yönünde verilen emir

* Sanığın askerlik görevini yapmakta iken Mhf. Tk. Klığı emrine tertip edildiği, sabah içtiması sırasında yeni bölüğüne gitmek üzere eşyalarını toplaması için emir aldığı ancak sanığın bu emri yerine getirmeyerek, askeri hizmete ilişkin emre itaatsizlik suçunu işlediğinin sabit olduğu olayda, yerel mahkemece atılı suçun sübutunun kabulünde ve suç nitelendirmesinde isabetsizlik görülmemiştir.(İstanbul Blg.Ad.Mah.16.Ceza D.2019/6380 E-2020/3399 K)

Yürüyüş grubundan ayrılmak suretiyle işlenen emre itaatszilikte ısrar

*Olay tarihinde askerlik görevini ifa eden sanığın üstünün emrine rağmen belirtilen şekilde yürüyüş grubundan izinsiz ayrılıp emre itaatsizlik sureti ile atılı suçu işlediği, iddia, dinlenen tanık ifadeleri ile sabit oluşu karşısında yerel mahkemece suçun sübutunun kabul ve nitelendirmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamıştır. (İstanbul Blg.Ad.Mah. 16.Ceza D.2018/5088 E- 2019/1435 K)

Hizmete ilişkin tekrarlanan emir

*  Haftalık silah bakımı sonrasında bakımı yapılan silahların kontrolünü yaptıktan sonra tüm takım personeli tek sıra halinde diziliyken takım komutanının “Havaya karşı nizam vaziyeti al!” emrine P. Er R.B.’nın uymadığı, takım komutanının neden emre uymadığını sorması üzerine “Bana ne! Ben üşüdüm. Ben yapmayacağım.” şekinde cevap vererek emre itaatsizlikte ısrar ettiği, sanığın verilen emri yerine getirmeyerek ve tekrarlanan emre karşı direnmesi sonucunda müsnet emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği anlaşılmıştır. (Erzurum Blg.Ad.Mah.5.Ceza D.2019/2046 E- 2022/1893 K sayılı kararı ile onanan Erzurum 3.Asliye Ceza Mah.nin 2017/1310 E-2019/500 K sayılı kararı)

*Sanıkların yat saati olmasına rağmen uygunsuz bir kıyafet ile kamaralar bölgesine doğru gitmeleri üzerine nöbetçi subay tanık F.Ş. in kendilerini üzerlerindeki kıyafetler ile kamaralar bölgesine girilmeyeceği konusunda defalarca uyarmasına rağmen emre uymayarak kamaralar bölgesine gitmeye devam etmeleri şeklindeki eylem emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturur. (İzmir Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.2022/658-802 E-K sayılı kararı ile onanan Foça 1.Asliye Ceza Mah.nin 2021/775 E-2022/32 K sayılı kararı)

*  Yapılan yoklama esnasında piyade asteğmen E.D.’nın, sanık piyade er F.G.’ya görev yerini izinsiz terketmesi ile ilgili olarak askeri hizmete ilişkin olduğu açık olan ifadesi alınmak üzere odasına gelme emrine “gelmiyorum komutan” diyerek reddetmek suretiyle emri yerine getirmediği, emrin tekrar edilmesine rağmen emrin yerine getirilmesini tekrar açıkça reddederek yerine getirmediği ve bu suretle toplu asker karşısında emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği anlaşılmıştır. (Bursa Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.nin 2021/956 E-2022/1536 K sayılı kararı ile onanan Edremit 3.As.Ceza Mah.nin 2019/699 E-2020/1224 K sayılı kararı)

*  Sanığın yemekhane görevlisi olarak yemekhanede çalıştığı, görev yerinde bulunmadığının …Üçvş.R.K. tarafından tespit edilmesi üzerine yemekhaneye çağrıldığı ve aşçı kıyafetlerini giyip, görevinin başına geçmesinin emredildiği fakat sanığın “her türlü cezayı göze alıyorum, çalışmayacağım” şeklinde karşılık verdiği, emir tekrar edildiği halde emri yerine getirmeyerek emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği anlaşılmıştır. (Bursa Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.nin 2021/1158 E-2022/2103 K sayılı kararı ile onanan Çanakkale  3.As.Ceza Mah.nin 2021/20-177 E-K sayılı kararı)

*  Sanığın suç tarihinde, …. Komutanlığında askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada, Bölük Komutanı Ütğm. N.A.’ın odasına gittiği, Bölük Komutanı N.A. tarafından, görüşme bittikten sonra sanığa odadan çıkması emredildiği halde sanığın  “daha söyleyeceklerim bitmedi” diyerek odadan çıkmadığı, ardından Bölük Komutanı tarafından üç defa odadan çıkması söylenmesine rağmen sanığın odadan ayrılmadığı, sanığın eyleminin Askeri Ceza Yasasının 87/1-2.cümlede düzenlenen “Emre İtaatsizlik” suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır. (Ankara Blg.Ad.Mah.23.Ceza D.2022/159-3263 E-K sayılı kararı ile onanan Polatlı 1.Asliye Ceza Mah.nin 2021/535-1883 E- K sayılı kararı)

Günlük faaliyelere ilişkin emirlere riayetsizliğin emre itaatsizlikte ısrar suçu teşkil edebilmesi için somutlaştırılması gerekir.

* Diğer taraftan, Kanun ve Yönetmeliklerde yer alan selamlama, gün aşırı tıraş olma, içtimalara katılma gibi düzenleyici tasarruflara, her asker kişi tarafından uyulması zorunludur. Bu tür tasarrufların hizmete ilişkin emir niteliğinde emir olabilmesi için, bir üst veya amirin TSK İç Hizmet Kanunu’nun 24. maddesi gereğince, olaydan hemen önce veya olay anında müdahale edilerek somut hale getirilmesi ile mümkündür. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığı altında istinaf konusu olaya dönüldüğünde; sanığa 10/01/2012 tarihinde yapılan içtimaya katılması hususunda içtimadan hemen önce veya içtima anında bir üst veya amir tarafından somutlaştırılmış bir emir verilmemesi karşısında sanığa yüklenen suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı gerekçesi ile sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır. (İzmir Blg.Ad. Mah.11.Ceza D.2019/2879 E-2020/2310 K)

* İçtimalara katılınması hususu 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanununun 55. ve TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 263. maddesinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla içtimalara katılmayan sanığa genel olarak içtimalara katılması yönünde verilen emirler emre itaatsizlikte ısrar suçuna konu teşkil etmeyecektir. Suçun oluşumu için yapılacak içtima öncesinde veya içtima alanında görülmemesi üzerine içtima alanına çağrılması ve içtimaya katılması hususunda somut bir emrin verilmesi gerekir. (Ankara Blg.Ad.Mah.9.Ceza D.2022/148-1563 E- K)

* Olay tarihinde askerlik görevini ifa eden sanığın üstünün “Tüm bölüğe öğle yemeğinden sonra garajlar bölgesine çıkılacağı” şeklindeki emrine rağmen emre uymamak sureti ile koğuşuna giderek istirahate çekildiği, savunmada belirtildiği üzere rahatsızlığına ilişkin herhangi bir doktor raporu ya da hastane kaydının bulunmadığı anlaşılan olayda yerel mahkemece suçun (emre itaatsizlikte ısrar) sübutunun kabul ve nitelendirmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamış, hükmün açıklanması sureti ile mahkumiyetine dair verilen kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır. (İstanbul Blg.Ad.Mah.16.Ceza D.2019/441-3303 E- K)

          Amire saygısızlık-emre itaatsizlikte ısrar

* İnceleme yapılacak sorunun er gazinosunda bulunan sanığın gazinoya gelen ve ayağa kalkmasını söyleyen yüzbaşının emrini gecikerek de olsa yerine getirdiği ancak esas duruşa geç emrinin yerine getirilmemesi suretiyle sanığın eyleminin emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturup oluşturmayacağıdır. Emre itaatsizlik suçunun maddi unsurunu, “hizmete ait emri tam yapmamak, değiştirmek veya sınırını aşmak suretiyle itaatsizlik etmek” oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu suçun oluşabilmesi için öncelikle amir tarafından verilmiş “hizmete ilişkin bir emrin ” varlığı zorunludur. Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ( 24. Maddesi ) gereği, astın amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeye, amirlere mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecbur oldukları, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği gereği de (Madde 115) ” Kahve, gazino, sinema ve sair buna benzer umumi yerlerde bulunurken, subay, askeri memur ve astsubaylar içeriye girince kahve küçük ise erbaş ve erlerin hepsi birden, büyük ise üst önlerinden geçerken kalkarak, her biri esas duruşta başları ile üstü selamlarlar.” İç Hiz. Yönetmeliğinin 150. Maddesi ise amirden bir emir veya telakki eden astın derhal esas duruşu alması gerektiği, şeklindeki düzenlemeler dikkate alındığında, belirtilen Kanun ve Yönetmelik uyarınca göstermeye zorunlu olduğu saygıyı göstermemek suretiyle sanığın eyleminin amire saygısızlık suçunu oluşturup bu suçun da disiplin cezasını gerektiren suç niteliğinde olduğu anlaşılmakla sanık hakkında toplu asker karşısında emre itaatsizlikte ısrar suçundan verilen mahkumiyetine dair hükmün usul ve yasaya aykırı olduğu ancak bu aykırılığın CMK’nın 303/1 ve 280/1-a maddeleri uyarınca düzeltilebilir nitelikte görüldüğünden sanığın üzerine atılı toplu asker karşısında emre itaatsizlik suçundan açılan davada suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmakla CMK’nun 223/2-a maddesi uyarınca sanığın beraatine karar verilmiştir. (İstanbul Blg.Ad.Mah.14.Ceza D.2019/4881 E-2020/3599 K)

İstirahatin geçirileceği yer hususunda verilen ve hizmete ilişkin olmayan emir

* Piyade Uzman Çavuş olan sanığın, Suriye harekat bölgesinde görevli iken bel ağrısı şikayetiyle başvurduğu, 30/09/2020 tarihinde Kırıkhan Devlet Hastanesi tarafından 15 gün fizik tedavinin uygun görüldüğü, sanığın  06/10/2020 tarihinde 10 gün iş göremezlik raporu aldığı, sanığın raporunu birliğinde geçirmesi emredilmesine rağmen 06/10/2020 günü izinsiz olarak birliğinden ayrıldığı, sanığın 16/10/2020 tarihinde 20 gün sonrasında da 05/11/2020 günü 14 gün iş göremezlik raporu aldığı ve birliğine katılış yapmadığı gerekçesiyle sanık hakkında 1632 sayılı yasanın 87/1-a maddesi gereğince emre itaatsizlik suçundan açılan dava neticesinde; ilk derece mahkemesince sanığın istirahatini tugayın toplanma bölgesinde geçirmesi şeklindeki emrin askeri hizmete ilişkin bir emir olmadığı kanaatiyle CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca sanığın beraatine karar verildiği, Dairemizce yapılan inceleme neticesinde ise, belini incitmesi sebebiyle fiziki tedavi gördüğü anlaşılan sanığın emre rağmen istirahatli olduğu süreyi tugay toplanma bölgesi dışında Sakarya’da bulunan ailesinin yanında geçirmekten ibaret olan eyleminin hizmete ilişkin bir emrin yerine getirilmemesi ya da söz ve fili ile açıkça emrin reddedilmesi anlamına gelmeyeceği zira iş göremeyeceği, bu kapsamda, birliği tarafından göreve çağrılsa bile üzerine düşen vazifeyi rahatsızlığı sebebiyle yerine getiremeyeceği sağlık raporu ile belgelenen sanık açısından istirahat süresini tugay komutanlığının toplanma bölgesinde geçirilmesine ilişkin emrin hizmete ilişkin bir emir olarak telakki edilemeyeceği, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verilen beraat kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı sonucuna varılmıştır. (Adana Blg.Ad.Mah.10.Ceza D.2022/632-2401 E- K)

İstirahat raporlu personelin kışlaya çağrılması

* Şüphelinin …’uncu Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı emrinde görev yaptığı, şüphelinin Elazığ Asker Hastanesi Baştabipliğinin 22 Nisan 2013 tarihli ve … numaralı raporu ile 30 (otuz) gün istirahat aldığı, şüphelinin istirahatı esnasında TSK Personel Muayene Yönergesine göre Ankara GATA Baştabipliğine sevk edilmesi amacıyla 29/04/2013 tarihinde Üstğ.M.A. tarafından mesaiye gelmesi yönünde emir verildiği, yine 02/05/2013 tarihinde.Yb.H.C.’un emri ile şüphelinin kaldığı lojmana gidilerek evrak tebliğ edilmek istendiği ancak şüphelinin kendisine verilen mesaiye gelmesi yönündeki emre rağmen birliğine katılmadığı ve ayrıca Elazığ Asker Hastanesi Baştabipliğinin 21 Mayıs 2013 tarih ve … numaralı raporu ile 20 (yirmi) gün istirahat aldığı, TSK Personel yönergesine göre Ankara GATA Baştabipliği Psikiyatri Polikliniğe sevk edilmek üzere 24/05/2013 tarihi saat 10:00’a kadar mesaiye gelmesi gerektiği hususunda Loj.Des.Komutanı Yb. H.C. tarafından emir verildiği, söz konusu emrin 23/05/2013 tarihinde Bçvş.Tug.M.lığı lojmanlarında tebliğ edilmek istendiği, şüphelinin tebliğ tebellüğ belgesini imzalamaktan imtina etmesi üzerine şüpheliye 24/05/2013 tarihi saat 10:00’a kadar mesaiye gelmesi ve Ankara GATA Baştabipliği Psikiyatrı Polikliniğine sevk edileceği şeklindeki emrin sözlü olarak tebliğ edildiği, emri sözlü olarak tebliğ eden şüphelinin emre uymayarak mesaiye gelmediği” şeklindeki kabullerle “Emre itaatsizlikte Israr” suçundan eylemlerine uyan 1632 Sayılı As.C.K.’nın 87/1.maddesi gereğince cezalandırılması istemleri ile kamu davaları açılmışsa da; emre itaatsizlikte ısrar suçunun oluşabilmesi için emrin hizmete ilişkin olması yanında, hizmete ilişkin emirlerin açık ve anlaşılır olması, bu emrin hiç yerine getirilmemesi ve sanıkta emre itaatsizlikte ısrar kastının bulunması gerektiği, verilen emre itaat etmekten söz veya fiille kaçınmakla ya da emrin tekrar edilmesine rağmen yerine getirilmemesiyle suçun tamamlandığı; somut olayda ise, her iki olayda da rapor süresi içerisinde mesaiye çağrılması emirlerinde, sanığa hizmete ilişkin olarak bir emir yöneltilip, sanığın bu emir gereğini hiç yerine getirmemesi gibi bir gelişmenin söz konusu olmaması  dikkate alınarak suçun yasal unsurları oluşmadığından 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi yasaya aykırıdır. (Diyarbakır Blg.Ad.Mah.5.Ceza D.2022/375-2228  E- K)

İçki içmek suretiyle emre itaatsizlikte ısrar

* İddia, sanıkların savunmaları, askeri birlikte düzenlenen tutanaklar, emirlerin tebliğine ilişkin belgeler bir arada değerlendirildiğinde sanıkların askerlik görevini ifa ettikleri sırada sanık Murat’ın temin ettiği alkollü içkiyi askeri birliğin içinde üç kişi birlikte hareket ederek içtikleri, akabinde koğuşlar bölgesinde bağırışmaları üzerine görevli personelce sanıklara müdahale edildiği ve soruşturma işlemlerine başlandığı, alınan alkol raporlarından da alkol tükettiklerinin anlaşıldığı, eylemlerinin askeri ceza kanununun 87/1 maddesinde düzenlenen emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır.(İst.Blg.Ad.Mah.14.Ceza D.2018/3745 E-2020/332 K)

* Sanığın lavabo ihtiyacı nedeni ile 09.06.2014 tarihinde saat 00.30 civarında er gazinosuna gittiği, sanığın J.Er B.D. ile tartıştığı Uzm.J.Çvş.A.K.’nin er gazinosuna geldiği, bunun üzerine sanığın rahat tavırları ve konuşmaları üzerine alkol alıp almadığını sorduğu ve ağzını kokladığı daha sonra sanığı nöbetçi subayın yanına götürdüğü buradan da sanığın … Sağlık Toplum Merkezine götürüldüğü sanık hakkında düzenlenen alkol muayenesine ilişkin Genel Adli Raporuna göre alkol ölçüm cihazının bulunmaması nedeni ile ölçüm yapılamadığı ancak sanığın fiziksel muayenesinde alkollü olduğunun anlaşıldığı, sanığa ”Kışla içerisinde veya dışarısında kesinlikle içki içmeyeceksi” şeklinde emrin 29.10.2013 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Bu sebeplerle yukarıda bahsedildiği gibi hizmete ilişkin olan emrin somutlaştırıldığı ve sanığa yöneltilmiş olduğu,  sanığın bu şekilde kendisine birlik içerinde içki içilmeyeceğine dair emir tebliğ edilmesine rağmen birlik içerisinde içki içerek “Emre İtaatsizlikte Israr” suçunu işlediği anlaşılmıştır. (Van  Blg.Ad.Mah.5.Ceza D.nin 2019/2784-2022/1946 E-K sayılı kararı ile onanan Hakkari 1.As.Ceza Mah.nin 2018/477-2019/130 K sayılı kararı)

* Sanığın, daha önceden imzası karşılığında tebliğ edilen, “Kışla içerisinde alkol ve alkol içeren içecekleri kullanmanın yasak olduğuna ilişkin” hizmete müteallik emir hilafına hareket ederek, 12/10/2010 pazar günü saat 15.00 sıralarında Girne şehir merkezinde bulunan bir dürümcüye getirttiği dört adet 50 Cl’lik kutu birayı kışlaya soktuktan sonra içtiği ve bu şekilde emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği sonucuna varılmıştır. (Ankara Blg.Ad.Mah.9.Ceza D.2018/2828-2901 E-K)

* Olay tarihinde kışla dışından temin ettiği alkollü içkiyi arkadaşıyla birlikte içtiği anlaşılan sanığın bu şekilde hizmete ilişkin emri yapmama suçunu işlediği gibi, araç şoförü uyurken cebinden askeri araca ait anahtarı alarak bu araçla nöbet yerlerine görevli askerleri taşıdığı sırada sevk ve idaresinde bulunan aracın hakimiyetini kaybederek kışla içerisinde katılanın da içinde olacak şekilde araçtakilerin yaralanmasına sebebiyet veren sanığın gerçekleştiği emre itaatsizlik sonucunda insan hayatını tehlikeye sokmak sureti ile üzerine atılı suçun unsurları itibarı ile oluştuğu anlaşılan olayda sanık hakkında her iki eylemden dolayı belirlenen kabul ve suç nitelendirmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.(İstanbul Blg.Ad.Mah.16.Ceza D.2018/85-2060 E-K)

ÜSTE FİİLEN TAARRUZ

Astın üste yönelik kasten gerçekleştirdiği taarruz eylemleri As.C.K.nın 91’inci maddesinde üste fiilen taarruz olarak belirlenmiştir. Bir astın üstüne veya amirine yönelik fiili taarruzlarının askeri disiplini oldukça sarsması dikkate alınarak astın üstüne veya amirine yönelik taarruz eylemleri Türk Ceza Kanununun kasten yaralamaya ilişkin hükümlerinden ayrı bir şekilde özel olarak düzenlenmektedir.

