VAZİFE MALULİYETİ

Kamu görevlileri için şehitlik ve gazilik statüsüne sosyal güvenlik mevzuatımızda yer vermeyen hukuk sistemimiz, hem şehitliği hem de gaziliği kapsayacak daha geniş bir kavram olarak vazife malullüğü statüsünü öngörmüştür. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 47’nci maddesinde vazife malullüğü düzenlenmiş ve tanımlamıştır. Kanundaki vazife malullüğü kavramı, sadece savaş ve terörle mücadele gibi sahalarda vaki olan ölüm ve yaralanma olaylarını değil kamuya ait her türlü vazifenin icrası sırasında meydana gelen ölüm ve malûliyetleri kapsaması sebebiyle şehitlik ve gaziliği içerisinde barındıran ancak bunlardan daha geniş kapsamlı bir kavramdır.

            Vazife malullüğü kavramı esasen 5510 sayılı kanundan önce 5434 sayılı kanunla hukuk sistemimize girmiştir. 5510 sayılı kanun ise vazife malullüğü kavramını yeniden düzenlemiştir. Vazife maluliyeti 5510 sayılı kanundan önceki dönemde olduğu üzere halen memurlar ve diğer kamu görevlileri için söz konusu olmaktadır. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 45. maddesinde, vazife malullüğünün tanımı yapılmış olup; görevin ifası sırasında meydana gelen yaralanma ve ölüm olaylarının vazife malullüğü kapsamında değerlendirileceği belirtilmiştir.

            Vazife maluliyeti hususunda hak sahipliğine esas olan SGK kararıdır. Kuv.K.lıklarınca şehitliğe defnedilmesine karar verilmesi bu kişilerin SGK tarafından vazife malulü olarak kabul edileceği anlamına gelmez. Şehitliğe defnedilmesine karar verilenlerden SGK’ca vazife malullüğü kapsamında değerlendirilmemiş personel bulunduğu gibi, Kuv.K.lıklarınca şehitliğe defnedilmesi uygun bulunmamış ancak SKG’ca vazife malulü kabul edilmiş personel de bulunmaktadır.

Vazife malullüğü 1-6 arasında derecelendirilir. Ölüm 1’inci derecedir.

Psikiyatrik rahatsızlık sonucu vazife maluliyeti

* … Tugay Komutanlığı, .. Hudut Taburu, 1’nci Hudut Bölük Komutanlığında Piyade Üsteğmen Sınıf ve Rütbesiyle Bölük Komutanı olarak görev yapan davacının 2017 yılında yaşadığı olaylar neticesinde psikolojisinin bozularak askerliğe elverişsiz hale geldiğinden bahisle vazife malulü sayılması talebiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin 29.11.2019 tarihli işlemin iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının hak ediş tarihinden itibaren hesaplanarak yasal faiziyle birlikte ödenmesi  istemiyle açılan davada; davalı idarece davacının adi malul olduğuna karar verildiği, davacının 10.07.2016 tarihinden 16.12.2019 tarihine kadar … ilçesinde görevli olduğu, psikolojik rahatsızlıklarının bu dönemde başladığının anlaşıldığı, davacının durumunun Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerinde belirlenen derecelerden herhangi birinin kapsamında bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerektiğinden, 27.05.2022 tarihli ara kararı ile davacının hakem hastane olarak belirlenen Ankara Şehir Hastanesi’ne sevki üzerine ilgili tıbbi muayene yapılmak suretiyle düzenlenen 20.06.2022 tarihli sağlık kurulu raporunda teşhis kısmında “travma sonrası stres bozukluğu” karar kısmında “..adı geçenin rahatsızlığının 2017 yılında yaşanan olaylardan sonra başladığı ve bu olaylarla tetiklendiği, rahatsızlığı sebebiyle iş gücü kaybı olduğu, işlevselliğinin bozuk olduğu, rahatsızlığının tedavi ile kısmen düzelme gösterdiği 6. derece 205. maddeye uygun olduğu tıbbi kanaatine varılmıştır.” şeklinde beyanda bulunulduğunun görüldüğü, davacının rahatsızlanmasının, terör eylemlerini önleme faaliyetine yönelik çalışmalar sırasında ve terör eylemlerinin neden ve etkisiyle meydana geldiğinin kabulü gerektiği ve Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamnameye göre 6. Derece 205. maddeye uygun olduğu anlaşıldığından vazife malulü sayılmaması işlemdine hukuka uygunluk bulunmamaktadır. (Ankara Blg.İd.Mah.11.İd.Dava D.2022/4233 E-2023/893 K)