Suçun maddi unsuru, Türk Ceza Kanununda kullanılan “yaralama” ifadesinden daha geniş bir anlama sahip olan “taarruz”dur. Taarruz kavramı yerleşik uygulamada, yaralama teşkil eden eylemlerin tamamı ve ayrıca çarpmak, iteklemek, vurmak için yakasına yapışmak, taarruz amacıyla silahı üste veya amire tevcih etmek gibi; üstün veya amirin vücut bütünlüğüne yönelik saldırı niteliğindeki etkili eylemlerin tamamına karşılık gelmektedir. Yaralama ifadesi yerine taarruz ifadesini kullanılmak suretiyle örneğin bir astın üstünün yakasına sarılmasının üste fiilen taarruz suçunu oluşturmasının amaçlandığı değerlendirilmektedir.

Kanun koyucu, disiplin ile amir veya üstün otoritesini gözeterek bunlara karşı yapılan fiilen taarruzlarda, eylemin teşebbüs aşamasında kalması halinde dahi aynı menfaatin ihlal edildiğini kabul ederek suça teşebbüsü de, tamamlanmış suç gibi yaptırım altına almıştır.

Teşebbüs aşamasında dahi kabul edilemeyecek, icrai nitelikte olmayan eylem

* Sanığın eline aldığı demir kül tablası ile mağdura yöneldiği ancak araya giren kişilerce tutularak olay yerinden uzaklaştırıldığı konusunda kuşku bulunmamakla beraber bu sırada mağdura ne kadar yaklaşabildiği, elindeki kül tablasını mağdura vurabilecek bir mesafeye kadar gelip gelmediği konusunda tam bir tespit yapılamadığı, yargılama aşamasında dinlenilen tanıkların da sanığın eline aldığı kül tablası ile mağdurun üzerine yürürken aralarında ne kadar mesafe varken araya girerek engellendiğine dair herhangi bir beyanda bulunmadıkları görülmektedir. Bu itibarla, sanığın mağdura doğru yürüdüğü ve engellendiği süreçte, dinlenen tanıkların fiilen taarruz veya taarruza teşebbüs olarak nitelendirilebilecek “vurma, tekme savurma vs. “ bir hareket yapmaması karşısında sadece mağdura doğru yönelmesinin, kesin olarak üste fiilen taarruz suçunu ortaya çıkarması yönünde icrai bir hareket niteliğinde olduğunun kabulü olanaklı olmadığı gibi, sanığın mağdura saldırma amacının olduğu kabul edilse dahi, saldırmaktan her an vazgeçebilecek olması olasılığının bulunması karşısında, bu yönde oluşan kuşkunun sanık lehine yorumlanması gerektiği açıktır. (Yrg.19. Ceza D.2019/493-11501 E-K)

Suç teşkil eden teşebbüs

* ASCK’nin 91’inci maddesinde üste veya amire fiilen taarruz veya taarruza teşebbüs suç sayılmış olmakla, eylemin teşebbüs aşamasında kalması ile gerçekleşmesi arasında herhangi bir fark bulunmamakta, her iki eylem aynı yaptırıma tabi tutulmaktadır. Dosya kapsamına göre, sanığın bir eliyle üstü konumunda bulunan mağdur Uzm.Onb. H. A’ün kolundan tutup diğer eliyle elini yumruk yapıp vuracakmış gibi havaya kaldırması, ancak mağdurun sanığı yanından uzaklaştırması, sonra sanığın tekrardan hamle yapması orada bulunan askerlerin tutmasıyla bunun engellenmesi nedeniyle eylemi teşebbüs aşamasında kalmakla birlikte; üste fiilen taarruza teşebbüs hâlinde de suçun tamamlanmış olduğunun kabul edildiği göz önüne alındığında, eylemin teşebbüs aşamasında kalmış olmasına bakmaksızın suçun tamamlandığı kabul edilerek hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamıştır. (Yrg.19. Ceza D. 2019/361 E- 2020/2788 K)

Ek savunma-adli gözlem

* Sanık hakkında üstü olan mağdur Kd.Çvş.G.C’un esas duruşa geç emrine rağmen esas duruşa geçmediği gibi sözlü olarak “ben esas duruş muruş bilmem” demek suretiyle emre itaatsizlikte ısrar suçundan ASCK’nın 87/1 (2. cümle) maddesi gereğince; yine üstü olan mağdur Kd.Çvş.G.C’un koluna tekme atmak suretiyle üste fiilen taarruz suçundan ASCK’nın 91/1 maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı ve de her iki suç bakımından haksız tahrik hükümlerinin uygulanması talep edildiği halde, CMK’nin 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı tanınmadan, sanık hakkında toplu asker karşısında üste fiilen taarruz suçundan ASCK’nın 91/2. maddesi, toplu asker karşısında emre itaatsizlikte ısrar suçundan ise haksız tahrik hükümleri uygulanmaksızın ASCK’nın 88. maddesi uyarınca yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması ve Birliği Komutanlığınca düzenlenen vaka kanaat raporunda bölüğe katıldığı ilk andan itibaren sorun çıkarmaya başladığı, toplu yaşamaya sivilde aldığı cezalar nedeniyle uyumlu olmadığı ve danışmanlığında da yaptıklarını hatırlamadığını söylediği belirtilen sanığın psikolojisinin bozuk olduğu yönündeki savunması da dikkate alındığında; suç tarihleri öncesi ve sonrasında gördüğü psikolojik tedavilere ilişkin belgelerin getirtilerek dava dosyasına dahil edilmesini müteakip sanığın suç tarihlerinde psikiyatrik yönden askerliğe elverişlilik durumu ve ceza ehliyeti ile ilgili ortaya çıkan şüphenin giderilmesi için psikiyatri uzmanı bir bilirkişiye muayenesi yaptırılıp, bilirkişinin lüzum görmesi hâlinde adli gözlem altına aldırılması, elde edilecek sonuca göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.(Yrg.19. Ceza D. 2020/1825-9378 E-K)

Kesici ve yaralayıcı özelliğinden dolayı silahtan sayılan alet ile üste fiilen taarruz

* Sanığın  askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada  20.12.2013 tarihinde birlik koğuşunda çıkan tartışma sonucunda Topçu er olan  sanık T.C.K.nun mağdur  M.A.’ya jilet (traş bıçağı başı) salladığı ve hafif şekilde elini yaraladığı, mağdur  M.a.’nun  sanık  T.C.K.’dan şikayetçi olmadığı anlaşılan olayda,  sanık ve mağdur ifadesi, tanık beyanları, vaka kanaat raporu ile dosyadaki diğer belgelerin incelenmesinden sanığın üstü olan  mağdur Topçu Onb. M.A.’yu suçta ve saldırıda kullanıldığında kesici ve yaralayıcı özelliğinden dolayı silahtan sayılan alet niteliğinde değerlendirilen  jilet (traş bıçağı başı) ile yaralamak suretiyle Üste Fiilen Taarruz suçunu işlediği  sabit olmakla yerel mahkemece sanığın suçunun sübutu ve nitelendirilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.(İstanbul Blg.İd.Mah. 31.Ceza D.2020/5702 E-2021/5160 K)

* Olay tarihinde astsubay olarak görev yapan sanığın 07/05/2017 tarihinde aynı birlikte görev yaptığı ve asteğmen rütbesinde olması nedeniyle üstü durumunda olduğunu bildiği mağdurla nöbet değişimi nedeni ile tartıştığı, mağduru ellerini tutarak ittirmek ve mağdurun eline vurmak suretiyle üste fiilen taarruz suçunu işlediği, ilk derece Mahkemesince suçun sübutunun kabulünde ve cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.(Ankara Blg.Ad.Mah. 9.Ceza D.2018/9733 E-2020/628 K)

Saldırıya uğrayan bir kişinin kendisini koruma iç güdüsüyle saldıran kişiyi defetmeye çalışması

* Onbaşı A.K.’ın aşamalarda vermiş olduğu ve değişkenlik gösteren istikrarsız beyanları, özellikle sıcağı sıcağına olay sonrasında vermiş olduğu ilk ifadesinde kendisine karşı bir müessir fiil eyleminden bahsetmemesi, saldırıya uğrayan bir kişinin kendisini koruma iç güdüsüyle saldıran kişiyi defetmeye çalışmasının çevreden kavga olarak nitelendirilebileceği, sanıktaki yaralanmanın niteliği dikkate alındığında A.K.’ın sağ elinde oluşan şişlik ve sıyrığın kendi eyleminin sonucunda meydana gelmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğu, tanıkların ifadelerinin muğlak ve genel olup son ifadelerinde müessir fiile tanık olmadıklarını açık olarak belirtilmiş olmaları karşısında sanık E.N.’in, onbaşı A.K.’a karşı müessir fiilde bulunmadığına yönelik savunmasının aksini ortaya koyan yeterli delil bulunduğundan bahsedilemeyecektir. Bu durumda, sanığın müsnet suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraatine karar verilmiştir. (Ankara Blg.Ad.Mah. 9.Ceza D.2018/9996 E-2020/1689 K)

Kendisine karşı gerçekleştirilen asta müessir fiil suçunu oluşturan eylemlerden kurtulmak için gerçekleştirilen yakadan/elden tutmak şeklindeki eylem üste fiilen taarruz suçunu oluşturmaz.

* Sanık B.A’nın, SAK Tim Çavuşu S.T.’ın devriyeye çıkmasını istemediği için kendisine kızan, omuz atarak yanından geçen ve nöbet tuttuğu odada yakasından tutarak duvara yaslayan Asb. Üçvş. rütbesinde olması nedeniyle üstü durumunda bulunan diğer katılan sanık M. Ö.’ün yakasından tutması şeklindeki eyleminin, 1632 sayılı AsCK’nın 91/1. maddesinde unsurları yazılı üste fiilen taarruz suçunu oluşturup oluşturmadığının tespiti gerekmektedir. sanığın aşamalarda tespit olunan savunmalarında, katılan sanık M.Ö.’ün astı olan erlerin yanında kendisine omuz atarak odasına girmesi ve devamında da boğazını sıkarak duvara yaslaması üzerine kendisini korumak ve savunmak maksadıyla hareket ettiğini beyan etmiş olması; sanığın bu savunmalarının özellikle Dairemizce duruşma açılmasını müteakip istinabe suretiyle beyanlarına başvurulan tanıklardan …. şeklindeki yeminli beyanlarıyla doğrulandığı göz önüne alındığında, sanığın, üstü olan katılan sanık Hv. Ulş. Asb. Üçvş. M. Ö.’ün asta müessir fiil suçunu oluşturan eylemlerinden kurtulmak için gerçekleştirdiği katılanın yakasından/elinden tutmak şeklindeki eyleminin üste fiilen taarruz suçunu oluşturmadığı, mevcut delil durumu itibariyle bu hususun şüpheli kaldığı, “Şüpheden sanık yararlanır” ceza hukuku genel prensibinden hareketle şüphenin sanık lehine yorumlanarak atılı suçun manevi unsur (kast) yönünden oluşmadığı sonucuna varılmış ve CMK ‘nın 223/2-c maddesi uyarınca sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir. (Ankara Blg.Ad.Mah.9.Ceza D.2018/2449 E-2019/3435 K)

Hazırlık hareketleri kapsamında kalan, üste fiilen taarruza teşebbüs suçunu oluşturmayan eylem

* Sanığın askerlik hizmetini yerine getirmekte iken, 13/07/2013 günü saat 23:50 sıralarında arkadaşı T.K.ya karşı işlediği iddia olunan hakaret ve silahla tehdit suçlarına müdahale edilmesi için güvenlik timine haber verdiğini duyduğu mağdur Nöb. Asb. Hv. Rd. Bçvş. M.D.’a saldırmak için Nöb. Asb. odasına doğru koştuğu, orada bulunan erbaş ve erlerin sanığın mağdur Astsubay’a saldırmasını engelledikleri, bu şekilde sübuta eren eylemiyle sanığın üste fiilen taarruz teşebbüs suçunu işlediği kabul edilerek, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmakta ise de;… sanığın olay günü “kapısı kilitli Nöb. Asb. odasında bulunan mağdura vurmak için koşması üzerine araya girenler tarafından engellenmesi” şeklindeki eyleminin, hazırlık hareketleri kapsamında değerlendirilip üste fiilen taarruza teşebbüs suçunu oluşturmadığı, en azından mevcut delil durumu itibarıyle bu hususun şüpheli kaldığı, “şüpheden sanık yararlanır” ceza hukuku genel prensibinden hareketle atılı suçun maddi unsur itibarıyla oluşmadığı sonucuna varılmıştır. (Ankara Blg.Ad.Mah.9.Ceza D.2018/5361 E-2019/1257 K)

Az vahim hal değerlendirmesi

* Sanığın, üstü olan Ulş.Çvş.S.T.’e yönelik olarak üste fiilen taarruz suçunu işlediği kabul edilerek, eylemine uyan ASCK.nun 91/2 (vahim hal), TCK.nun 29/1 ve 62/1 maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezasıyla mahkumiyetine karar verilmiş ise de; ASCK’da yer alan “Az vahim hâl”in tanımı kanunda yapılmayarak, somut olayın bu cümle kapsamına girip girmeyeceğini takdir yetkisi hâkime tanınmıştır. Somut olayda ise, Mahkemece, sanığın eyleminin “az vahim hal” kapsamına girip girmediği, hangi sebeplerden ötürü “vahim hâle” göre uygulama yapıldığı noktasında hiçbir gerekçe gösterilmemiş olması bozmayı gerektirmiştir.(Yrg.19.Ceza D.2020/2616-13842 E-K)

*Sanık Ulş.Er Ş.Ş.’in yüklenen amire fiilen taarruza teşebbüs suçu ile ilgili eylemini astlarının olay yerinde bulunduğu sırada bölük komutanı olan mağdur Ulş.Yzb. B.G.’e karşı gerçekleştirmesi ile sanığın olay sırasında koşarak mağdurun bulunduğu yere yaklaşması ve kapıyı yumruklaması karşısında disiplinin ağır derecede ihlal edilmesi, başka bir anlatımla, sanığın yüklenen amire fiilen taarruza teşebbüs suçunu işlemesinden doğan neticenin ağırlığı dikkate alındığında sanığa yüklenen suçun az vahim hal kapsamında olduğunun kabul edilmesi hukuka aykırıdır.(İzmir Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.2020/1864-3782 E-K)

 

  1. ASTA MÜESSİR FİİL

Amirin veya üstün astına yönelik müessir eylemleri, astın hukukunun korunması maksadıyla özel olarak düzenlenmiştir. Suçun maddi unsuru olarak Türk Ceza Kanununda kullanılan “yaralama” ifadesinden daha geniş bir anlama sahip olan “müessir fiil” ifadesi kullanılmıştır. Madde ile amir veya üstlerin astlarına yönelik dar anlamda yaralama teşkil etmese bile itip kakmaları, sair suretlerle cismen zarar verecek veya sıhhatini bozacak hallerde bulunmaları veya eziyet maksadiyle astının hizmetini lüzumsuz yere güçleştirmeleri veya diğer askerler tarafından eziyet veya kötü muamelede bulunulmasına göz yummaları da müessir fiil olarak kabul edilmektedir.