Genetik geçişli bir hastalık nedeniyle ölüm halinde ölümün vazifenin neden ve etkisiyle meydana geldiği kabul edilemez.

* Jandarma Genel Komutanlığı emrinde er rütbesiyle zorunlu askerlik görevini icra etmekteyken 14.12.2000 tarihinde rahatsızlanarak vefat eden …’un babası olan davacı tarafından, oğlunun 5434 sayılı Kanun uyarınca vazife malulü sayılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 01.07.2021 tarihli işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle açılan davada; dosyaya sunulan sağlık raporu ve ölüm belgesinin birlikte incelenmesinden, Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde er rütbesiyle görev yapmaktayken 14.12.2000 tarihinde vefat eden …’un ölüm sebebinin “kalp hastalığı, kardiyomiyopati” olduğu, dosyada mübrez sağlık raporlarında belirtildiği üzere kardiyomiyopati hastalığının genetik geçişli bir kalp hastalığı olduğu, genetik geçişli bir hastalığın vazifenin neden ve etkisiyle meydana geldiğine kabul etmeye hukuki olanak bulunmadığı, uyuşmazlık konusu ölüm olayının vazifenin neden ve etkisiyle meydana geldiğine dair  hukuken kabul edilebilir herhangi bir bilgi ve belgenin de dava dosyasında mevcut olmadığı, dava dosyasında mübrez sağlık raporları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kardiyomiyopati hastalığının genetik geçişli bir kalp hastalığı olması sebebiyle, uyuşmazlık konusu ölüm olayının vazifenin neden ve etkisiyle meydana gelmediğinin açıktır. (Ankara Blg.İd.Mah.11.İd.Dava D.2021/4463 E-2023/1081 K)

Balkon göçmesi nedeniyle şehit olan müteveffanın yakınlarına aylık bağlanması hususunda nakdi tazminat komisyon kararına gerek bulunmamaktadır.

* …İlçe Jandarma Komutanlığı’nın yazısıyla müteveffa için geçici köy korucusu şehitlik belgesi düzenlendiği, müteveffanın 14/06/1989 tarihinde görevliyken üzerine balkon göçmesi nedeniyle şehit olduğu, Şenköy Jandarma Karakol Komutanı tarafından tasdik edilen nöbet defterinde de 14/06/1989 tarihinde müteveffanın görevli olduğu, mer’i mevzuatta nakdi tazminat ile aylık bağlanması hususlarının ayrı düzenlendiği, aylık bağlanmasının ilgili sosyal Güvenlik Kurumunca, nakdi tazminatın ise İçişleri Bakanlığı ya da bağlı olunan Bakanlık/Kurum tarafından gerçekleştirileceği, aylık bağlanması hususunda nakdi tazminat komisyon kararına gerek olmadığı, dolayısıyla davacının aylık bağlanması talebi olduğu dikkate alındığında söz konusu talebin reddine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ile başvuru tarihinden itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.(Danıştay 12.D.2018/2833 E-2020/4505 K)

Tütün ikramiyesi

* 16/10/1988 tarih ve 19961 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 3480 sayılı Maluller ile Şehit Dul ve Yetimlerine Tütün ve Alkol Ürünlerinin Satış Bedellerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanunla yapılan düzenleme ile Kanun’un 3. maddesinde sayılanlara  tütün ikramiyesi ödenmesine başlanmış, anılan Yasa 5217 sayılı Yasa’nın 31. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, aynı Kanun’un 4. maddesi ile 5434 sayılı Kanun’a eklenen Ek 79. madde ile aynı miktarda ödeme, ek ödeme adı altında yapılmaya başlanmıştır. Nitekim, 5434 sayılı Kanun’un Ek 79. maddesinde yapılan düzenleme ile ek ödemeden yararlanması öngörülen kişiler, 3480 sayılı Kanun’un 3. maddesinde sayılanlarla aynı kişilerdir. Davacının eşinin bir kamu görevlisi olarak “olağanüstü  yönetim  usullerinin uygulandığı…”  bir  bölgede, kamu görevlilerini sindirerek, kamu hizmetlerinin etkinliğini azaltmak, Devletin gücünü  zayıflatmak, böylece  belli  bir  bölgede hakimiyet  kurmak  amacına  yönelik  terör  örgütü  tarafından sistematik olarak yürütülen terör faaliyetine muhatap olarak, Devlet işletmesi  olan  demiryolları işletmesinde  makinist  olarak  görevinin başında terör olayları nedeniyle vefat etmiş olduğu açıktır. Her ne kadar, ilgilinin ölümü doğrudan “güvenlik ve asayişin  sağlanması” faaliyeti  çerçevesinde  kabul  edilmemekte ise de, olayın gerçekleştiği bölgede terör örgütüne karşı güvenlik kuvvetleri tarafından yıllardan beri  güvenlik  ve asayişi sağlamaya yönelik olarak yürütülen faaliyetlere tepki ve bu faaliyetleri etkisiz  kılmak  amacıyla  Devlet  tekelinde  işletilen  demiryollarına  yönelik gerçekleştirilen terör olayında hayatını kaybeden ilgilinin ölümünün, 3480 sayılı Kanun’un 3. maddesi (d) bendi kapsamında,  “(c)  bendinde  belirtilen  görevlerin ifası  sırasında, bu görevlerin çeşitli sebep ve tesirleri ile” gerçekleştiğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre,  “olağanüstü  yönetim  usullerinin  uygulandığı”  bir  bölgede yaptığı kamu görevine bağlı olarak terör olayları sonucu ölen ilgilinin, ölümünün 3480 sayılı Kanun’un 3. maddesi (d) bendi kapsamında değerlendirilerek eşi ve çocuklarına  tütün  ikramiyesi  ödenmesi  gerekirken, bu yoldaki istemin reddine dair dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davayı  reddeden İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir. (Danıştay 12.D.2018/6403 E-2021/6519 K)

Beton zemine düşmesi sonucu ölüm (vazife malulü sayılmama)

*…Askeri Savcılığınca yapılan soruşturmada, görgü şahitlerinin ifadelerinin alındığı ve soruşturma  sonunda, M.B.’nin kovuş nöbetçisi iken sigara içmek ve hava almak üzere dışarıya çıkarak bölük binası gazino girişindeki merdivenlerin demirden yapılma korkuluklarının üzerinde ve ayakları yerden kesilmiş vaziyette oturduğu esnada kendi tedbirsizliği nedeniyle dengesini kaybederek beton zemine düşmesi sonucu ölümü olayında, kendisine kast ve taksir atfedilebilecek başkaca herhangi bir failin mevcut olmaması gerekçesiyle 13/04/2007 tarihinde Kovuşturmaya Yer Olmadığına karar verildiği, vefat eden M.B.’nin vefatının nöbet yerinde ve nöbet görevi nedeniyle olmadığı gibi merdiven korkuluklarından kendi dengesini kaybederek düşmesi sonucunda vefat ettiği göz önüne alındığında, vefatının vazife malullüğü hükümleri kapsamında olmadığından, dava konusu işlemde ve bu işleme dayalı aylık ve sair mali hakların yasal faiziyle birlikte ödenmemesinde hukuka aykırılık bulunmadığı; olayın 3713 ve 2330 sayılı Kanunlar kapsamında değerlendirilmemesi işlemlerinin de iptali ile oğullarının vefatının 3713 sayılı  Kanun kapsamında değerlendirilmesi ve 2330 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanmasına karar verilmesi istemine ilişkin ise; söz konusu istemlere sadece dava dilekçesinde yer verildiği, idareye yapmış oldukları  09/07/2014 tarihli başvurularında bu tür taleplere yer verilmediği gibi bu konularda yetkili  idarelerce de  herhangi bir işlem tesis edilmediği,  2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde belirtildiği üzere idari işlem niteliğinde yargı kararı verilmesinin de mümkün olmadığı dikkate alındığında, mahkemece idarece kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem bulunmayan bu istem yönünden inceleme yapılmasının mümkün olmadığı  gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. (Danıştay 12.D.2018/4027 E-2021/5229 K)