Kişinin maddi ve manevi varlığım koruma hakkı kapsamında devletin pozitif yükümlülüğü, etkili soruşturma

* Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığım koruma hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usul boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kuramlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç ve görevler f’ kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu olanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarım istismar etmelerine yol açacaktır… Yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir. Kamu görevlileri tarafından yapılan işkence ve kötü muamele iddiaları hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapan kişiler olaylara karışan kişilerden bağımsız olmalıdır. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal bağlantının olmamasını değil, aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir. Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü muameleye yönelik soruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın azami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir… Zorunlu askerlik görevinin ifası sırasında başvurucunun büyük oranda devletin gözetimi altında bulunduğu kabul edilmelidir. Bir kişinin devletin gözetimi altında bulunduğu bir zaman diliminde yaralandığının tespiti hâlinde, söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme yükümlülüğü devlete aittir. Gözaltı gibi kişinin tamamıyla devletin gözetimi altında bulunduğu hâllerde olduğu kadar sıkı uygulanamayacak olmakla birlikte anılan ilke, başvurucunun travma sonucu ortaya çıkması muhtemel şekilde dalağının parçalandığı somut verisi karşısında, anılan yaralanmanın ne şekilde meydana geldiğinin tespit edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. (Anayasa Mahkemesinin 13.4.2016 tarihli 2013/2482 başvuru numaralı bireysel başvuru kararı)

* Bireyler için en kutsal değer olan insan onurunu zedeleyen kötü muamele iddialarında soruşturmalar, benzer olayların tekrar yaşanmasını önlemeyi sağlayacak şekilde kapsamlı, dikkatli ve duyarlı bir biçimde yürütülmeli; ayrıca sorumlu/sorumlularının tespiti bakımından yapılması gerekli işlemlerde noksanlık bulunmamalıdır. Zorunlu askerlik görevinin ifası sırasında başvurucunun büyük oranda devletin gözetimi altında bulunduğu kabul edilmelidir. Kişinin devletin gözetimi altında bulunduğu bir zamanda yaralandığının tespiti hâlinde söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme yükümlülüğü devlete aittir. Gözaltı gibi kişinin tamamıyla devletin gözetimi altında bulunduğu hâllerde olduğu kadar sıkı uygulanamayacak olmakla birlikte bu durum, başvurucudaki yaranın gerçekleşme koşullarının tespit edilmesi bakımından etkili bir soruşturma yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır. (Anayasa Mahkemesinin 30/10/2018 tarihli 2014/11469 başvuru numaralı bireysel başvuru kararı)

Subut bulmayan eylem

* Sanığın, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde tespit olunan birbiriyle uyumlu atılı suçu işlemediğine dair savunmaları, savunmalarının aksinin ortaya konamaması, olay anında sanıkla katılan arasında geçen olayın doğrudan tanığının bulunmayışı, sanık hakkında Birlik Komutanlığınca tanzim olunan olumlu görüş içeren vak’a kanaat raporu, dinlenilen tanıkların, olayın meydana geldiği yerden yüksek sesle bağrışma dışında bir fiile yönelik ses duymadıklarına dair yeminli anlatımları, özellikle tanık Z.Ö.’ın, olaydan hemen sonra katılanla yaptığı görüşmeye dair “…Sanık ve mağdur odadan dışarıya çıktıklarında mağdurda dayak yemiş bir görüntü ya da ruh hali yoktu. Olay günü herhangi bir şikâyette bulunmadı, ertesi gün mağdurun huzurdaki sanığı şikâyet ettiğini öğrendik. Ben konuşmak için mağdurun yanına gittim. Sanığın kendisine vurup vurmadığını sordum, mağdur vurdu da demedi vurmadı da demedi. Yaklaşık 3 kez bu hususu sordum, eğer sana vurduysa söyle ben bu yönde ifade vereyim dedim, bana birşey söylemedi…” şeklindeki yeminli ifadeleri, müessir fiile maruz kalanın olaydan sonra bunu hem rütbesine en azından aktarmasının hayatın olağan akışına uygun olması, katılanın raporunda ekimoz ve fraktür saptanmadığı şeklindeki tespitler birlikte değerlendirildiğinde, sanığın atılı suçu işlediğinin her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeter, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulamaması karşısında, ilk derece Mahkemesince, sanık hakkında tesis edilen beraat hükmünün usul ve yasaya uygun olduğu vicdani kanaatine varılarak katılanın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.(Ankara Blg.Ad.Mah.9.Ceza D.2018/7766 E-2019/4932 K)

* Sanığın aşamalarda alınan beyanlarında üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği, 21/06/2020 günü katılanın sanığın sol ayağına vurduğunu beyan ettiği,  katılanın beyanı ile katılan hakkında tanzim edilen raporun uyumlu olmadığı, zira katılan hakkında tanzim edilen raporda sağ baldırda ağrı bulunduğunun belirtildiği, sol ayağının yaralandığına dair herhangi bir bulgunun mevcut olmadığı, olaya ilişkin tanık beyanı ve olay yerine ilişkin kamera görüntülerinin bulunmadığı, 22/06/2020 günü katılanın sanığın kendisini istirahat odasında darp ettiğini beyan ettiği, katılanın beyanı ile katılan hakkında tanzim edilen raporun uyumlu olmadığı, zira katılanın sanığın kendisini darp etmekten yorulduğunu, yediği dayağın etkisi ile artık dayağa dayanacak gücü kalmadığını, bu olaydan sonra baygınlık geçirdiğini beyan etmesine rağmen katılan hakkında tanzim edilen raporda yalnızca sağ baldırında ağrı tespit edildiği, bu nedenle mahkememizce katılanın beyanlarına itibar edilmediği, olaya ilişkin tanık beyanı ve olay yerine ilişkin kamera görüntülerinin bulunmadığı, bu suretle sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden ve ”şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince sanığın üzerine atılı 21/06/2020 ve 22/06/2020 tarihlerinde iki ayrı asta müessir fiil suçunu işlediği mahkememizce sabit bulunmamış ve CMK’nın 223/2-e hükmü gereğince  üzerine atılı her suç yönünden ayrı ayrı beraatine karar vermek gerekmiştir. (Adana Blg.Ad.Mah.17.Ceza D.nin 2021/2178 E- 2022/1281 K sayılı kararı ile onanan İskenderun 3.As.Ceza Mah.nin 2021/107-420 E-K sayılı kararı)

Boğazını sıkma

* Olay tarihinde astsubay olarak görev yapan sanık E.E. ‘in astına yönelik eylemi müessir fiili sabittir. Zira dinlenen tanıklar Ö. ve B. tutarlı ve benzer beyanlarında sanık E.’in önce diğer sanığa “beyinsiz” dediğini ve ardından da onun boğazını sıktığını beyan etmişlerdir. Zaten sanıkta yakasından tuttuğunu kabul etmiş ancak kendini koruduğunu söylemiştir. Dinlenen tanıklar ve sanığın kaçamaklı ikrarı gözetildiğinde bu savunmasına itibar edilmemiştir. (Ankara Blg.Ad.Mah. 9.Ceza D.nin 2018/9249 E-2019/2184 K sayılı kararı ile onanan Ankara Batı 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/210-773 E-K sayılı kararı)

Tokat atma

* Sanık, istinaf dilekçesinde, mağdurun yanağına hafifçe dokunduğunu ve mağdura cismen eza verme kastı ile hareket etmediğini ileri sürmüş ise de; ASCK’nın 117/1. maddesinin metnine göre “astını kasten itip kakma, dövme veya sair suretlerle cismen eza verme veya sıhhatini bozacak hâllerde bulunma veyahut tazip maksadıyla madunun hizmetini lüzumsuz yere güçleştirme veya onun diğer askerler tarafından tazip edilmesine veya suimuamelede bulunulmasına müsamaha etme” niteliğinde bir hareketin yapılmasının asta müessir fiil suçunun maddi unsurunu oluşturması, sanığın mağdura tokat atmasının mağdura cismen eza verme niteliğinde bir hareket olması ve sanığın bilerek ve isteyerek bu hareketi gerçekleştirmesi birlikte değerlendirildiğinde sanığa yüklenen fiilin asta müessir fiil suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. (İzmir Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.2018/2860-3563 E-K)

KASTEN YARALAMA

Aynı rütbedeki asker kişiler arasında meydana gelen yaralama eylemleri hakkında TCK’nın kasten ya da taksirle yaralamaya ilişkin hükümleri uygulanacaktır.

Yaralama eylemini gerçekleştiren asker kişinin mağdurun rütbesini bilmemesi durumunda aralarında astlık-üstlük münasebetinden bahsedilemeyeceği için, eylem TCK’da düzenlenen kasten yaralama suçunu oluşturacaktır.

Üst olduğunu bilmeme

* Somut olayda; sanığın eylemi mağdurun üstü olduğunu bilmemesi halinde ASCK’nın 91/1’inci maddesinde düzenlenen üste fiilen taarruz suçunu değil, TCK’nın 86’ncı maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçunu oluşturacaktır.(As.Yrg.4.D.2014/807-813 E-K)

Şikayetten vazgeçme

* Sanık M.Ş.H.’ın, 05/02/2013 tarihinde, mağdur P.Er S.Ç.’ı dövmek suretiyle kasten yaralama suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyetine dair hüküm kurulmuştur. Olay sırasında mağdurun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanması, bu hali ile sanığa yüklenen eylemin TCK’nın 86/2.maddesi kapsamında basit yaralama suçunu oluşturması ve mağdur P.Er S.Ç.’ın 07/03/2013 tarihinde şikâyetinden vazgeçmesi birlikte değerlendirildiğinde sanık hakkında düşme kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü tesis edilmesi hukuka aykırıdır.(İzmir Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.2019/463 E-2020/844 K)

TAKSİRLE YARALAMA

Bir asker kişinin başka bir asker kişiyi kasıt olmaksızın yaralaması halinde taksirle yaralama suçu söz konusu olabilir. Taksirle yaralama suçu TCK’nın 89’uncu maddesinde düzenlenen ve bilinçli taksir hali hariç şikâyete tabi olan bir suçtur.

Bununla birlikte As.C.K.nın 146’ncı maddesi asker kişilerin askerî silah, mühimmat, teçhizat ve cephane hakkındaki taksirli eylemleri sonucu yaralamaya sebebiyet vermeleri hâlinde 5237 sayılı TCK’nın 89’ncu maddesinin uygulanması atfını düzenlemektedir. Bu atıf nedeniyle yaralama; askerî silah, mühimmat, teçhizat ve cephane ile yapılmışsa eylem askerî suç hüviyetini kazanacaktır. Bunun hukuki sonucu, suçun artık şikâyete tabi olmaktan çıkması ve her durumda soruşturma izni gerektirmesidir.

* Katılan terhisli J.Er M.G.’in 7.11.2008 günü 07.00-10.00 saatleri arasında Karakolun 2 nolu mevziisinde uçaksavar/emniyet nöbetçisi olarak görevli olduğu; … Jandarma Karakol Komutanlığı emrinde görevli olan sanığın, Karakol Komutanı olan J.Bçvş. H.T.’ın emri üzerine, aynı gün saat 09.00 civarında saldırı ve sabotajlara karşı koyma tatbikat ve eğitimini başlatmak amacıyla, kendisine görevi gereği karakol hizmetlerinde kullanmak üzere senetle teslim edilen Pietro Beratta marka ve model …seri numaralı tabanca ile önce üç defa havaya, sonra bir defa da kolu 45 derece yatacak şekilde ateş etmesi sonucunda, söz konusu tabancadan çıkan mermilerden birisinin Karakolun 2 nolu mevzisinde bulanan katılanın sol yanağının arka tarafına isabet etmesi ile yaralanmasına neden olması eyleminin, silahı hakkında dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu taksirle yaralamaya sebebiyet vermek suçunu oluşturduğu anlaşılmaktadır.(As.Yrg.3.D.2013/1134-1171 E-K)

HAKARET

Asker kişilerin, üstlerine veya amirlerine karşı işledikleri hakaret suçları, Askerî Ceza Kanununun 85’inci maddesi ile yaptırım altına alınmış olup, bu düzenleme ile, amir ve üstlerin şeref, namus ve haysiyetlerinin korunması yanında, askerî menfaat ve disiplinin himayesi de hedeflenmiştir. Askerî Ceza Kanunu’nda düzenlenen bütün suçlar gibi bu suç da şikâyete tabi değildir.

Üstün asta yönelik hakaret eylemini düzenleyen özel bir ceza hukuku normu bulunmadığından, bu tarz eylemler hakkında Türk Ceza Kanununun genel hükümlerinin tatbik edilmesi, hakaret eylemini gerçekleştiren üst hakkında hakaret suçunu düzenleyen TCK’nın ilgili maddelerinin uygulanması söz konusu olacaktır. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması yine mağdurun şikâyetine bağlıdır.

Aynı rütbedeki asker kişiler arasında meydana gelen hakaret eylemleri hakkında TCK’nın hakaret suçuna ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

Gıyapta hakaret, aynı eylemin devamı niteliğindeki sözler

* Mahkemece, sanığın olay günü bölük komutanının huzurunda mağdur H.İ.K.’in gıyabında “ben bu H.İ.K.’i sinkaf ederim” dediği, bölük komutanının kendisini uyarması ve koğuşa göndermesi üzerine koğuşta karşılaştığı mağdur H.İ.K.’in sanığa ne olduğunu sorduğu, sanığın ise “sana ne lan” dediğinin kabul edilmesi karşısında, kısa zaman dilimi içerisinde, aynı eylemin devamı niteliğindeki sözlerinden dolayı sanık hakkında tek bir üste hakaret suçundan dolayı hüküm kurulması gerekirken iki ayrı üste hakaret suçundan hüküm kurularak fazla ceza tayin edilmesi kanuna aykırıdır.(Yrg.19. Ceza D. 2018/7457 E- 2020/6335 K)

El hareketi ile hakaret

* Sanığın, suç tarihi itibariyle kendisinden kıdemli olan katılana yönelik olarak, sağ elinin işaret parmağı ile orta parmağının arasına baş parmağını sokup elini yumruk haline getirerek ve kolunu ileriye doğru uzatarak “nah yaparsın” dediği, sözlerinin ve el hareketinin, Türk toplum kültürüne göre hakaret niteliği taşıdığı; aynı gün, katılanın, yazılı savunmasını istemesi üzerine, koridorda katılanla karşılaşan sanığın, katılana yönelik olarak “millete baskı ile ifade imzalatmak değil, adam ol adam” dediği, sanığın anılan sözleri ve hareketi ile amiri olan katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide etmek suretiyle amire hakaret suçunu işlediği gözetilmeden mahkumiyeti yerine suç işleme kastı bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmesi kanuna aykırıdır.(Yrg.19. Ceza D. 2019/29061 E-2020/6332)

Birden fazla kişiye aynı sözlerle hakaret, zincirleme suç

* Sanığın, nizamiyede görevli asker …’in kendisinde cep telefonunu tespit etmesi üzerine değil cep telefonu ile birliğe girmeye çalışması üzerine cep telefonunu alan ve hakkında bu sebepten dolayı tutanak tutulmasını isteyen katılanlar … ile …’e hitaben “orospu çocukları kimsenin telefonunu almıyorlar, benim telefonumu aldılar” şeklinde sözler söyleyerek hakaret ettiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 43.maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında isabetsizlik bulunmamakla birlikte olay esasında katılan …’in nöbetçi amir, …’ın nizamiye nöbetçi astsubayı olması, katılanların hizmet halinde bulunması ve de müsnet suçun hizmet esnasında ve hizmete ilişkin bir muameleden dolayı işlenmesi dolayısıyla ASCK’nin 85/1’inci maddesinin 2’nci cümlesi uyarınca hüküm kurulması gerekirken, ASCK’nin 85/1. maddesinin birinci cümlesi uyarınca hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.(Yrg.19. Ceza D.2018/7473 E- K)

* Sanıkların olay günü alkollü oldukları ve bölük komutanın odasının önünde bağırış çağırış şeklinde huzursuzluk çıkardıkları, kişi kastetmeden sıralı olarak komutanlık rütbelerine ve askerliğe sinkaflı küfür etmeleri zincirleme üste hakaret suçunu oluşturur.  (Ankara  Blg.Ad.Mah.9.Ceza D.nin 2022/1242-2098 E-K sayılı kararı ile onanan Keskin As.Ceza Mah.nin 2021/218 E- 2022/7  K sayılı kararı)

Savunma işlemi sırasında yazılan hususlar, suç kastı

* Amire hakaret suçunun tüm öğeleri ile oluştuğunun kabulü için hangi koşullar altında söylendiğinin, fail ve mağdurun karşılıklı olarak durumlarının dikkate alınması, faildeki kastın da, olayın bir bütün olarak ele alınması suretiyle değerlendirilmesi gerekmektedir. Yerleşmiş içtihatlara hakim olan esaslara göre; sarf edilen sözlerin, “üstün vakar ve haysiyetini kırıcı nitelikte olması”, “üstün kişiliğini ve askeri şöhretini küçük düşürme amacı gütmesi” gibi hallerde, saygısızlık hudutlarının aşıldığı ve üste hakaret suçunun oluştuğu kabul edilmektedir. Somut olayda; sanığın savunma dilekçesinde yer alan “sizler ise taptığınız amirleriniz için her türlü haksızlığı yapan, doğru zannettiğiniz yanlışlara alışan zavallılarsınız” şeklinde sarf edilen sözlerin, askerî adap ve usullere aykırı olduğu ve nezaketsizlik teşkil ettiğinde şüphe bulunmamakla birlikte; sanığın savunmasını içeren dilekçe bir bütün olarak ele alındığında; kendisine yöneltilen iddialara ilişkin sarf edildiği ve muhataplarını aşağılamaya, namus, şeref ve saygınlıklarını rencide etmeye yönelik olmadığı, dolayısıyla amire hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Yrg.19.Ceza D. 2019/28366-13556 E-K)

Açıkça isim belirtmeden hakaret

* Sanığın, kışla içinde bulunan 30 nolu nöbet kulübesinin dış duvarına “Sabrişko ve… O.Ç.’ları” şeklinde; yine Ütğm….’nu tasvir eden bir karikatür çizerek “bu bir O.Ç. sence kim olabilir” şekinde yazılar yazmak suretiyle Bnb….. ve Ütğm…..’na karşı zincirleme üste hakaret suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, sanığın savunmasında suçlamayı kabul etmediği ve bahse konu yazıları kendisinin yazmadığını ifade ettiği, mağdurların ifadelerinde “bu olay ortaya çıktıktan sonra sanığın yanlarına gelerek bahse konu yazıları kendisinin yazdığını ve bu durum nedeniyle pişman olduğunu söylediğini” ifade ettikleri görülmekle birlikte soruşturma ve kovuşturma aşamalarında değişmeyen istikrarlı beyanlarda bulunan tanık …’ın “sanığın yanına gelerek bahse konu yazıları kendisinin yazdığını, daha sonra silemediğini, bu nedenle pişman olduğunu, yazılan yazıları doğrudan Sabri binbaşı ve… üsteğmeni hedef alarak yazdığını, O.Ç. ibaresini orospu çocuğu manasında yazdığını söylediği, ayrıca karikatürize edilen kişinin… üsteğmen olduğu, bölükte bu tip güneş gözlüğü kullanan ve üsteğmen rütbesinde olan tek kişinin… üsteğmen olduğu” şeklinde; tanık …’ın “olayın tespit edildiği tarihten sonra sanığın yanına gelerek özel görüşmek istediğini söylediği, kendisine 30 numaralı nöbet kulübesindeki yazıları ve karikatürü kendisinin yazdığını, yaptığından dolayı pişman olduğunu ve ne ceza verilirse razı olduğunu söylediği, bu ifadeleri kimi hedef alarak yazdığını söylemediği, ancak bölükteki herkesin bu ifadeleri duyduğunda …. ve… üsteğmene hitaben yazıldığını anladığı” şeklinde; yine tanık…’in de “olay günü devriye onbaşısı olduğu, yeni nöbetçileri getirip sanığı alacağı, gittiğinde kasaturayla oyarak komutanların karikatürlerini nöbet kulübesine çizdikleri, yanlarına ve üzerlerine de de ağır bir biçimde hakaret ve küfür yazdıkları, ne yazdıklarını hatırlamadığı, olayı komutanlar gelince onlara bildirdiği, yapanların da kabul ettiğini bildiği” şeklinde anlatımları karşısında, sanığın atılı suçu işlediği sabit olduğundan mahkumiyeti yerine yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Yrg.19. Ceza D.2018/8484 E-2019/15952 K)