Faizsiz konut kredisinden yararlandırılacak kişiler harp veya vazife malulleriyle sınırlandırılmış olup 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında aylık alanlar faizsiz konut kredisinden yararlanamazlar.

* 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un amaç ve kapsamının, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemeye ilişkin olduğu; 2985 sayılı Kanun’un faizsiz konut kredisinden yararlandırılacak kişileri, harp veya vazife malulleriyle sınırlandırdığı dikkate alındığında, davacının kanun koyucunun iradesinin faizsiz konut kredisinden yararlandırılacak hak sahipleri arasında 5233 sayılı Kanun kapsamında hayatlarını kaybedenleri de içerdiği halde, dava konusu Yönetmelikte bu hususa yer verilmeyerek eksik düzenleme yapıldığına yönelik iddiasına itibar edilmemiştir.(Danıştay 12.D.2018/4432-5523 E-K)

Tam şifa ile iyileşen,  askerliğe elverişsiz hale gelmeyen asker kişi vazife malulü olarak kabul edilemez.

* Davacının 27.03.2019 tarihli başvurusunun; aynı olay nedeniyle 5434 sayılı Kanun kapsamında vazife malulü sayılarak aylık bağlanması talebi yönünden reddine ilişkin olarak tesis edilen işlemin dava konusu edildiği, davacının askerlik vazifesini ifa ederken 24.04.1998 tarihinde gerçekleştirilen operasyon esnasında hava koşullarına bağlı olarak yerlerin kaygan olması nedeniyle ayağının kayarak düşmesi sonucunda yaralanması nedeniyle tedavi gördüğü ve 20 gün işgöremezlik raporu verildiği açık ise de, anılan süre sonunda tam şifa ile iyileştiği, askerliğe elverişsiz hale gelmediği, normal süresinde terhis olduğu davacının 5434 sayılı Kanunun kapsamında vazife malulü olmadığı açıktır. (Ankara Blg.İd.Mah.11.İd.Dava D.2020/4010  E- 2023/916 K)

            5434 sayılı Kanun’a tabi hizmetinin bulunmayan kişilerin vazife maluliyetine ilişkin davalara iş mahkemelerinde bakılır.

*  Davacı tarafından, … ili, … ilçesinde Jandarma Astsubay olarak görev yapmakta iken, 2019 yılında göreve gitmek üzere askeri araca bindiği sırada zeminin karlı olması nedeniyle ayağının kayması sonucu meydana gelen kalça kemiğinin eziğinin başka bir hastalığı tetiklemesi nedeniyle vefat eden eşi …’ın 5434 sayılı Kanun kapsamında vazife malulü sayılması istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi  istemiyle açılan davada;  davacının eşinin askeri öğrenci olarak ilk atamasının 05.09.2017 tarihinde yapıldığı ve 5510 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce 5434 sayılı Kanun’a tabi hizmetinin bulunmadığının görüldüğü, 5434 sayılı Kanun’a tabi hizmeti bulunmayan davacının eşinin, 5434 sayılı Kanun kapsamında vazife malulü sayılması talebine ilişkin dava konusu uyuşmazlıkta, 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinden, davanın görüm ve çözümünde, 5510 sayılı Kanun’un 101. maddesi uyarınca iş mahkemelerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine ilişkin olarak Ankara 7. İdare Mahkemesince verilen 25.01.2023 tarih ve E:2022/2276, K:2023/127 sayılı karar hukuka uyarlıdır. (Ankara Blg.İd.Mah.11.İd.Dava D.2023/1335-1085 E-K)

* Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinden de görüleceği üzere, 5510 sayılı Kanun’a 5754 sayılı Kanun ile eklenen Geçici 4.maddenin yürürlüğünden önce memur ve diğer kamu görevlileri ile bunların hak sahiplerine ilişkin olarak tesis edilen işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerinde, bunlar dışında  kalan sigortalılar ve bunların hak sahipleri hakkında tesis edilen işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların ise adli yargı yerinde bulunan yetkili iş mahkemelerinde çözümleneceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, davanın idari yargı yerinde görülebilmesi için, dava konusu edilen işlemin, 5510 sayılı Kanuna 5754 sayılı Kanun ile eklenen Geçici 4. maddenin yürürlüğe girmesinden önce, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu kapsamında bulunan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile bunların hak sahiplerine ilişkin olarak tesis edilmiş olması gerekmektedir. Olayda ise, 1479 sayılı Kanun uyarınca emekli olan babasından dolayı davacıya bağlanan yetim aylığının, babasının vefatı sonrası babasının ikinci eşi … ile birlikte aldığı emekli aylığının, … hakkında İstanbul Anadolu 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.07.2017 tarih ve E:2016516, K.2017/515 sayılı kararı ile gaiplik kararı verilmesi üzerine 15.07.1990 ile 25.12.2017 tarihleri arasında ödenmeyen aylıklarının ödenmesi sonrasında işlemiş faizin ödenmesi yönündeki başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile 15.04.1991 ile 25.12.2017 tarihleri arasındaki döneme ait faizlerin tazmini istemiyle açıldığı görülmektedir.  Buna göre; davacıya, 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre ödenen yetim aylığının belirli bir dönemine ilişkin faiz talebine ilişkin olması nedeniyle uyuşmazlığın görüm ve çözümünde görevli mahkemenin, 5510 sayılı Kanunun 101.maddesi uyarınca, adli yargı yerinde bulunan yetkili İş Mahkemeleri olduğundan bu husus dikkate alınmadan işin esasına girilerek verilen idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. (Ankara Blg.İd.Mah.11.İd.Dava D.2020/2171 E-2023/929 K)

Vazife malüllüğü nedeniyle bağlanan aylık ve yapılan ödemelerin uğranılan maddi zararı tam olarak karşılamaması nedeniyle tazminat

* Olayda, 2. sınıf emniyet müdürü iken, yürüttüğü operasyon sırasında kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren …’ın eşi ve çocukları olan davacılara, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun vazife malüllüğü hükümlerine göre vazife malüllüğü aylığı bağlandığı ihtilafsız olmakla birlikte, bağlanan aylık ve yapılan ödemelerin uğranılan maddi zararı tam olarak karşılamadığını ileri süren davacıların uğradıkları destekten yoksun kalma zararlarının belirlenebilmesi için bilirkişi tarafından aşağıda belirtilen şekilde hesaplama yapılması gerekmektedir.

Aktif dönemde işlemiş dönem zararı,  desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin emsali polis memurunun aylar itibariyle aldığı görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenen vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.

Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsali polis memurunun aylar itibariyle alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenecek vazife malulüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar  kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.

Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile TRH 2010 tablosuna göre belirlenecek muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, yasal emeklilik yaşını tamamladığı ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilen desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenecek vazife malullüğü aylıkları dikkate alanarak, desteğin emekli aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar  kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.

Öte yandan, davacılara ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerektiği, kamu kaynağı kullanılmak suretiyle ve ifa amacı taşıyarak yapılan ödemelerin yarar olarak değerlendirilmesi, kamu kaynağı kullanılmadan ifa amacı taşımaksızın sosyal yardım niteliğinde yapılan ödemelerin ise yarar olarak değerlendirilmemesi gerektiği açıktır.