* Sanığın aynı gün saat 17:15 sıralarında ….Bl.K.lığı er tuvaletinde vücudunun üst kısmını soyunarak her iki eline jilet almak suretiyle karın göğüs ense ve boyun yan kısımlarını kesmek suretiyle kendisini yaraladığı, daha sonra ikna edilerek ambulans ile … Devlet hastanesine sevk edildiği, sanığın aynı zamanda amir ve üstlerine hakaretlerde bulunarak “bu taburda Fetöcü komutanlar var” şeklinde ağır ithamlarda bulunduğu…sanığın olayın görüntüsü alınmaya başlandığı esnada ortaya “burada fetöcü komutanlar var” şeklinde herhangi bir kişiyi kastetmeyen biri veya birilerine yönlendirilmiş olmayan hakaret sayılabilecek nitelikteki sözleri sarf ettiğinin beyan edildiği, dosya kapsamına göre bahse konu ifadelerin duraksamaya yol açmayacak bir şekilde müştekinin şahsına yönelik olduğunun anlaşılamaması ve dolayısıyla matufiyet şartının olayda gerçekleşmediğinin anlaşılması karşısında sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır. (İzmir Blg.Ad.Mah.24.Ceza D.2021/425-899 E-K)

* Sanıkla katılan arasında geçen diyalog sırasında bir anda sanığın katılana doğru yürürken “Ben bu askerliğinde bana bu askerliği yaptıranın da a… koyayım” şeklinde sarf ettiği sözlerin olayın gelişimi dikkate alındığında özellikle katılana doğru yürürken sarf ettiği gözetildiğinde katılanın şahsına karşı söylenmiş olduğu anlaşılmakla sanık hakkında üste hakaret suçundan mahkumiyet hükmü kurulması gerekirken beraat hükmü tesis edilmesi hukuka aykırıdır.(Ankara Blg.Ad.Mah.9.Ceza D.2021/313-2144 E-K)

Üste hakaret suçunda ihtilat aranmaz, gıyapta da işlenebilir.

* Üste hakaret suçunda ihtilat unsurunun aranmayacağı zira söz konusu suçun koruduğu hukuki menfaatin sadece kişilerin şeref ve onuru değil aynı zamanda askeri disiplinin bizatihi kendisi olduğundan gıyapta işlenen üste hakaret suçlarında en az üç kişinin hakareti işitmesinin suçun unsurunu teşkil etmediği anlaşılmıştır. Suçun sübutu açısından yapılan değerlendirmede ise; her ne kadar sanık hakkında tanzim edilen iddianamede sanığın üstü olan Katılan M.Ş.e yönelik olarak “… Binbaşının da g… tutuştu, onların a… koyacağım” ifadesini kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği iddia edilmiş ise de, hakaret edildiğini duyan tanıklar S.A. ve M.A.’ın istikrarlı ve birbirleriyle uyumlu beyanlarına göre sanığın katılana yönelik olarak “… Binbaşının da g.. tutuştu” şeklindeki ifadeyi kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği kanaatine ulaşılmıştır. (İzmir Blg.Ad.Mah.24.Ceza D.2020/1623 E-2022/1849 K)

Telefon ile gönderilen mesaj ile hakaret

* Sanığın savunması, mağdur beyanı, söz konusu mesaja ilişkin ekran görüntüleri ve tüm tahkikat evrakı kapsamı değerlendirildiğinde; sanığın kullanımında olan cep telefonundan mağdurun kullanımında olan cep telefonuna 24/07/2020 günü saat 00:32’de mağdurla eşinin fotoğrafının gönderildiği, fotoğrafın gönderilmesine müteakip saat 00:32 ve 00:33’te “… bu pezevenk” ve “… bir numara u…u” yazılı mesajların gönderildiği, sanığın mesajları kendi eşine göndermek istediği, yanlışlıkla üstü konumunda bulunan mağdura gönderdiğine ilişkin savunmada bulunduğu anlaşılmış ise de;astlık üstlük ilişkisi ile amir veya maiyet esas ölçü olarak düzenlenen üste hakaret suçunda Askerî Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, diğer kanunlarda düzenlenen suçlardan farklı olarak suçun oluşması bakımından aleniyet ve ihtilat unsurlarının mevcudiyeti aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın mağdura yönelik mesajlarının mağduru küçük düşürücü ve onurunu kırıcı nitelikte olduğu açık olduğundan sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kasıt yokluğu gerekçesiyle beraatine hükmedilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Diyarbakır Blg.Ad.Mah.12.Ceza D.2022/299-3311 K)

Hizmet esnasında veya hizmete ilişkin bir işlemden dolayı hakaret

* Sanığın, 05/07/2015 tarihinde, saat 21.30 sularında tabur binası önünde alınan yat yoklamasına katılmadığı, katılan Ütğm. O.T.’nun diğer askerler aracılığı ile üç kez çağırttığı ve yanına gelip uyku hapı içmesi nedeniyle uyanamadığını beyan eden sanığa yasak olan uyku hapını nereden bulduğunu sorduğu, bu konuda gergin geçen konuşma sırasında sanığın katılana çok yaklaşması üzerine katılanın uzaklaşarak esas duruşa geçmesi hususunda emir verdiği, sanığın ise “T…azıcık insan taklidi yap, hayvan taklidi yapma” şeklinde sözler söylediği olayda, nöbetçi olup, olay tarihinde içtimaya komuta eden katılanın olay esnasında hizmet halinde olması; sanığın katılan tarafından içtimaya çağrılması, içtimaya gelen sanığın uyku hapı bulundurmanın yasak olması nedeniyle katılan tarafından ikaz edilmesi ve katılandan uzaklaşarak esas duruşa geçilmesi hususunda sanığa emir verilmesi nedeniyle sanık ile katılan arasında hizmet ilişkisinin doğmuş olması, katılan tarafından yapılan işlemlerin hizmetin gereği olarak yapılmış olması ve sanığın hizmete ilişkin bu işlemlerin yapılmasından dolayı hakaret etmesi birlikte değerlendirildiğinde sanığa yüklenen fiilin ASCK’nın 85/1. maddesi 2. cümlesinde düzenlenmiş olan hizmet esnasında ve hizmete müteallik muameleden dolayı üste hakaret suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. (İzmir Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.2020/1771-2942 E-K)

* Mağdurun sanığı birlik komutanlığına götürmek üzere hastaneye gelip ambulansa bindirdiği sırada telefonla birlik nöbetçi subayını aramasına kızarak ” a…koyduğumun çocuğu, sen nasıl nöbetçi astsubayı ararsın” demesi nedeni ile mahkemece sanığın üste hakaret suçunu işlediği kabul edilerek yazılı olduğu şekilde mahkumiyetine karar verilmiş ise de; mağdurun hizmet halinde olması nedeni ile sanık hakkında As.CK.nın 85.maddesi “hizmet esnasında yahut hizmete müteallik bir muameleden dolayı” cümlesinin uygulanması gerekirken maddenin basit halinden uygulama yapılması aleyhe istinaf bulunmadığından eleştirilmekle yetinilmiştir. (İzmir Blg.Ad.Mah.16.Ceza D.2020/70 E-2021/69 K)

* Sanığın alkol muayenesine sevk edilmek istenilmesi üzerine mağdura hitaben “şerefsiz, sen beni sevk edemezsin, or …çocuğu ” şeklinde sözler sarf etmek sureti ile atılı suçu işlediği iddiası ile açılan kamu davası sonunda mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmakta ise de; sanığın eyleminin As.CK.nın 85/1.Md.si “hakaret hizmet esnasında yahut hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulursa” cümlesi kapsamında olduğu anlaşılmıştır. (İzmir Blg.Ad.Mah.16.Ceza D.2019/3944 E-2020/1073 K)

*Olay günü aşırı derecede alkollü olan ve mağdurlarca sakinleştirilmeye çalışılan sanığın, küfür ettiği S.H.G.’ün tugay komutanının habercisi olduğunun söylenilmesi üzerine tugay komutanı kastederek söylenen hakaret içeren sözlerin hizmet esnasında ya da hizmete ilişkin bir işlemden dolayı olmadığı gözetilmeksizin sanığın, 1632 sayılı askeri Ceza Kanunu’nun 85/1. maddesinin ilk cümlesi yerine ikinci cümlesi gereğince cezalandırılması hukuka aykırıdır. (İstanbul Blg.Ad.Mah.15.Ceza D.2022/2211-5385 K)

* Sanığın olay günü nöbetçi olduğundan dolayı nöbete kaldırıldığı esnada bu duruma sinirlenerek 1’nci Bt. Nöbetçi Çavuşu Hv. Svn. Onb. V.D.a “Bu nöbeti paraflayanın da, paraflatanın da, komutanın da, çavuşunun da anasını sikeyim” demek suretiyle üste hakaret suçunu işlediği anlaşılmıştır. (Erzurum  Blg.Ad.Mah.5.Ceza D.2019/3752-2022/2589 E-K sayılı kararı ile onanan Erzurum 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/764-2019/986 E-K sayılı kararı )

Lan tabiri ile hakaret

* Sanığın, olay günü saat 08.30 sıralarında içtima alanında bulunmakta iken, arkadaşları İ. ve T. ile kendi aralarında konuştuklarını tespit edip, “Konuşmayın, esas duruşa geçin” şeklinde hizmete ilişkin emir veren katılan Piyade Astsubay Başçavuş A.Z ile aralarında esas duruşa geçip geçmeme meselesinden kaynaklanan tartışma sırasında, katılana hitaben söylediği “Lan senin ananı avradını var ya” şeklindeki sözler nedeniyle “Hizmete müteallik bir muameleden dolayı” üste hakaret suçunu işlediği sonucuna varılmıştır. (Ankara Blg.Ad.Mah.9.Ceza D.2018/1901-2379 E-K)

* Sanığın olay tarihinde üstü olan mağdura yönelik olarak üzerine yürüyerek ittirmek ve “sen kimsin lan, başımıza iyice Allah kesildiniz” demek suretiyle hakarette bulunduğu, iddia, olay tutanağı, mağdur beyanı, tevilli savunma ve tanık beyanlarıyla sabit olmakla yerel mahkemece sanığın suçunun sübutunun kabulünde ve nitelendirmesinde isabetsizlik görülmemiş, hükmün açıklanması suretiyle sanığın mahkumiyetine dair verilen kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır. (İstanbul Blg.Ad.Mah.16.Ceza D.2022/3543-5268 E-K)

* Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 21/01/2021 tarih, 2020/5195 Esas ve 2021/1724 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere sanığın olay günü yemekhane bölümünde televizyon seyrettiği sırada kendisini sesli konuşması sebebiyle uyaran üstü konumundaki mağdur J.Onb. M.A.H.’ya “sana ne lan, sen ne karışıyorsun” şeklinde söylediği sözlerin mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, kaba söz niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden sanığın müsnet suçtan beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır. (Bursa Blg.Ad.Mah.5.Ceza D.2019/4427 E-2021/1065 K)

* Üste hakaret suçu olarak kabul edilen “lan” sözünün emre itaatsizlikte ısrar eylemi içerisinde değerlendirilmesi gerektiği, sanığın “lan” sözünü hakaret kastı ile değil, emre itaatsizlik eylemini kuvvetlendirmek için kullandığı, bu nedenle sanığın ayrıca hakaret suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi kanuna aykırıdır. (İst.Blg.Ad.Mah.14.Ceza D.2019/512-3102 E-K)

* Yargıtay 4. Ceza Dairesinin  22/09/2021 tarihli ve 2021/19289 esas, 2021/22437 karar sayılı, 10/06/2021 tarihli ve 2020/32861 esas,2021/18833 karar sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Sanığın mağdur S.Ç’e yönelik sarfettiği “sen kimsin lan” biçimindeki kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinin, muhatabının onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle bu mağdura yönelik hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, mahkumiyet kararı verilmesi kanuna aykırıdır. (Van Blg.Ad.Mah.3.Ceza D.2021/2267 E-2022/645 K)

Kaba hitap hakaret olmaz.

* Sanık tarafından söylenilen “…Siz kimsiniz, kendinizi ne zannediyorsunuz, Teğmen oldunuz da bir şey mi oldunuz, rütbene mi güveniyorsun” şeklindeki sözlerin amir konumunda olan.Tğm. E.D.’in bireysel onurunu ihlal edebilecek ve onun kanalı ile askerlik mesleğinin itibarı, vakar ve haysiyetini zedeleyebilecek nitelikte sözler olmaması nedeniyle sanığa yüklenen fiilin ASCK’nın 85. maddesinde düzenlenen kanuni tipe uygun bir fiil olmadığı, kaba hitap tarzı ve eleştiri niteliğinde olduğu ve dolayısıyla, amire hakaret suçunu oluşturmadığı kabul edilmiştir. (İzmir Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.2019/38-3338 E-K)

* Sanığın, 26/01/2015 tarihinde akşam yemeği dağıtımı esnasında yemek menüsünde bulunan muzdan alacağı istihkakından 5-6 adet kadar fazla aldığı, nöbetçi uzman çavuş olan mağdur Topçu Uzm.Çvş.C.İ.’nin bu durumu fark ettiği ve sanığı fazla aldığı muzları geri bırakması için ikaz ettiği, sanığın ise fazladan aldığı muzları arkadaşları için aldığını söylediği, mağdurun, “hangi arkadaşların için alıyorsan, bırak kendileri gelip alsın” diyerek sanığı ikaz ettiği, sanığın ise “yemiyorum lan” diyerek tabldot tabağını mağdurun üzerine doğru yere attığı ve geriye dönüp gitmeye başladığı, “…yemiyorum lan”, şeklindeki sözlerin amir konumunda olan Topçu Uzm. Çvş. C.İ.’nin bireysel onurunu ihlal edebilecek ve onun kanalı ile askerlik mesleğinin itibarı, vakar ve haysiyetini zedeleyebilecek nitelikte sözler olmaması nedeniyle sanığa yüklenen fiilin ASCK’nın 85. maddesinde düzenlenen kanuni tipe uygun bir fiil olmadığı, kaba hitap tarzı ve eleştiri niteliğinde olduğu ve dolayısıyla, amire hakaret suçunu oluşturmadığı kabul edilmiştir. (İzmir Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.2019/862 E-2020 1724 K)

Terbiyesiz kelimesi rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğindedir.

* Sanığın, olay tarihinde, birlik içerisinde düzenlenen futbol maçı sırasında, kendisine “terbiyesizlik yapma H.” şeklinde sözler söyleyen katılan Ütğm. K.A’a “sensin terbiyesiz” şeklinde sözler söylemek suretiyle üste hakaret suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyetine dair hüküm kurulmuş ise de ast konumundaki sanığa yüklenen eylemin “sensin terbiyesiz” şeklinde sözler söylemek olması ile Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre “terbiyesiz” kelimesinin “Terbiyesi olmayan” ve “Topluluk kurallarına aykırı davranan” anlamına gelmesi, Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 22/02/2018 tarihli ve 2016/5476 E., 2018/2345 K. sayılı kararında belirtildiği üzere “terbiyesiz” kelimesinin muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olması birlikte değerlendirildiğinde sanığa yüklenen üste hakaret suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı sonucuna varılmıştır. (İzmir Blg.Ad.Mah. 11.Ceza D.2018/2180-1832 E-K)

Gerçek bir kişiye yöneltilmeyen sözler

* “Ben böyle askerliğin de, böyle bölüğün de anasını avradını sinkaf ederim” demek suretiyle zincirleme olarak üste hakaret suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de, hakaret suçunun TCK’nın 125/1 maddesi gereğince sadece gerçek kişilere karşı işlenebileceği, tüzel kişi veya kuruma karşı işlenemeyeceği somut olayda sanığın sarf ettiği sözlerin gerçek bir kişiye yöneltilmediği gibi 1632 Sayılı Kanunun 85/1 maddesinde belirtilen amire veya üste de yöneltilmediği nazara alındığında bu suçtan sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulması, usul ve yasaya aykırıdır. (Antalya Blg.Ad.Mah.10.Ceza D.2020/3347 E-2021/531 K)

* Sanık Tnk. Er S.O.’ın üstü konumunda olduğunu bildiği mağdur Tnk. Çvş F.Ş.’e hitaben “Sen bana emir veremezsin, sen kim oluyorsun, dinin, kitabını sinkaf ederim/’ Şeklinde sözler sarf ettiğinin birbirlerini destekler mahiyetteki mağdur ve yeminli tanık İfadelerinden anlaşılması ve bahse konu sözlerin, mağdurun, namus, şöhret, haysiyet ve vakarını zedeleyecek nitelikte olduğunda kuşku bulunmaması karşısında müsnet suçun tüm unsurları itibariyle vücut bulduğu kanaatine varılarak sanığın cezalandırılması cihetine gidilmiştir.(Gaziantep  Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.nin 2020/1867 E-2021/2656 K sayılı kararı ile onanan Gaziantep 3.As.Ceza Mah.nin 2020/345 E- 2021/24162 K sayılı kararı)

* Sanığın mağdur …. Başçavuşa hitaben “sizin gibi arkadaş olmaz olsun, hepinizin a..na koyayım, böyle teşkilat olmaz olsun, hepinizin anasını avradını s..eyim” şeklinde sözler söyleyerek mağdura bağırdığı, bu suretle, astı konumunda olan mağdur J.MIy.Kd.Bçvş. ‘e yönelik olarak hakaret (TCK’nın 125/1) suçunu işlediği dosyada mevcut delillerden maddi vaka olarak anlaşılmaktadır.(As.Yrg.4.D. 2015/489-502 E-K)

TEHDİT

Tehdit suçunun koruduğu hukuki değer kişilerin huzur ve sükunudur. Tehdit niteliğindeki sözlerin suç olarak kabul edilmesi ile insanın kendisine özgü sulh ve sükununa karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Tehdit, mağdura yönelik bir kötülük yapılacağının, onun veya yakınlarının hayat veya vücut bütünlüklerine bir tehlike yaratılacağının bildirilmesi ile oluşmaktadır. Tehdit suçunun oluşması için sarfedilen sözlerin objektif olarak ciddi bir mahiyet arzetmesi gerekir. Sarfedilen sözler veya gerçekleştirilen davranış, muhatap alınan kişi üzerinde ciddi bir korku yaratma açısından sonuç almaya elverişli, yeterli ve uygun değilse, tehdit suçunun oluştuğu söylenemez.