Dosyanın incelenmesinden; 2330 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kurulan Emniyet Genel Müdürlüğü Nakdi Tazminat Komisyonu’nun 28/04/2014 tarih ve … sayılı kararı gereğince davacılara 73.148,00 TL nakdi tazminat ödendiği; öte yandan Sosyal Güvenlik Kurumu Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığı’nın 01/09/2014 tarih ve … sayılı yazısından da, davacılara 5434 sayılı Kanun’un Ek 79. maddesi uyarınca tütün ikramiyesi tahakkuk ettirildiği anlaşılmakta olup; 2330 sayılı Kanun uyarınca davacılara ödenen nakdi tazminat ile 5434 sayılı Kanun’un Ek 79. maddesi kapsamında ödenen tütün ikramiyesinin ve kamu kaynağı kullanılmak suretiyle ifa amacı taşıyarak yapılan ödemelerin; hesaplanan maddi zarar tutarından, rapor tarihindeki güncel değerleri hesaplanmak (ilgili idarelerden sorularak tespit edilmek) suretiyle düşülmesi gerekmektedir.

Bu durumda, temyize konu İdare Mahkemesi kararının davacıların maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamakta olup, İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre davacıların maddi tazminat istemi hakkında yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.

Bununla birlikte, temyize konu karar davacılar tarafından temyiz edilmemiş olduğundan, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde Mahkemece yaptırılacak olan hesaplama neticesinde, davacılar lehine hükmedilecek olan maddi tazminat tutarının, aleyhe bozma ve hüküm verme yasağı gereği, temyize konu karar ile davacılara ödenmesine karar verilen tutarları (… için 319.341,36 TL, …. için 35.632,54 TL , …. için 111.634,98 TL) aşamayacağı da açıktır. (Danıştay 10.D.2018/2380 E-2022/4646 K)

* İl Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 14/06/2006 tarihinde saat 02.30 sıralarında … Sitesi önündeki polis kontrol noktasında denetim görevini yerine getirdiği sırada seyir halinde olan E.L. adlı şahsın sevk ve idaresindeki 33 EP 181 plakalı aracın çarpması sonucu yaralanmıştır.

… Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesince düzenlenen 12/10/2006 tarihli ve 519 sayılı sağlık kurulu raporunda, meydana gelen yaralanmanın ilgilinin yaşamını tehlikeye uğratmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olmadığı, hastada tespit edilen kırıkların hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek nitelikte olduğu saptanmıştır.

Aynı Hastanece düzenlenen 29/05/2007 tarihli ve 229 sayılı sağlık kurulu raporunda, “sağ bacakta non-artiküler pelvis kırığına bağlı 2 cm kısalık, sağ kalçada abdüksiyon ve ekstansiyonda kas gücü kaybı” tanısı konulmuş, tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %24 olduğu ve ağır işlerde çalışamayacağı belirtilmiştir.

Olaydan sonra idari polis olarak görevlendirilen davacı hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu Vazife Malullüğü Tespit Kurulunun 13/08/2008 tarih ve 748 sayılı kararı ile 5434 sayılı Kanun uyarınca vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiş, 19/11/2008 tarihinde vazife malulü olarak emekliye ayrılmış ve 15/12/2008 tarihinden itibaren 2. derece 1. kademe intibakı üzerinden vazife malullüğü aylığı bağlanmıştır.

Emniyet Genel Müdürlüğü Nakdi Tazminat Komisyonu’nun 08/12/2009 tarih ve … sayılı kararıyla, davacıya 2330 sayılı Kanun uyarınca 13.201,31 TL nakdi tazminat ödenmiştir.

Meydana gelen olay nedeniyle otomobilin zorunlu trafik sigortası kapsamında sigorta şirketince davacı … 19/07/2007 tarihinde 57.500,00 TL ödeme yapılmıştır. 

 Temyize konu İdare Mahkemesi kararına esas alınan 15/08/2017 tarihli bilirkişi  raporunda, PMF yaşam tablosunun esas alındığı; aktif dönemde davacının çalışmaya devam etseydi alacağı görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki farktan, pasif dönemde ise emekli aylıkları peşin sermaye değeri ile vazife malullüğü aylığı arasındaki farktan vazife malullüğü aylığı ile adi malullük aylığı arasındaki farkın yarar olarak kabul edilip  düşüldüğü ve mükerrer tenzilata neden olunduğu, bu itibarla bilirkişi raporunun, hükme esas alınacak mahiyette olmadığı görülmektedir.

Bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Unedic/Fransa, B. No:20153/04, 18/12/2008, S 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin / Türkiye, S 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No:36815/03, 14/01/2010. S 38).

Bu itibarla, son dönem Dairemiz yerleşik içtihatları uyarınca dava konusu olay nedeniyle davacıya ödenecek maddi tazminatın, aşağıda yer alan ilkeler gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir.                      

Kamu görevlilerine, vazife malullüğüne sebep olan olaydan dolayı prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak bağlanan vazife malullüğü aylığının, adi malullük aylığını aşan, bir başka ifade ile adi malullük aylığına yapılan zamma ilişkin kısmının, vazife malullüğüne sebep olan olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu zam, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden yarar kabul edilip hesaplanan zarardan indirim yapılacak bir kalem değildir. Aksine bir yaklaşım, vazife malullüğüne sebep olan olaydan dolayı kamu görevlilerine/hak sahiplerine bağlanan vazife malullüğü aylığının idarenin bir lütfu, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden ise gerçekleşmesi istenilen ve beklenilen bir olay olduğu sonucunu ortaya çıkarır. Bu sonucun hayatın olağan akışına uygun olmadığı ise açıktır.        

Diğer taraftan, davacının muhtemel ömrünün ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekmektedir.

Buna göre, davacının gelir kaybı nedeniyle uğradığını iddia ettiği maddi zarar, aşağıda belirtilen şekilde bilirkişi tarafından yeniden hesaplanmalıdır.

Aktif     dönemde         işlemiş dönem zararı, Mahkemece verilecek ara kararı tarihi itibarıyla davacının emsali polis memurunun almakta olduğu görev aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün davalı idareden istenilmesi, yine aynı tarih itibarıyla davacının almakta olduğu vazife malullüğü aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün Sosyal Güvenlik Kurumundan istenilmesi, gelen cevaplara göre görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı karşılaştırılarak aradaki farkın, davacının aktif dönemde işlemiş dönem zararı olduğu kabul edilmelidir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.

Aktif     dönemde         işleyecek         dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten,  davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı/tamamlayacağı tarihi kapsayan döneme ilişkin zararı ifade etmektedir. Bu dönemde davacının zararı, emsalinin almış olduğu görev aylıkları ile bu dönem içerisinde de almaya devam ettiği vazife malullüğü aylıkları dikkate alınmak suretiyle, işlemiş dönem zararının hesaplanmasındaki yöntemle (görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki fark zarar olarak kabul edilmek suretiyle) hesaplanmalıdır. İşlemiş dönem zararından farklı olarak, bu dönemdeki zararın hesabında, her iki aylıkta meydana gelen artışlar ile zararın peşin sermaye değerinin dikkate alınması gerekmektedir. Bu dönemdeki zarar  kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.

Pasif    dönemdeki       zararı, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemdeki zarar, Mahkemece ara kararının verildiği tarih itibarıyla davacı yasal emekli olma koşullarına sahip olsaydı bağlanabilecek emekli aylığının tutarı Sosyal Güvenlik Kurumuna sorularak gelen cevaba göre, emekli aylığı ile bu dönemde de almaya devam edeceği vazife malullüğü aylığı arasında aylar itibarıyla oluşan farkın peşin sermaye değeri kadar olmaktadır. Bu dönemdeki zarar  kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.

Aktif dönem sonunun, pasif dönem başlangıcının tespitinde, 5434 sayılı Kanun’un 40. maddesi uyarınca, davacı polis memurunun öğrenim durumu itibarıyla görevde yükselme olanağı yok ise 55 yaşın; var ise yükselebileceği rütbeye ilişkin anılan Kanun maddesinde düzenlenen emeklilik yaşının dikkate alınması gerekmektedir.