Asker kişilerin, amirlerine veya üstlerine karşı işledikleri tehdit suçları, Askerî Ceza Kanununun 82’inci maddesi ile yaptırım altına alınmıştır.

Üstün asta yönelik tehdit eylemini düzenleyen özel bir ceza hukuku normu bulunmadığından, bu tarz eylemler hakkında Türk Ceza Kanununun genel hükümlerinin tatbik edilmesi, tehdit eylemini gerçekleştiren üst hakkında tehdit suçunu düzenleyen TCK’nın ilgili maddelerinin uygulanması söz konusu olacaktır.

Aynı rütbedeki asker kişiler arasında meydana gelen tehdit eylemleri hakkında Türk Ceza Kanununun tehdit suçuna ilişkin hükümleri uygulanacaktır.          

Tehdit suçunun askeri karakol, nöbetçi ve devriyeye karşı işlenmesi halinde As.C.K.106 uygulanmaz ve eylem amire karşı işlenmiş kabul edilmez.

ASCK’nun 106’ncı maddesi uyarınca, Askeri karakola, nöbetçiye ve devriyeye hakaret eden veya bunları dinlemeyen veya bunlara mukavemette bulunan yahut fiilen taarruz eden bu suçları amirine karşı yapmış sayılır ve öylece cezalandırılır. Anılan maddede amiri tehdit suçunun yer almadığı, sanığın aynı rütbedeki mağdura karşı sarf ettiği sözlerin TCK’nun 106’ncı maddesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. (Yrg.19.Ceza D. 2019/18884-8155 E-K)

Zincirleme silahla tehdit

* Sanık P.Bçvş…..’un içtima sırasında öne çıkardığı mağdur şoför erlere “Sizi vururum” diyerek tabancasıyla havaya 8 el ateş etmesi, devamında tekrar “Sizi vururum” diye silahını havaya doğrultması, bu sırada bir uzman çavuşun müdahale ederek sanığın tetikteki parmağına basması suretiyle havaya 4 el ateş edilmesi şeklinde gelişen eyleminin, olay yerinde bulunan tüm kişileri değil, mağdur şoför erleri hedef alması, mağdurları korkutmaya, hayatlarına, vücud dokunulmazlıklarına yönelik bir saldırıya uğrayacakları endişesi doğurması nedeniyle zincirleme silahla tehdit suçunu oluşturduğu sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılmasına, temyiz incelemesine devam edilmek üzere dava dosyasının Daireye iadesine karar verilmiştir.(As.Yrg.Drl.Krl. 2010/7-5 E-K)

Silahla tehdit

* Sanık ve mağdur J.Uz.Çvş.H.K.’ın … İlçe Jandarma Komutanlığında görevli oldukları, bir olay nedeni ile mağdurun komutasında içinde sanığın da bulunduğu bir kısım askerlerin göreve gitmek için araca bindikleri, bu sırada sanık ile araçta bulunan başka bir asker arasında tartışma çıkması üzerine mağdurun sanığa ” devriyeye gelme, araçtan in ” dediği, sanığın ” komutanım bir şey yok ” diyerek araçtan inmediği, bunun üzerine mağdurun sanığın yakasından tutarak araçtan aşağıya doğru çekip bıraktığı, sanığın buna sinirlenerek elinde bulunan ve namlusu yere bakan MP-5 makineli tabancanın kurma kolunu çekip bırakarak tetiğe bastığı, tabancanın içinde bulunan manevra mermisinin patladığı, sanığın eylemi silahlı üstü tehdit suçunu oluşturduğu halde mahkemece yanılgıya düşülerek silahla üste fiilen taarruz suçu olarak vasıflandırılması hukuka aykırıdır. (İzmir Blg.Ad.Mah.16.Ceza D.2020/301-3399 E-K)

Tehdit suçunun unsurları

* Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay kararlarında, AsCK’nın 82/2. maddesinde yazılı tehdit suçunun unsurlarının, 765 sayılı TCK’nın 191. maddesinde belirtildiği, bu maddede, “Bir kimsenin… başkasını ağır ve haksız bir zarara uğratacağını bildirmesi” biçiminde tanımlandığı, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 106/1. maddesinde, “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden veya mal varlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit etme…” şeklinde yer aldığı görülmektedir. Bu açıklamalar ışığında yukarıda açıklandığı gibi gerçekleşen somut olayda, “Seni bakır çalmaktan tutuklatacağım birazdan polisler gelecek” dedikten sonra yanında bulunan tanık Bkm. Er …’ e kelepçeleri getirmesi yönünde emir veren Bkm. Yzb. rütbesinde ve bölük komutanı olması nedeniyle amiri konumunda bulunan mağdur G.G.K’ya yönelik olarak sarf ettiği “Allahıma kitabıma seni sakat bırakacağım, askerden gitsem bile peşini bırakmayacağım, seni topal bırakacağım, bittin oğlum sen, bittin sen” şeklindeki sözlerin, 1632 sayılı AsCK’nın 82/2. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen amiri tehdit suçunu oluşturduğu anlaşılmaktadır. (Ankara Blg.Ad.Mah. 9.Ceza D.2018/2942 E-2019/1602 K)

Zarar veya zarar tehlikesi doğurmaya yönelik elverişli, yeterli ve uygun söz ve davranıştan bahsedilemeyeceği

*  Sanığın üstü konumundaki astsubaya yönelik olarak “gel seninle görüşelim” şeklindeki sözü sonrası, birlikte bölük komutanı odasına gidilmesi ve durumun anlatılması ile söylendiği ortam ve peşinden yapılan davranış bir bütün olarak değerlendirildiğinde zarar veya zarar tehlikesi doğurmaya yönelik elverişli, yeterli ve uygun söz ve davranıştan bahsedilemeyeceği, bu nedenle atılı suçun genel olarak 5237 Sayılı Kanun’un tehdide dair 106. Maddesi, özel olarak da Askeri Ceza Kanunu’nun 82. Maddesi açısından tehdit suçunun söylendiği söz ve ortam itibariyle oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. (İstanbul Blg.Ad.Mah. 32.Ceza D.2022/2655-4254 E- K)

ASKERÎ EŞYALARIN KAYBEDİLMESİ-ZİMMET

    TSK’da görev yapan personele görevleri nedeniyle teslim edilen eşyaların çeşitli nedenlerle kaybedilmesine oldukça sık rastlanmaktadır. 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 42’nci maddesi hükmüne göre, her asker vazife ve hizmet icabı kullanmak ve muhafaza etmek için kendisine tevdi olunan her çeşit Devlet malının bakım, koruma ve muhafazasından sorumludur. Böyle bir durumda cezai sorumluluk doğabileceği unutulmamalıdır. Askerî eşyaların kaybolmasında ilk akla gelecek suç Askerî Ceza Kanununun 130’uncu maddesinde düzenlenen askeri eşyayı özürsüz kaybetmek olmalıdır. Askerî eşyayı özürsüz kaybetmek suçunun koruduğu hukuki menfaat, askerî eşyaların kullanıcıları tarafından gerektiği gibi korunmasıdır. Suçun oluşması için, failin, yapmakta olduğu askerî hizmetin gereği olarak kullandığı ya da sorumluluğunda bulundurduğu askerî eşyanın korunması için gerekli olan dikkat ve özeni göstermemesi ve bunun sonucu olarak askerî eşyanın kaybolması gerekmektedir. Eşyanın korunması için gerekli olan dikkat ve özenin ne olması gerektiği, eşyanın özelliklerine, önemine ve kullanım durumuna göre, nesnel olarak belirlenmelidir. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 23.02.2012 tarihli ve 2012/32-29 E.K. sayılı kararı). Suçun oluşumu için kaybedilen askerî eşyanın değerinin bir önemi bulunmamaktadır.

Korunması için gerekli önlemlerin alınmış olmasına rağmen; çalınma, saklanma, sel veya fırtına gibi harici bir takım sebeplerle askerî eşyanın kaybolması hâlinde, faile bir kusur yüklenemeyeceğinden, suçun da oluşması mümkün bulunmamaktadır.

As.C.K.nın 130’uncu maddesinde düzenlenen askeri eşyayı özürsüz kaybetmek suçu kişisel kullanıma verilmiş eşyaların kaybedilmesi halinde söz konusu olabilmektedir. Mal sorumlusu veya başka bir görevlendirme ile kişisel kullanım haricinde pek çok askeri eşyanın zimmette bulunması ve bunlardan bir kısmının veya tamamının kaybına sebebiyet verilmesi hâlinde ise askerî eşyayı özürsüz kaybetmek suçunun değil, unsurlarının varlığı hâlinde, As.C.K.’nın 144’üncü maddesi kapsamında ihmal suretiyle memuriyet görevini kötüye kullanmak (TCK 257/2) suçunun oluşabileceği kabul edilmektedir.

Birlik komutanlıklarında görevli personel arasında görev devir teslimlerinin nasıl yapılacağı bir kısım Yönerge ve diğer genel düzenleyici işlemlerde ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Görev devir tesliminin, sorumlulukta bulunan askerî eşyaları kapsayacak şekilde yazılı olarak yapılması uygun olacaktır. Uygulamada askerî eşyalar için tesellüm belgesi veya benzeri belgeler hazırlanmaktadır. Özellikle bölük/bataryalarda mal sorumluluğu görevini icra eden bölük/batarya astsubaylarının MSB Taşınır Mal Yönergesi’ndeki sorumluluk ve görevlerini iyi bilmeleri ve askerî eşyaların devredilmesi ve devralınmasında dikkatli davranmaları uygun olacaktır. Devir teslim faaliyetleri nedeniyle hukuki ve cezai sorumluluğa uğramamak için;

  1. Birlikte mevcut ordu malları görülerek, sayılarak, tartılarak ve ölçülerek teslim alınmalı,
  2. Tanınmayan mallarının cinsi, şekilleri, durumları ölçüleri ve miktarı görevlendirilecek bir heyet vasıtasıyla tutanakla tespit edilmeli,
  3. Muhteviyatı olup da, muhteviyatı teslim tesellüm belgesine yazılmamış olan malzemelerin kontrolü titizlikle yapılmalı, mevcut muhteviyat ve malzemenin tarifnamesinde yer alan muhteviyat karşılaştırmalı olarak tespit edilmeli,

ç. Seri numarası bulunan (dürbün, telsiz vb.) malzemelerinin numaraları kontrol edilmeli,

  1. Sağlam olup olmadığı ancak çalıştırıldıktan sonra tespit edilebilen (araç, telsiz vb. gibi) malzemeler mutlaka çalıştırılıp kontrolü yapılmalı,
  2. Hasarlı olup, hasarı hakkında kanuni işlem yapılmış ve onarımı için işlem yapılmış malzeme konuya ilişkin belgler ile teslim alınmalı, hasarlı malzeme için bir işlem yapılmamışsa durum tutanakla tespit edilmeli ve gerekli işlemin yapılması sağlanmalı,
  3. Hiç bir ordu malı sahipsiz bırakılmamalı, her malzeme mevcut durumu ile tutanakla teslim alınmalı ve hasarına neden olanlar hakkında gerekli kanuni işlemin yapılması sağlanmalı,
  4. Devir teslim esnasında zimmeti olmadığı tespit edilen ordu malları zimmete aldırılmalı,

ğ. Geçici olarak teslim tesellüm belgesiyle başka birliğe verilmiş veya devir teslimde diğer birlikte bulunan malzemeler ile er ve erbaşların üzerinde bulunan malzemeler, bunların teslimi için tanzim edilmiş teslim tesellüm belgeleri üzerinden teslim alınmalı, teslim alan bölük/batarya astsubayı bu teslim tesellüm belgelerini en kısa zamanda yenilemelidir.

Mal sorumlusunun zimmet yapmaksızın malzemeleri kullandırması

* Zimmetindeki cihazları kendisinden başkasının zimmetlemeksizin kullandırmasına müsaade etmemesi gereği ile mal sorumluluğunun bilhassa bundan kaynaklanan riskleri önlemeye yönelik bir görev olması ve sanığın birliğini terk etmek durumunda kalması halinde de muhafaza görevi için kontrolde bulunarak, bu imkanı da yoksa üstlerine danışmasının gerektiği şeklinde özetlenebilecek irdeleme ile sanığın bu hususlara aykırı suretteki ihmalleri ile gözlüğün kaybolmasına sebebiyet vererek kamu zararına neden olması dolaysıyla kusurlu olduğu görüşü rapor edilmiştir. Olayın oluş şekline dair ilk derece mahkemesi ile Dairemiz arasında uyuşmazlık yoktur. Ancak ilk derece mahkemesince 5237 Sayılı TCK’nın 257 madde hükümleri uyarınca mahkumiyet kararı verilmişken Dairemizce oluşu kabul edilen olayda özel düzenleme bulunduğundan 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 130. madde hükümleri uygulanmıştır.(İzmir Blg.Ad.Mah.10.Ceza D.2020/2139-3362 E-K)

Balistik başlığı kaybetme

* Sanığın kendisine zimmet olarak verilen … seri numaralı balistik başlığı kaybetmesi eylemi askeri eşyayı kaybetme olduğu halde suç adının gerekçeli karar başlığında hatalı olarak askeri eşyayı kasten tahrip etmek olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak değerlendirilmiş, 1632 sayılı ASCK’nın 130/2.maddesi uyarınca suç konusu eşyanın; savaş gereci olması nedeniyle sanığın cezasından artırım yapılması gerektiğinin düşünülmemesi aleyhe istinaf başvurusu bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. (Erzurum Blg.Ad.Mah.5.Ceza D.2018/6191 E-2021/2118 K)

Malzemelerin kaybedilmesi halinde geçici görevlendirme hususu araştırılmalıdır.

* Olay tarihinde … Muhafız ve Emniyet Bölük Komutanlığında idari işler sorumlusu olarak astsubay ünvanıyla görev yapan E.E.’ye 23/02/2018 tarihinde teslim edilmiş eşyalarda sayım yapıldığında 217 kalem eşya bulunduğunun ancak 8 kalem eşyanın eksik olduğunun tespit edilmesi şeklinde istinaf incelemesine konu olayın gerçekleştiği idda edilmiştir.Sanığın savunmasında geçen 01/02/2018 tarihinde Manisa’ya geçici görevlendirildiğini belirtmekle, varsa geçici görevlendirme belgesinin dosyaya eklenmesi, sanığın birliğinden ayrılış tarihini, ayrılırken görevini başkasına teslim edip etmediği, gözaltına alınmışsa buna dair belgelerin dosyaya temin edilmeden yargılamaya devam edilmesi, sanığın aynı suçtan başka bir soruşturma dosyasının olup olmadığının araştırılmaması, suça konu eksik olduğu belirtilen 8 kalem eşya üzerinde inceleme yaptırılarak sanığa teslim tarihindeki  değerlerinin tespit ettirilmeden yargılamaya devam edilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Gaziantep Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.2020/359 E-2021/2848 K)

Bilirkişi vasıtasıyla gerçek açık (Amortisman bedelleri, kaydı silinen, sarfa tabi ve HEK’e ayrılan malzemenin ödetmeye esas fiyatları düşüldükten sonra) ve buna göre gerçek Hazine zararının tespiti,  sanığın ihmal ve sorumluluğu bulunup bulunmadığının tartışılması gerekir.

* Müsnet suç tarihi gözetilerek birlik komutanlığının askeri görev icrası ile faaliyette bulunduğu anlaşılmakla askeri eşya olduğuna kuşku bulunmayan malzemeler ile ilgili sanığın göreve başladığı sırada, kendisinden önceki görevliden teslim aldığı ordu malları (malzeme) ile ilgili birliğin diğer birimlerine ve kullanıcılara zimmetlenen malzemeye ilişkin devir teslim senet asıllarının veya onaylı fotokopilerinin dava dosyasına konulması, açığı olarak kabul edilen malzeme içinde, sarfa tabi, HEK’e ayrılan, miadı dolan, onarım için üst kademeye sevk edilen veya kaydı silinen malzeme olup olmadığının ilgili saymanlıklardan araştırılması, yaptırılan sayımda bir kısım ordu malının bulunduğu göz önüne alındığında, birliğin konuşlandığı kışlada ve bağlı birliklerde üç kişilik bir sayım heyeti marifetiyle yeniden ve titiz bir sayım yaptırılarak en son gerçek açık miktarının saptanmasından sonra; Ordonat sınıfından ordu mallarını tanıyan ve sanığın sorumluğunu bilebilecek nitelikte mal saymanı ve sorumlusu görevindeki personelden oluşacak bilirkişi vasıtasıyla gerçek açık (Amortisman bedelleri, kaydı silinen, sarfa tabi ve HEK’e ayrılan malzemenin ödetmeye esas fiyatları düşüldükten sonra) ve buna göre gerçek Hazine zararının tespiti, sanığın ihmal ve sorumluluğu bulunup bulunmadığının, suç tarihi itibariyle birlik komutanlığının bağlı bulunduğu ikmal merkezlerinin tâbi olduğu L-101 Ordu Mal Yönetmeliğinde belirtilen görevlerinden hangilerini yerine getirmediğinin tartışılması, Askeri Ceza Kanunu’nun 130.maddesi veya TCK’nın 257.maddesinde düzenlenen suç tiplerinin unsurlarının oluşup oluşmadığı bu bağlamda sanığın suç kastı ile hareket edip etmediğinin her türlü şüpheden uzak olacak şekilde ortaya konulmasından sonra bir karara varılması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. . (Diyarbakır Blg.Ad.Mah.12.Ceza Dava D.2022/110-3202 E- K)

Zimmet teslim almamakta ısrar edene disiplin cezası verilmesi

* Emn.Mhfz.Tk.K.lığı Tk.Asb. (aynı zamanda Birlik Taşınır Mal Sor.) gözaltına alındığından söz konusu birliğe atamalı personel katılıncaya kadar kıta sevk ve idaresi, personel işlerinin takibi, envanterindeki ordu mallarının korunması, bakımı maksadıyla 28 Haziran 2017 tarihinde vekaleten davacının görevlendirildiği, davacının söz konusu tarihten itibaren görevine başladığı, bağlı bulunduğu saymanlıklara karşı bir önceki personelle zimmet devir-teslimini tamamlamadığı, Alay Komutanı Piyade Albay A.N.’nin davacının zimmet devir-teslimini tamamlamadığını tespit etmesi üzerine eksik-fazla malzemenin tespiti ve davacının devir-teslim faaliyetlerini tamamlaması için 24.08.2017 tarihinde “Devir Kurulu”nun kurulduğu, davacının devir kurulu heyetinin sayım sonuç raporunu imzalamaktan ve zimmetine almaktan imtina ettiği, 07.11.2017 tarihinde Alay Komutanı Piyade Albay A.N. makam odasında Tank Ütğm.Ç.Y’nın da bulunduğu esnada davacıya devir-teslim faaliyetini tamamlayıp tamamlamadığını 3 (üç) kez sorduğu, davacının cevap olarak 3 (üç) kez devir-teslim faaliyetini tamamladığını, bu sürecin saymanların değişimi nedeniyle uzun sürdüğünü ve herhangi bir sorun olmadığını beyan etmesine ve söz konusu durumun tutanak altına alınmasına rağmen ana malzeme saymanlığına ait ordu mallarının zimmet devir-teslimini tamamlamadığı görülmekle, hizmete ilişkin verilen emri yerine getirmeme fiilinin sübuta erdiği sonucuna ulaşıldığı, bu durumda, davacı hakkında başlatılan soruşturma kapsamında, isnat olunan hizmete ilişkin verilen emri yerine getirmeme fiilinin sübuta erdiği anlaşıldığından, alt ceza uygulanmak suretiyle 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile tecziyesine ilişkin Kara Kuvvetleri Komutanlığı … Alay Komutanlığı kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. (İstanbul Blg.İd.Mah.2.İd. Dava D.2019/673 E-2020/138 K)

Kadro görevinin gereklerini devir-teslim yapmayarak yerine getirmeyene verilen ayırma cezası

 * Davacı tarafından; Kocaeli ili, … K. Hizmet Takım K. Takım K. bünyesinde astsubay olarak görev yapmakta iken, “Hizmete engel davranışlarda bulunmak” fiilini işlediğinden bahisle, 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun 20/c maddesi uyarınca Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ile tecziyesine ilişkin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun 28.09.2018 tarihli ve 2018/34 sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davada, olayda, davacının … Hizmet Takım Komutanı kadrosuna atandığı ve 09.07.2018 tarihinde … Komutanlığı’na katıldığı anlaşılmış olup, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelemesinden davacının atandığı görev olan hizmet takım komutanı kadrosunun görevleri arasında, karargaha ait hafif silah kontrol/işlemlerini yürütmek, envantere kayıtlı karar araçlarının planlama/sevk işlemlerini ve bakımını yapmak, yangın Y/S malzemelerinin kontrollerini yapmak gibi görevlerin yer aldığı, davacının 10.07.2018 tarihinde Komutanlığa verdiği dilekçe ile Takım Komutanlığı görevini kavrayamadığı, bilmediği ve vakıf olmadığı bu görevde çalışmak istemediğini bildirdiği, davacının bu dilekçesine herhangi bir cevap verilmeksizin bir gün sonra 11.07.2018 tarihinde, 11.07.2018 tarihinde kadar görevine yönelik alması gereken demirbaş malzemeleri teslim almadığı, yerine atandığı personel ile görev devir-teslim yapmayarak görev devir-teslim protokolünü imzalamadığı, bu kapsamda hizmete atandığı Hizmet Takım Komutanı kadro görevinin gereklerini devir-teslim yapmayarak yerine getirmemekte ve görevini yapmayacağını beyan ederek hizmete engel davranışlarda bulunduğundan bahisle hakkında tutanak tutulduğu ve bu tutanak uyarınca başlatılan disiplin soruşturması üzerine davacının 6413 sayılı Kanunun 20/(c) maddesinde yer alan ‟Hizmete engel davranışlarda bulunmak” disiplinsizliğini işlediğinden bahisle ayırma cezası verilmesine karar verilmiş ise de; davacının devir-teslim yapması gereken malzemeler içerisinde karargaha ait hafif silahlar, karar araçları ve yangın malzemeleri gibi pekçok malzemenin bulunduğu, dolayısıyla iki gün içerisinde tüm bu malzemelerin sayım ve tespitini yapmasının davacıdan beklenemeyeceği, yine davacının 10.07.2018 tarihinde Komutanlığa verdiği dilekçeye herhangi bir cevap verilmeksizin, davacının dilekçesinden bir gün, davacının Komutanlığa katılışından sadece iki gün sonra devir-teslim protokolü imzalamamak ve demirbaşları teslim almadığından bahisle hizmete engel davranışta bulunduğuna dair tutanak tutulduğu ancak bu durum Devletin ve Türk Silahlı kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlarda veya ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiiller kapsamında olmadığı gibi, dava konusu işlemde davacının atandığı kadro görevine dair malzemeleri zimmetine kabul etmeyerek amirlerini, hizmetin hiyerarşik biçimde yürütülmesi konusunda çaresiz kalmaya sevk ettiği ve bu nedenle eylemi sıradan bir emir-komuta zincirinin kırılması olarak addetmenin mümkün olmadığı belirtilmekte ise de, göreve başladıktan henüz iki gün sonra dava konusu işleme dayanak teşkil eden tutanağın tutulduğu, iki gün süre içerisinde hizmetin hiyerarşik biçimde yürütülmesi konusunda çaresiz kalındığından bahsedilemeyeceği gibi, yine aynı gün başka bir astsubay söz konusu kadroya vekalet atanarak hizmetin işleyişinin sağlandığı dolayısıyla hizmetin hiyerarşik biçimde yürütülmesi konusunda bir çaresizliğin söz konusu olmadığı, davacının fiilinin sorumluluktan kaçmak ve emre itaatsizlik filleri kapsamını aşmadığı, davalı idare tarafından yanlış madde tatbiki yapıldığı, bu nedenlerle davacının silahlı kuvvetlerden ayırma cezası ile cezalandırılması işleminde hukuka uyarlılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. (İst.Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2019/2299 E-2021/215 K)

ASKERİ ARAÇ KAZALARI

Askerî Ceza Kanunu’nun 137’nci maddesinde, bir gemi veya tayyarenin veya esliha ve harb malzemesinden birinin mühimce hasara uğraması suç olarak düzenlenmiştir. Askerî Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla, harp malzemesi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin muharebe gücüne tesir eden ve birlik TMK (Teşkilat, Malzeme ve Kadro) kitaplarında gösterilen bütün ordu malları olarak kabul edilmektedir.

Askeri araçların ve malzemelerin hasara uğratılması eylemlerinin hangi suçu oluşturacağı hususunda asıl belirleyici unsur “hizmette tekasülün gösterilmiş olması”dır. Eğer hasar hizmet sırasında, hizmetin yerine getirilmesine bağlı olarak meydana gelmişse, bu durumda eylem, kanun maddesinde belirtilen maddi ve manevi unsurların varlığı halinde As.C.K.’nın 137’nci maddesinde düzenlenen “hizmette tekasülle harp malzemesinin mühimce hasarına sebebiyet vermek” suçunu oluşturacaktır. Hizmet halinin bulunmadığı durumlarda ise As.c.K.nın 130’uncu maddesinde düzenlenen askerî malzemenin harap olmasına sebebiyet verilmesi suçu söz konusu olacaktır.

Tekasül dolayısıyla esliha ve harb malzemesinden bir şeyin hasara uğramasına sebep olmak suçu (As.C.K.Md.137) Anayasaya aykırı değildir.

* Kanun koyucu, benzer eylemler için değişik cezalar yanında, daha hafif bir eylem için daha ağır bir cezayı da uygun görebilir. Bu bağlamda askerlik hizmetinin ulusal güvenliğin sağlanmasındaki belirleyici yeri ve ağırlığı, sivil yaşamda suç oluşturmayan ya da önemsiz görülebilecek cezaları gerektiren kimi eylemlerin suç olarak kabul edilmelerini ve yaptırıma bağlanmalarım gerekli kılabilmektedir. İtiraz konusu kural, harplerde kullanılması zaruri olan gemi, uçak, silah ve sair malzemenin hor kullanılmasını engellemek, bu konuda vazifede kayıtsızlık gösterilmesinin önüne geçmek ve harp malzemelerinin daima hazır ve kullanımına elverişli bir durumda bulundurmak suretiyle, harp zamanında bunların topyekün ve derhal bir elden arzu edilen amaç için hazır edilebilmelerini sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. İtiraz konusu kuralın, harp gücüne etkili birer harp malzemesi olarak kabul edilen ve harp zamanında birliğin harp gücünü artıran söz konusu malzemelerin, barış zamanında kullanılsalar dahi, harp zamanında harp malzemesi olarak kullanılacak araçlardan olması nedeniyle azami düzeyde korunması için gerekli ihtimam ve dikkatin gösterilmesini sağlamaya yönelik olduğu açıktır. Bu itibarla kanun koyucu, ulusal güvenliğin sağlanmasındaki etkisini ve doğuracağı tehlikeyi de dikkate alarak söz konusu malzemelere tekasülle verilecek zararın üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını kabul etmiş olup, mahkeme olayın özelliği ve eylemin niteliğiyle orantılı olarak takdir yetkisini kullanacaktır. Dolayısıyla kanun koyucunun, takdir yetkisine dayanarak ve kuralla korunmak istenen hukuki yararı, suçun niteliğini ve meydana getireceği neticeleri de dikkate alarak belirlediği itiraz konusu kuralda hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön bulunmamaktadır. Öte yandan, itiraz konusu kuralla, “tekasül dolayısıyla esliha ve harb malzemesinden bir şeyin hasara uğramasına sebep olmak ” eylemi suç olarak kabul edilerek, bu suçun unsurları ve bu eylem nedeniyle verilecek ceza itiraz konusu kuralla açıkça belirlenmiştir. Başvuru kararında her ne kadar “tekasül” kelimesinin muğlak olduğu ileri sürülmüş ise de bu kelimenin “üşenmek”, “gevşeklik”, “ihtimamsız davranmak”, ”kayıtsızlık” ve “tembellik” anlamına geldiği, uygulamada ise yargı kararları çerçevesinde değerlendirildiği gözetildiğinde kuralın belirsiz olduğundan söz edilemeyeceğinden dolayı kanunilik ilkesine de bir aykırılık bulunmamaktadır. (Anayasa Mahkemesinin 2013/103 E-2014/7 K sayılı somut norm denetimi kararı)

* Birlik Komutanlığının 11/11/2015 tarihli yazısı ekinde bulunan hasar tespit raporunda hasara uğrayan ordu malı eskime payı düşüldükten sonra ödemeye esas miktarın 2102,28 TL olduğunun belirtildiği anlaşılmakla; sanığa 2102,28 TL tutarın hazine zararı olduğunun bildirilmesi ve sonucuna göre, gerektiğinde 5271 sayılı CMK’nun 231/9. fıkrası da gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, zararın giderilmediği gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi hukuka aykırıdır. (Yrg.7. Ceza Dairesi 2021/23824 E-2022/15545 K)

Hazine zararının tespitinde amortisman bedeli düşülmeli, hasarın sigorta şirketi tarafından karşılanıp karşılanmadığı araştırılmalıdır.

* Somut olayda, şüphelinin kendisine teslim edilen eşyaları 27/06/2016-Loj emir tarihli ve … sayılı yazısı ile teslim aldığı ve 24/08/2017 tarihli itibarıyla teslim ettiğine dair ilgili evrakların bulunduğu; yine benzer bir olay sebebi ile Askeri Yargıtay’ın 27/06/2007 tarihli ve 2007/1133 Esas, 2007/1118 Karar sayılı ilâmı ile de, “….hazine zararının, belirlenebilmesi amacı ile ilgili kademe tarafından hazırlanacak olan kuruşlandırılmış hasar ve durum tespit raporunda; aracın gerekli onarımının yapılıp bitmesini müteakip işçilik ve malzeme giderlerinin toplamı hesaplandıktan, bu miktardan değişen parçaların hurda bedeli ile değişen parçaların miadlı olanların amortisman bedelleri düşüldükten sonraki ödetmeye esas nihai miktarın belirlenmesi gerekmektedir. Oysa karara esas kabul edilen kuruşlandırılmış hasar ve durum tespit raporunda, değişen parçalar ile ilgili olarak miadlı-miadsız ayrımına gidilmeyerek hiçbir malzemenin amortisman bedelinin hazine zararından düşümü yapılmadığı gibi As.Mahkemece; aracın sigortalı olup olmadığı, araçta meydana gelen hazine zararının ayrıca sigorta şirketi tarafından karşılanıp karşılanmadığı, karşılanmış ise bunun hazineye ek bir külfet getirip getirmediği araştırılmadan….” şeklinde belirtildiği üzere, hazine zararının yargılama aşamasında Mahkeme tarafından da belirlenebileceği anlaşılmakla, bahse konu hususların iddianamenin iadesi sebepleri arasında sayılmadığı gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmiştir.(Yrg.19. Ceza Dairesi 2019/29876-9403 E-K)

Tekasül ve mühimce hasar kavramları

* ASCK’nın 137. maddesindeki anlamı ile “tekasül”, failin mecbur olduğu dikkat ve ihtimamı göstermede lakayt davranması olup, bu dikkat ve ihtimamın ölçüsü olarak da, failin hizmet tecrübesi, görevin gerektirdiği sorumluluk derecesi, askerlik hizmetinin gerektirdiği sürati azaltmayacak ve her türlü faaliyete engel olmayacak şekilde müteyakkız bulunulması gibi kriterlerin sayılması mümkündür (Kapatılan As.Yrg. 3. Dairesinin 19/06/2007 tarihli ve 2007/1521-1513 E.K. sayılı kararı). Dolayısıyla, kovuşturma aşamasında dinlenen ve içeriği Dairemizce de benimsenen bilirkişi raporuna göre sanığın, karşı yönden gelen sivil şahıs G.S.’nın sürücüsü olduğu 35 DA 7068 plakalı araca geçiş kolaylığı sağlama için yolun sağına yanaşma veya durma işlemlerini yapmamak suretiyle mecbur olduğu dikkat ve ihtimamı göstermede lakayt davranması dikkate alındığında sanığın istinaf konusu olayda hizmette tekasül gösterdiği kabul edilmiştir. Diğer taraftan, uzun süre askeri suçlar ile ilgili hükümlerin temyiz incelemesini yapan Askeri Yargıtay’ın yerleşmiş kararlarında, mühimce hasarın, meydana gelen hasarın nicelik bakımından çokluğu anlamına gelmemekte olup, askeri araç veya malzemenin tahsis amacından ayrılmasını zorunlu kılan veya eski faal haline getirilebilmesi için zaman, masraf ve enerjiye ihtiyaç gösteren hasar anlamına gelmekte olduğu kabul edilmiştir (Kapatılan Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 06/03/1964 tarihli ve 1964/18-31 E.K., 03/04/2008 tarihli ve 2008/61-60 E.K., Askeri Yargıtay 3. Dairesinin 22/01/1969 tarihli ve 1969/49-46 E.K., 24/12/2002 tarihli ve 2002/1304-1301 E.K., 02/10/2007 tarihli ve 2007/2053-2046 E.K., Askeri Yargıtay 4. Dairesinin 10/10/2001 tarihli ve 2001/798-754 E.K., 02/03/2004 tarihli ve 2004/240-247 E.K. sayılı kararları) Yukarıda yapılan açıklamalar ışığı altında istinaf konusu olaya dönüldüğünde; Dava dosyasında mevcut kati hasar raporundan sanığın kullandığı aracın kilit takımı, dış dikiz aynası, kol kapı sürme, kol kapı dış ile destek çamurluğunun hasar gördüğü anlaşılmaktadır. Bu itibarla, dış dikiz aynası kırılan aracın bu haliyle trafiğe çıkarak Karayolları Trafik Kanunu’na uygun bir şekilde kullanılmasının mümkün olmaması nedeniyle belirli bir süre hizmetten uzak kalması ile aracın tahsis amacına uygun olarak kullanılabilmesi için hasar gören parçaların onarımının gerekmesi ve onarım işleminin zaman, masraf ve enerjiye ihtiyaç göstermesi birlikte değerlendirildiğinde hasarın mühimce olduğu ve sanığa yüklenen eylemin hizmette tekasülle askeri aracın mühimce hasarına sebebiyet verme suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.(İzmir Blg.Ad.Mah.11.Ceza D.2018/3902-2019/1270 K)