Ayrıca, davacı kamu görevlisi olduğundan, geliri maaş katsayısına bağlı olarak belirli dönemlerde artmaktadır. Zararının tespitinde, yeniden düzenlenecek rapor tarihine kadar, gelirde meydana gelen artışların da dikkate alınması gerekir. Başka bir ifadeyle, davanın görülmesi sırasında maaşında bir artış meydana gelmiş ise, bu yeni maaşa göre hesaplama yapılmalıdır.

Öte yandan, davacıya ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerektiği açıktır.

 Bu kapsamda, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca davacıya ödenen nakdi tazminatın, otomobilin zorunlu trafik sigortası kapsamında sigorta şirketince yapılan tazminat ödemesinin  ve mevcutsa 5434 sayılı Kanun’un Ek 79. maddesi kapsamında ödenen tütün ikramiyesinin olay nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde olduğu kabul edilerek, hesaplanan maddi zarar tutarından, rapor tarihinde yasal faiz uygulanmak suretiyle güncellenecek değerlerinin hesaplanarak düşülmesi gerekmektedir.(Danıştay 10.D.2018/2051 E-2022/4283 K)

Yurt dışı görevinin neden ve etkisiyle meydana gelen ölüm olayında vazife maluliyeti

Davacının eşinin, dönemin Genel Kurmay Başkanının Kazakistan’a yaptığı 4 günlük gezide aktif olarak görev aldığı, söz konusu gezi programının çok yoğun geçmesi, bu görevinin hemen ardından ertesi gün rahatsızlanarak ağır zatüre tanısıyla hastaneye kaldırılması, görev yaptığı ülkenin iklim ve hava şartlarının ülkemize göre çok farklı olması, bahsedilen olay öncesinde herhangi bir rahatsızlığı ya da hastalığı olduğuna dair bilgi ve belgenin bulunmaması ve dosyada yer alan kaza raporunda da belirtildiği üzere yurt dışı görevine gönderilirken gideceği ülkenin taşıdığı sağlık risklerine yönelik önleyici tedavinin ve tedbirlerinin de alınmamış olması karşısında, davacının eşinin ölüm olayının yapmış olduğu yurt dışı görevinin neden ve etkisiyle oluştuğu; bu durumda, eşinin vazife malulü sayılarak tüm özlük haklarının bu doğrultuda tesis edilmesi yönündeki davacının başvurusunun reddine dair dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı; öte yandan, hukuka aykırılığı saptanan işlem nedeniyle yoksun kalınan adi ve vazife malullüğü arasındaki maaş ve ikramiye farklarının Anayasanın 125. maddesi uyarınca davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, davacının eşinin adli-vazife malullüğü arasındaki maaş ve ikramiye farklarının başvuru tarihinden  itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.(Danıştay 12.D.2018/5432 E-2021/4923 K)

Görev başındayken yaşanan kaza nedeni ile vazife maluliyeti

* Davacının, 01/10/2015 tarihinde görevi başındayken yaşadığı kaza nedeni ile sağlık durumunun Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’ne göre tespiti için Mahkememizin 16/10/2019 tarihli ara kararı ile hastaneye sevk edildiği, Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 04/11/2019 tarih ve … sayılı Sağlık Kurulu Raporu’nun teşhis hanesinde; “opere humerus, femur, tibia kırığı”, karar hanesinde; “ETSŞY’NİN EK-3/6B-1A VE EK-3/9D-4Ç’YE UYAR” bilgisine yer verildiği, (D) dilimi sağlık şartını taşıdığı anlaşılan davacının, yaptığı görevin tesir ve etkisi nedeni meydana gelen yaralanmasından dolayı Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca malul sayılması gerektiği, dolayısıyla vazife malullüğü talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.(Ankara Blg.İd.Mah.11.İd.Dava D.nin 2022/1266 E-2023/4399 K sayılı kararı ile onanan Ankara 6. İd.Mah.nin 2021/2556 E-2022/247 K sayılı kararı)