* Sanığın askerlik hizmetini ifa ettiği esnada, üzerine zimmetli, kullanıcısı olduğu 000918 plakalı araç ile 28/03/2013 günü saat 06.40 sıralarında yanında araç komutanı Onbaşı S.B. olduğu, … Komutanlığı lojmanlarına gittiği sırada direksiyon hakimiyetini kaybederek önce kaldırıma, mütakiben İ.E.T.T. durağına çarptığı, olay neticesinde askeri araçta hasar meydana geldiği, Askeri Ceza Kanunu’nun 137. Maddesinde belirtilen vazifenin askeri bir vazife olduğu, tekassülün üşengeçlik anlamına geldiği, Askeri Yargıtay kararlarına göre harp malzemesini teşkil eden eşyaya ait aksam ve parçaların ayrılması halinde vasıtanın askeri hizmet ve maksatlar için kullanılmasının imkansız kılacağından harp malzemesi sayılacağını belirttiği, sanığın kendisine teslim edilen askeri aracı kullandığı esnada 2918 sayılı Kanun’un 52/1-b maddesine aykırı düşecek şekilde aracın hızını hava ve yol durumuna göre ayarlayamadığından direksiyon hakimiyetini kaybedip duvara ve durağa çarptığı ve askeri aracın askeri hizmette kullanılmasına engel olacak şekilde hasar görmesine sebebiyet verdiği ve böylece “1632 Sayılı Yasaya Muhalefet (Hizmette Tekasülle Harp Malzemesini Mühimce Hasara Uğratmak)” suçunu işlediği anlaşılmıştır. (İstanbul Blg.Ad.Mah.32.Ceza D.2020/3128 E-2021/2980 K)

Binek araç, harp malzemesi

* Sanık askerlik yükümlülüğünü yerine getirmekte olan rütbesiz asker olup, olay tarihinde emekli …. …….’ün koruma aracının şoförlüğünü yapmaktadır. Askeri sürücü ehliyeti olması nedeniyle Renault Megane 2 binek araç kendisine el senedi ile teslim edilmiş ve suç tarihinde koruma aracı olarak …’dan … Komutanlığına gitmek üzere yola çıkmıştır. 90 km hızla gittiği sırada, … girişine yaklaşık 30 metre kala önünde seyretmekte olan sivil aracın aniden durması üzerine sanığın aracın direksiyonunu sağa kırdığı, sağda dikiz aynasından tırın geldiğini görmesi üzerine bu kez aniden sola kırdığı ve fren yapmaya devam ettiği için askeri aracın kayması nedeniyle aracın sağ ön kısmını refüje vurduğu ve kaldırıma çıkarak durduğu, sanığın alkolsüz olduğunun tespit edildiği, aracın onarım bedelinin rayiç bedelin %75’ini geçmesi nedeniyle aracın kaydının silinmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Sanığın tekasül ile mühimce zarar verdiği iddia edilen araç Renault Megane 2 marka binek aracı olup, sanık suç tarihinde koruma aracı olarak kullanılan bu aracın şoförlüğünü yapmaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere, Askeri Ceza Kanununun 137. maddesinde bir gemi veya tayyare veya esliha dendikten sonra ve harp malzemesinden birinin mühimce hasara uğraması suçun unsuru olarak aranmaktadır. Sanığın mühimce hasara uğrattığı iddia edilen Renault Megane 2 marka aracın suç tarihinde koruma aracı olarak tahsis edilmesi ve kullanılması dikkate alındığında, Silahlı Kuvvetlerin muhabere gücüne doğrudan tesir eden harp malzemesi niteliğinde olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Suç tarihinde Ülkemizin sahip olduğu imkanlar dikkate alındığında koruma aracı olarak kullanılan Renault Megane 2 marka otomobilin mümkün olabilecek harplerde kullanılması zaruri olan ve Silahlı Kuvvetlerimizin muhabere gücüne doğrudan tesir eden harp malzemesi niteliğinde kabul edilmesi mümkün değildir. Askeri Yargıtay’ın içtihatlarında bu tür araçlar harp malzemesi olarak kabul edilmekte ise de; gelişen Ülkemiz şartları da dikkate alındığında, koruma aracı olarak yani doğrudan harp ya da harbe hazırlık amacına yönelik kullanılmayan bu aracın Silahlı Kuvvetlerimizin muhabere gücüne doğrudan tesir ettiğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca, suçta ve cezada kanunilik ilkesi başlıklı TCK 2. maddesinde Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için hiç kimseye ceza verilemez hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenleme gereğince Ceza Hukukunda kıyas yasağı olduğu gibi kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorum da yapılamaz. Askeri Ceza Kanununun 137. maddesi gemi ve tayyareleri doğrudan isim vererek saymış iken kara araçlarını doğrudan saymamıştır. Öyleyse, kara araçlarının harp malzemesi niteliğinde olup olmadığına bakılması gerekir. Bu yapılırken de Ceza Hukukunda geçerli olan genişletici yorum yasağı dikkate alınmak suretiyle maddedeki harp malzemesi ifadesi dar biçimde yorumlanmalıdır. Bu yüzden, koruma aracı olarak kullanılan, kullanım tarihinde doğrudan harp ya da harbe hazırlık sayılabilecek faaliyetlerde kullanılmayan otomobil harp malzemesi niteliğinde sayılamaz. Öte yandan, Askeri Ceza Kanununda askeri eşya kavramına yer verilmiş ve 130. Maddesinde askeri eşyayı kasten tahrip eylemleri yaptırım altına alınmıştır. Kanun koyucu askeri eşya ve harp malzemesi kavramlarını ayrı ayrı düzenlemiş ve her askeri eşyanın harp malzemesi olmadığını benimsemiştir. Harp malzemesinin belirlenmesinde genişletici yorum yapılarak her türlü askeri eşyanın ve aracın harp malzemesi kabul edilmesi kanun sistematiğine de aykırıdır. Bu nedenlerle, sanığın üzerine atılı suçu unsurlarının oluştuğundan bahsedilemez. (İzmir Blg.Ad.Mah.16.Ceza D.2019/115-1984 E-K)

Hizmet aracı, harp malzemesi

* Sanığın hizmet ve vazife nedeniyle kullanımında olan, suç tarihinde hizmet aracı olarak kullanılan aracın (Fiat Doblo) harp malzemesi niteliğinde olduğunu kabul ederek, sanığın Askeri Ceza Kanunun 137 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar veren ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. (İzmir Blg.Ad.Mah.16.Ceza D.2019/2510-2602 E-K)

Mühimce hasar kavramı

* Olay tarihinde er olarak askerlik görevini yaptığı, sevk ve idaresindeki askeri komutanlığa ait Ford Transit marka ambulansı park etmek amacıyla geri manevra yaptığı bir sırada, garajın demir kapısına çarparak maddi hasara yol açtığı, yardımcı personel olmaksızın manevra yaparak kazaya sebebiyet verdiği, 1632 Sayılı Yasanın 137/1 maddesinde “Vazife veya hizmette tekasül dolasıyla bir gemi veya tayyarenin veya esliha ve harb malzemesinden birinin mühimce hasara uğramasına sebep olan 3 seneye kadar hapsolunur.” şeklinde yazıldığı, bu suçun unsurunun “mühimce zarar” olduğu, bu durumda bu zararın mühim olup olmadığının belirlenmesi gerektiği, nitekim Askeri Yargıtay 4.Dairesinin 26/02/2013 tarih 2013/469-459 E.K.sayılı içtihadının bu yönde olduğu, ayrıca Askeri Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22/01/2014 tarih, 89/103 E.K.sayılı içtihadının da bu yönde olduğu ve bu içtihada göre, “Sadece araç arka camın kırılmasından ibaret hasarın, askeri aracın tahsis gayesinden ayrılmasını zaruri kılan veya eski haline (faal hale) gelmesi için belirli bir zaman, masraf ve emek sarfına gereksinim gösteren boyutta olmaması ve hasarlı hali ile trafiğe çıkmasına engel bulunmaması nedeniyle, atılı suçun “mühimce hasar” unsuru yönünden oluşmadığı dikkate alındığında beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi” şeklinde içtihatları da dikkate alınarak, ambulanstaki zararın mühimce bir zarar olup olmadığı, bu zarar dolayısıyla aracın trafiğe çıkmasına engel bir durum olup olmadığı, tahsis gayesinden ayrılıp ayrılmadığı yönlerinden bilirkişi raporu aldırılıp, sanığın hukuki durumunun alınacak rapor sonucuna göre değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi yasaya aykırıdır. (Antalya Blg.Ad.Mah.10.Ceza D.2020/1885 E-2021/561 K)

Araç kazasında nezaret, gözetim, dikkat ve özen vazifesine aykırı eylem

* Dava konusu olay, “Hizmette tekasül” unsuru yönünden değerlendirildiğinde; sanığın … Hudut Bölük Komutanlığında piyade er olarak askerlik görevini ifa ettiği, iddianameye konu Landrover marka aracın şoförü olarak görev yaptığı, dosyada mevcut (dz. 50) 15.08.2015 tarihinde aracı teslim aldığı, kaza tespit tutanağında kazanın meydana gelmesinde sanığın kusurlu olduğu, yine askeri savcılık tarafından aldırılan bilirkişi raporunda sanığın kusurlu olduğunun tespit edildiği, kaza anında sanığın yanında olan ve tanık olarak dinlenen G.A.’ın beyanlarında sanığın araç kullanırken uyuyakaldığını beyan ettiği, sanığın savunmalarında da bu hususu ikrar ettiği değerlendirildiğinde; sanığın somut olay sebebiyle yukarıda izah edilen nezaret, gözetim, dikkat ve özen vazifesine aykırı eylemlerde bulunduğu anlaşılmakla; müsnet suçtan dolayı eylemine uyan Askeri Ceza Kanununun 137.maddesi gereğince cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir. (Adana Blg.Ad.Mah.17.Ceza D.2020/1611 E-2021/836 K sayılı kararı ile onanan Yayladağı As.Ceza Mah.2017/269 E-2019/360 K sayılı kararı)

Kusurlu (taksirli) bir davranışın olmaması sebebiyle verilen beraat kararı

* Hudut Karakolu dinleme ve gözetleme faaliyeti esnasında  olay tarihinde saat 00:40 sularında  128 nolu hudut atış bölgesinden İran İslam Cumhuriyeti topraklarından  yasa dışı geçiş yapmaya çalışan bir grup tespit edildiği, görüntü alınmasına müteakip bölük komutanı  Tğm. E.Y. un emri ile olay yerine 263007 plakalı bir TTZA Kobra aracı ile P.Uzm. Çvş. A.A. emir komutasında  bir hudut mangası kadar kuvvet (2 Uzm. Çvş. 7 Erbaş /ER) olay yerine intikal ettiği, Müdahale esnasında … Plakalı TTZA araca … koordinatlarında araç hareket halinde iken motorunun susmasına müteakip frenlerini tutmaması  sonucu virajı alamayıp yolun sağ tarafında bulunan yağmur kanalına düşmesinden sonra savrularak sol taraf yattığı ve kaza yaptığı olayla ilgili olarak sanık M.M. hakkında kamu davası açıldığı, sanığın aşamalarda alınan savunmalarında aracın bakımlarını düzenli olarak yaptırdığını , olay günü yolun eğimli olması sebebiyle 20 km hızla aracı kullandığını aracın teknik bir arızadan dolayı bir anda durduğunu beyan ettiği, araç komutanı olan A.A.’ün tanık olarak alınan savunmasında m.M.’nin aracın bakımlarını düzenli olarak yaptığını olay günü M.M.’nin çabaları sonucu kazayı en az şekilde hasarla atlattıklarını beyan ettiği, olay anında aracın içerisinde bulunan tanıkların beyanları incelendiğinde aynı doğrultuda olduğu dikkate alındığında sanığın  kusurlu (taksirli) bir davranışının olmaması sebebiyle sanık hakkında beraat kararı verilmiştir. (Erzurum Blg.Ad.Mah.5.Ceza D.2019/4342 E-2022/3932 K sayılı kararı ile onanan Çaldıran As.Ceza Mah.2018/133 E-2019/3 K sayılı kararı)

GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA

Memuriyet görevini kötüye kullanmak eylemleri icrai veya ihmali olabilir. İcrai olduğunda memuriyet görevini kötüye kullanma suçu ve ihmali olduğunda ihmal suretiyle memuriyet görevini kötüye kullanma suçu şeklinde isimlendirme yapılmaktadır.

Askerî Ceza Kanununun “Umumi surette ihmal ve tekasül” başlığı altında 144’üncü maddede düzenlenen ve Türk Ceza Kanununa atıf suretiyle cezalandırılan memuriyet görevini kötüye kullanmak suçu, As.C.K’nın 12’nci maddesinde tarif edilen bir askerî vazifeyi (Hizmeti) yapmakla yükümlü bulunan kişinin (Memurun), memurluk görevini kanun ve nizamın gösterdiği usul ve esaslarından başka surette kötüye kullanması biçiminde tanımlanmakta olup, bu suçun oluşumu için memurun; kanuni görev ve yetkisini aşması, kanunun belirlediği usul, şekil ve esasa uymaması ve takdir yetkisini amacı dışında kullanması ve tüm bu eylemleri görevi kötüye kullanma kastı altında gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Bu suçun maddi unsuru 5237 sayılı TCK’nın 257/1’inci maddesinde görevinin gereklerine aykırı hareket etmek şeklinde ifade edilmiştir. Ancak memuriyet görevini kötüye kullanmak suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi yeterli değildir. Kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi neticesinde kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir. Kanun koyucu memuriyet görevini kötüye kullanmak suçunu bir netice/zarar suçu olarak düzenlemiştir. Kanunda öngörülen neticelerden herhangi birisi somut olayda meydana gelmemişse memuriyet görevini kötüye kullanmak eylemi suç teşkil etmeyecek disiplin hukuku kapsamında işlem yapılması gereken bir disiplinsizlik teşkil edecektir.

İhmal suretiyle memuriyet görevini kötüye kullanmak suçu ise TCK’nın 257’nci maddesi 2’nci fıkrasında düzenlenmiştir. Bu suç, memurun vazifesi kapsamı içinde bulunan herhangi bir işi yapmaması veya geç yapması biçiminde tanımlanmaktadır. Suçun maddi unsurunu oluşturan görevin yapılmaması veya geç yapılması yanında, görevin yapılmamasının veya geç yapılmasının ihmal kastına dayandırılması gerekmektedir. Bu suçta ifade edilen kast, memurun yapmakla yükümlü olduğu işi makbul bir sebep olmaksızın yapmama şuur ve iradesidir. Kanun koyucu ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmak suçunda, görevin gereğine aykırı hareket etmenin neticesinde, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması şartlarının oluşmasını da arayarak, bu suçu tıpkı memuriyet görevini kötüye kullanmak suçu gibi bir netice/zarar suçu olarak düzenlemiştir. Eğer eylem neticesinde kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması şartlarından hiçbiri gerçekleşmemişse eylem disiplin hukuku kapsamında ele alınmalıdır.

Fiyat listesindeki malların satış fiyatını yükselterek satış yapmak

* Sanığın satışa sunulan mallara ait fiyat listesi üzerinden yapılan hesap sonrası elde edilen tutar üzerinden para üstü olarak iade etmesi gereken miktarı, bozuk para sıkıntısı nedeniyle verememesi durumunun söz konusu olmadığının, aksine olarak, doğrudan fiyat listesindeki malların satış fiyatını yükselterek satış yapmak suretiyle, suç işleme kastıyla hareket ettiğinin, keza, sanığın söz konusu eylemi nedeniyle, kendisine haksız kazanç sağlamasının yanında, alışveriş yapan personelin mağduriyetine sebep olduğu dikkate alındığında, atılı suçun unsurları bakımından sübutu hususunda kuşku bulunmadığının kabulü gerekmiştir.(As.Yrg.Drl.Krl.2014/ 46-51 E-K)

Meydana gelen yaralanma olayında nedensellik bağının bulunmaması

* Olaydan bir gün önce mağdura çatıya çıkması yönünde emir verdiği hususu açık şekilde ortaya konamadığı gibi bu hususun inceleme konusu olayın hukuki olarak değerlendirilmesinde, önemi de bulunmamaktadır. Nitekim olay tarihinde mağdura çatıya çıkması yönünde emir verilmediği kabul edilse dahi mağdurun, sanık tarafından tesisatta oluşan sorunları gidermek üzere görevlendirildiğinde ve uzun süredir bu tür onarımların mağdur tarafından yapıldığında tereddüt bulunmamaktadır. Ancak, olay tarihinde sabah saatlerinde tesisat sorununu gidermek üzere ayağında terlik varken (Dz.24) tanık V.T.’un kayıp düşebileceği yönündeki uyarısına rağmen çatıya çıkan mağdurun, kayarak düşmesine bağlı olarak yaralanması olayında; sanığın mağduru tesisat işlerinde görevlendirmiş olması uygun sebep teorisine göre neticeyi meydana getiren bir sebep değildir. Zira mağdur kendi dikkatsizliğinin neticesi olarak düşmüştür. Şart teorisine göre ise sanığın, mağduru görevlendirmiş olması neticeyi meydana getiren sebeplerden biri olmakla birlikte tek başına bu görevlendirme neticeye yönelik tehlike yaratmadığı gibi mağdurun neticeyi meydana getiren dikkatsizliğinin objektif olarak sanığa yüklenmesi mümkün değildir. Çünkü mağdur nedensel sürece katılmış ve kendi sorumluluk alanında özgür iradesiyle hareket ederken dikkatsiz davranmasına bağlı olarak yaralanmıştır. Nedensellik teorilerinin herhangi birine göre suçun maddi unsurlarından olan “netice”ye sebep olmadığı ortaya konan, mağdurun tesisat işlerinde görevlendirilmesi hususunun, idari anlamda eleştirilebilir nitelikte olması hatta duruma göre usulsüz kabul edilebilmesi ve idari yaptırımların konusu olabilmesi ile bu görevlendirmenin suç teşkil etmesini birbirine karıştırmamak gerekmektedir. Dolayısıyla sanığın üzerine atılı memuriyet görevini kötüye kullanmak suçu maddi ve manevi unsurları itibariyle oluşmamıştır.(As.Yrg.2.D.2015/541 E-2016/3 K)

* Sanıklara atfedilen; çamaşırhanede mevcut çamaşır yıkama ve sıkma makinelerinin kapak emniyet sistemleri bozuk veya mevcut değilken buna dair bir tedbir almamak ve bu eksikliği gidermemek şeklindeki eylemleri ile mağdur P.Er C.K.’un sol elinin makineye kapılarak bilekten kopması olayı arasında doğrudan bir nedensellik bağı bulunmadığı, mağdurun bileğinin kopması olayının öncelikle mağdurun kendi kusurlu davranışından kaynaklandığı, bu nedenlerle Askeri Mahkemece sanıklar hakkında tesis edilen beraat hükümlerinde bir hukuka aykırılık bulunmadığından, Askeri Savcının kabule değer bulunmayan temyiz sebeplerinin reddiyle, hukuka uygun bulunan beraat hükümlerinin ayrı ayrı onanmasına karar verilmiştir. (As.Yrg.1.D.2014/362-358 E-K)

Keyfi şekilde hastaneye göndermemek

* Birliğinde görevli personelin sağlık durumunu takip etmek, muayene ve tedavi edilmelerini sağlamak; sevk evrakını bizzat kendisi değil de idari prosedür açısından, bağlı oldukları … İlçe Jandarma Komutanı imzalasa dahi, sanığın yürüttüğü memuriyet görevinin gereğidir. Bu açıklamalar ışığında, Kanun ve nizamların kendisine yüklediği görevleri kasıtlı olarak kötüye kullanıp keyfi şekilde mağduru Hastaneye göndermeyen sanığın eyleminin, hasta olan, ilaç tedavisi verilmiş mağdurun zamanında muayene ve tedavi edilmesini, gerekirse ameliyat olmasını engellemek suretiyle ve kişinin sağlığı bozuk şekilde uzun süre beklemesini gerektirecek hal ve hareketlerle mağduriyete yol açtığı, eylemin bu haliyle TCK’nın 257/1’inci maddesinde yer alan görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu sonucuna varılmakla, mahkûmiyet hükmünün suç vasfı yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (As.Yrg.3.D.2013/845-2014/62)

Kasıt olmaksızın geç terhis etme

* Geç terhis etme işleminin sanıkların terhis yönergesini yanlış yorumlamalarından kaynaklandığı, mağdur eri geç terhis etmelerinde herhangi bir menfaatlerinin ya da anılan askeri mağdur etme niyet ve iradelerinin bulunmadığı, yargılama sırasında görüşlerine başvurulan bilirkişilerce de doğrulandığı üzere olayın iş yoğunluğunun fazla olmasından kaynaklandığı, sanıkların suç işleme kastı ile hareket etmedikleri, dolayısıyla verilen beraat kararlarında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varıldığından, temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin onanmasına karar verilmiştir. (As.Yrg.3.D.2013/559-550 E-K)

Depodan silah kaybolması

* Dosyada mevcut ilgili yönerge ve talimatlarda silahların haftalık olarak sayımlarının yapılacağı ve sayım tutanaklarının hazır bulunanlarca imzalanacağı belirtilmesine rağmen sanıklar tarafından en son Nisan 2011 ayı içerisinde yapılan sayıma ilişkin tutanağın imzalandığı, bu tarihten sonra silah sayımının yapılmadığı, dosyada mevcut sayım tutanakları ile sanıklar ve tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Öte yandan; sanık ….Bçvş. O.T.’ın kendi sorumluluğunda olan Karargah Bölük Komutanlığı Malzemeliğinin ve bu malzemeliğin içinde yer alan cam kapaklı silah dolabının anahtarını depo sorumlusu olarak görevlendirilen erlere verdiği, söz konusu anahtarların sürekli bu askerlerde kaldığı, diğer sanık Yzb. N.A.’ın ise, bu durumdan haberdar olmasına rağmen kayıtsız kaldığı, böylelikle; söz konusu deponun ve silahların muhafaza edildiği dolabın iki aya yakın bir süreyle sanıkların denetimi dışında kaldığı, silahların da bu süre içerisinde kaybolduğu dikkate alındığında, sanıkların görevi ihmal kastıyla hareket ettikleri sonucuna varıldığından, Askeri Mahkemece sanıklar hakkında tesis olunan beraat hükümlerinin bozulmasına karar verilmiştir.(As.Yrg.2.D.2014/511-502 E-K)

NÜFUZU KÖTÜYE KULLANMA

Asker kişilerden amir veya üst olanların emretme yetkisi ile donatılmaları, amirler, üstler ve astlar arasında kanundan kaynaklanan ve diğer kamu görevlilerine göre daha katı bir itaat ve hiyerarşik ilişki olması nedeniyle amir veya üstlerin bu nüfuzlarını kötüye kullanmalarının önüne geçilmek istenilmiştir. Bu nedenle asker kişilerin makam ve memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma teşkil edebilecek bazı eylemleri (astına suç yapmak için emir verme (Md.109), astının şikâyetnamesini saklama ve geri aldırma (Md.110), hak edilmemiş veya müsaade edilmemiş disiplin cezası verme (Md.111), erleri kanuna muhalif olarak hizmetçiliğe verme (Md.114)) Askerî Ceza Kanunu Üçüncü Bap Altıncı Fasılda suç olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu sayılan suçlar haricinde her ne suretle olursa olsun emir verme yetkisinin veya memuriyet nüfuzunun kötüye kullanılmasını da ayrıca suç olarak düzenlemiştir.

Diğer kamu görevlileri için Türk Ceza Kanununda yalnızca memuriyet görevini kötüye kullanmak suçu düzenlenmişken asker kişiler için memuriyet görevini kötüye kullanmanın yanında memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma da suç olarak düzenlenmiştir. Bu suç ile korunan hukuki yarar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetim kademesinde görevli amir ve üstlerin güvenilirliği, emir verme yetkisini hizmet dışında kullanmalarının önlenmesi, görevlerini dürüstlük içinde sürdürmeleri ve bu şekilde askeri disiplinin korunmasıdır.

As.C.K.nın 115’inci maddesinde düzenlenen memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak suçu; bir memurun emir vermek yetkisini veya memuriyet nüfuzunu kötüye kullanarak mevzuatın tayin ettiği ahvalden başka suretle herhangi bir gerçek veya tüzel kişi yahut astı hakkında keyfi muamele yapması veya yapılmasını emretmesi ya da ettirmesidir. Söz konusu keyfi muamelenin icbar boyutuna varmaması, As.C.K.nın Üçüncü Babının “Makam ve Memuriyet Nüfuzunu Suiistimal” başlıklı Altıncı Faslında yer alan suçlar kapsamına girmemesi ve mevzuatın özel bir düzenleme ile suç saymış olduğu bir eylem olmaması gerekmektedir.

Delil yetersizliği

* Hakkında idari tahkikat yapılacağını öğrenen sanığın, taburda görevli rütbeli personeli toplayarak “sicil dönemi, tayin dönemi, kimse kendini böyle değersiz bir insan için riske atmasın, elimden gelen herşeyi yaparım, 20 yıllık piyade zabitiyim” şeklinde sözler sarf edip, ayrıca ayaklarını kaydıracağını, onları harcayıp bitirebileceğini belirttiği, bir şeyi bilmediklerini, görmediklerini ve duymadıklarını söylemelerini istediği, ifadeleri idari tahkikat heyeti tarafından tespit edilen personeli ise yanına çağırarak ne şekilde ifade verdiğini sorduğu, bu suretle hakkında yapılan soruşturmada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek ve kişisel bir çıkar sağlamak amacıyla emir vermek yetkisini ve memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak suretiyle memuriyet nüfuzunu sair surette kötüye kullanmak suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanığın üzerine atılı suçlamayı kabul etmemesi, tanık … haricindeki tanıkların sanığın bahse konu sözleri söylediğini duymadıklarını ya da hatırlamadıklarını ifade etmeleri, bazı tanıkların 20.02.2013 tarihli toplantıda sanığın benzer sözleri söylediğini ifade etmelerine rağmen toplantıya katılan diğer tanıkların iddia konusu sözleri duymadıklarını, sanığın eski bölük komutanı olan katılan ile görüşmemelerini, yeni Bölük Komutanının …Üsteğmen olduğunu söylediğini ifade etmeleri karşısında, sanığın mahkumiyetine yetecek ölçüde her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil elde edilemediğinden ceza hukukunun evrensel olarak kabul edilen ”şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Yrg.19. Ceza D. 2019/23099-11738 E-K)

* Mağdurlar Hv.Svn.Onb. F.B. ve Hv.Svn.Er İ.S.’nün anlatımlarından, sanık tarafından erbaş ve erleri atış yapmaları ve bu atış karşılığı para vermeleri konusunda zorlama olmadığı anlaşılmakta; sanık ise savunmalarında, atış yapmaları için para toplamadığını, öğretmek maksadıyla merminin fiyatını söylemiş olabileceğini ifade etmektedir. KKY-164-1 K.K. Eğitim ve Öğretim Yönergesi ile Birlik Komutanlığının test ve sıfırlama atışlarının nasıl yapılacağına dair yazısı incelendiğinde; 2 Nu.lı atış görevinde test atışında başarısız olanların yeniden atış yaptırılmasının mümkün olduğu, bu durumda 9 atım yapılabileceği, Birliğin atışlarda başarısını ve eğitim seviyesini yükseltmek amacıyla Birlik Komutanı tarafından ihtiyaç duyulduğunda ilave atışlar yaptırılmasının da kıtalarda gerekli ve rutin bir uygulama olduğu, ayrıca, erbaş ve erler arasında birlik ve beraberlik ile moral ve motivasyonu artırma amaçlı olarak toplanan paralarla bisküvi ve içecek dağıttırdığı da gözetildiğinde, sanığın suç kastıyla hareket etmediği, en azından dosya muhteviyatı itibarıyla bu hususun şüpheli kaldığı, şüphenin ise sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmakla, mahkûmiyet hükmünün esas yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (As.Yrg.2.D.2015/320-327 E-K)

Erbaş ve erllerden para toplamak

* Sanığın 28/11/2012 tarihinde akşam saatlerinde acemi erleri, bölüğün amfisinde toplayarak acemi erlere maddi durumu zayıf olan bir asker olduğunu söyleyerek, bu kişiye para vermek suretiyle yardımcı olmak isteyenlerin posta başları vasıtasıyla para verebileceklerini ve kendisinin de toplanan parayı maddi durumu zayıf askerin ailesine göndereceğini söylediğini, toplanan 1.500-1.600 TL parayı bankaya olan borcunu kapatmak amacıyla kullandığının anlaşıldığı, yine sanığın 30/12/2012 tarihinde 1. Bölük 3. Eğitim Timi emrinde görevli bulunan acemi erlere süpriz yapacağını belirterek 13 erden 5’er TL toplayarak yılbaşı bileti alacağını belirtip, toplamış olduğu parayla 3 adet yarım yılbaşı bileti aldığının anlaşıldığı, daha sonra 06/01/2013 tarihinde Nöbetçi Astsubaylığı görevini deruhte etmekte olduğu esnada tüm acemi askerleri bölük amfisinde toplayarak isim vermeden maddi durumu kötü olan J. Ac. Er H.Ç.için yardım yapılması maksadıyla erlerden para topladığı, toplamış olduğu 418,35 TL’yi soyunma dolabına koyduğu ve yapılan soruşturma sırasında bu parayı birliğine teslim ettiğinin anlaşıldığı, sanığın bu şekildeki eylemlerinin zincirleme Memuriyet Nüfuzunu Sair Suretle Kötüye Kullanmak suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır. (İzmir Blg.Ad.Mah.24.Ceza D.2020/89 E-2021/968 K)

Asta verilen suç yapma emri sonrasında astın suçu işlemesinin suç vasfı bakımından hukuki önemi

* Astına suç yapmak için emir vermek  suçunun oluşabilmesi için Anayasa’nın 137. Ve TCK’nın 24. Maddelerine göre konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesinin mümkün olamayacağı amir veya üstün emir verme yetkisinin hizmetle sınırlı olacak olması, işlenmesi teklif edilen suçun askeri ceza kanununda veya başka ceza kanunlarında düzenlenmiş olmasının 109. Maddede yazılı suçun oluşumu açısından engel olmaması, 1632 S.Y.’nın 109/2 maddesinin uygulanabilmesi için asli faillerin işlenmiş olan eylem nedeniyle cezalandırılmış olmalarının şart olduğu halde 109/2 maddesi delaletiyle ceza verilmesi kanuna aykırıdır.(İstanbul Blg.Ad.Mah.32.Ceza D.2021/2379 E-2022/911 K)

* Emir gereğince işlenen, teşebbüs edilen ya da teklif edilen suçun şikâyete tabi olması ASCK’nın 109’ncu maddesinde düzenlenen suçu da şikâyete tabi kılmamaktadır. İşlenen ya da teşebbüs edilen suçun şikâyete tabi olması, ancak şikâyetin bulunmaması hâlinde, ASCK’nın 109/2’nci maddesinin uygulanma olanağı bulunmayıp, diğer şartları da varsa, ASCK’nın 109/1’inci maddesinin uygulanması ihtimali ortaya çıkmaktadır.(As.Yrg.2.D.2014/859-853 E-K)

Verilen emirde astına suç yapmak için emir vermek kastının bulunmaması

* Tabur Komutanı olan sanığın, Bölük Komutanı Yzb.H.Ç.’a hitaben söylediği, “Asteğmen istirahattan gelince, gözünün üstünde kaşın var diyerek ceza vereceksin, sen vermezsen ben veririm” şeklindeki o tarihte Birlik içerisinde olmayan ve dönüş tarihi de bilinmeyen Atğm.H.G. ilişkin sözlerin, bir emirde bulunması gereken açıklık ve kesinlik unsurlarını taşımadığı, uygulanma şeklinin ve içeriğinin muğlak olduğu, Birliğine komuta etmekte zaafı bulunduğunu düşündüğü Birlik Komutanına, Kanunun verdiği yetkileri kullanması (Atğm.H.G.’ün disiplinsiz davranışlarına müsamaha etmemesi) gerektiği yönünde bir ikaz mahiyetini taşıdığı anlaşıldığından, nitekim sanığın aksi ispat edilemeyen savunmasının da bu yönde olduğu gözetilerek, müsnet suçun (astına suç yapmak için emir vermek),  kasıt yokluğu nedeniyle unsurları yönünden oluşmadığı, bu itibarla, sanık hakkında tesis edilen beraat kararının hukuka uygun olduğu, sonucuna varılmıştır. (As.Yrg.1.D.2009/1898-1868 E-K)

Tehdit ederek şikâyeti geri aldırma

* Sanığın, 01.05.2006 tarihinde … Askerlik Dairesinde ve 02.05.2006 tarihinde … Askerlik Şubesinde İdari Tahkikat Heyetince ifadesi alınan ve ifadelerinde sanığın rütbe ve memuriyetinin baskısıyla kendisinden borç adı altında para aldığından ve sair hususlardan yakınan ve 01.05.2006 günü şikayet dilekçesi veren P.Er M.F.D.’ı telefonla arayarak, içeriğini öğrenmiş olduğu şikayet ve ifadesinden söz ettikten sonra “beni yaktın, seni öldürürüm, askerliğini bitirmem, ifadeni geri alacaksın, nankör, herkesten beklerdim senden beklemezdim” demek suretiyle astı olan  P.Er M.F.D.’ın şikayetini tehdit ederek geri aldırmaya teşebbüs suçunu oluşturduğunun kabulü ile yapılan uygulamada bir isabetsizlik bulunmamaktadır.(As.Yrg.1.D.2008/1053-1060 E-K)

* Sanığın şikâyetini geri alması için katılanı “tuttuğun raporu geri al, beni uğraştırma, ben senin üstünüm, şimdi bende senin hakkında rapor yazarım, ceza alırsın, mesleğinden olursun, mesela derim ki anama avradıma küfür etti, rütbeme küfür etti, Türkiye Cumhuriyetine küfür etti derim, şahit gösteririm, hâkim beni mi dinler seni mi, ben üstüm” şeklindeki sözlerle astını baskı altına aldığı açık olup, ancak sanığın elverişli vasıta ile kasteylediği eylemin icra hareketlerine başlamasına karşın şikâyet geri alınmadığından, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.(As.Yrg.3.D.2010/731-726 E-K)

Şikayeti saklamak-şikayet hakkında işlem yapmamak farkı  

* Sanığın, … Mekanize Piyade Tugay Komutan Yardımcısı olarak görevli olduğu, askerî gazinoda görevli olan mağdur P.Er M.D.’un 12.11.2008 tarihinde Bnb. B.B. tarafından dövülmesi olayı ile ilgili olarak şikayet dilekçesi verdiği, bunun üzerine Askeri Gazino Müdürü Bnb. H.İ.K. tarafından, mağdurun yapılan muayenesine ilişkin tabip raporu ve olay tutanağı ile birlikte şikayet dilekçesinin bir üst yazı ekinde sanığa sunulduğu, sanığın Askeri Gazino Müdürüne dilekçeyi bekletmesini söylediği, bir süre sonra Askeri Gazino Müdürü tarafından belgelerin tekrar kendisine sunulması üzerine belgeleri kabul etmediği ve Askeri Gazino Müdürüne hitaben “yine mi getirdiniz?, getirmeyin diye kaç defa söyledim” şeklindeki sözlerle kızdığı, böylece atılı suçu işlediği kabul edilerek yazılı olduğu şeklinde cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; olaya ilişkin şikayet dilekçesi ve diğer belgelerin sanığa sunulduğu ve sanığın sunulan belgelerin getirilmemesini söyleyerek geri çevirdiği dikkate alındığında, sanığın astının şikayetnamesini saklamak gibi bir eyleminin bulunmadığı, astının bir suçundan haberdar olmasına rağmen işlem yapmadığı anlaşılmaktadır. Sanığın, Bnb. B.B. hakkında yasal takibatta bulunmaya yetkili ve görevli amir olması halinde eyleminin ASCK’nın 145’inci maddesinin ikinci cümlesinde düzenlenen “astının suçu hakkında kasten takibatta bulunmamak” suçunu oluşturacağı; Bnb. B.B. hakkında yasal takibatta bulunmaya yetkili ve görevli amir olmaması halinde ise, eyleminin 477 sayılı Kanun’un 54’üncü maddesinde düzenlenen “astının suçunu haber vermemek” disiplin suçunu oluşturacağı değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, eyleminin astının şikayetnamesini saklamak olarak vasıflandırılarak mahkumiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu anlaşıldığından, mahkûmiyet hükmünün suç vasfına bağlı noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (As.Yrg.1.D.2013/147-8 E-K)