AYIRMA DİSİPLİN CEZASI

Kanun koyucu tarafından, disiplinsizlik sayılacak tutum, davranış ve fiillerin, Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar vermesi şeklinde nitelendirilmesinden sonra, cezanın kanunda açıkça Silahlı Kuvvetlerden ayırma şeklinde belirlenmesi hakkında dava konusu kuralda kanunilik ilkesine aykırılık yoktur.

* Dava konusu kuralda belirtilen ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiiller, Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasını gerektiren disiplinsizlikler arasında sayılan hizmete engel davranışlarda bulunmak tanımında yer almaktadır. Kanun’da, hizmete engel davranışlarda bulunmak, “Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlarda veya ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiillerde bulunmaktır. ” şeklinde ifade edilmiştir. Hizmete engel davranışlardan olan fiillerin, Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek tutum ve davranışlardan kaynaklı olması gerektiği açıktır. Bu hâlde ise dava konusu ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiillerin çerçevesinin belli olmadığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma cezası sonucunu doğuran fiillerin tespiti noktasında idarenin sınırları belli olmayan geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu söylenemez. Bu bağlamda, dava konusu ibarede geçen ağır suç veya disiplinsizlik fiilleri, tümüyle muğlâk, objektiflikten uzak ve belirsiz kavramlar olmayıp, belirlenen çerçeve içinde idarenin keyfi yorum ve uygulamalarına karşı yeterli koruma sağladığı anlaşıldığından, dava konusu kuralda hukuk devleti ilkesine aykırılık yoktur. Öte yandan, Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte olan ağır suç ve disiplinsizlik fiilleri, zamana, yere, işlendiği kişiye veya yarattığı etkiye göre farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Ceza hukuku bakımından aynı hukuki yaptırıma tâbi tutulan fiillerin disiplin hukuku bağlamında yarattığı etki ve sonuçlar farklı olabildiğinden söz konusu fiilleri sabit bir tanıma bağlamak mümkün olmadığı gibi tek tek saymak da mümkün değildir. Kanun koyucu tarafından, disiplinsizlik sayılacak tutum, davranış ve fiillerin, Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar vermesi şeklinde nitelendirilmesinden sonra, cezanın kanunda açıkça Silahlı Kuvvetlerden ayırma şeklinde belirlenmesi hakkında dava konusu kuralda kanunilik ilkesine aykırılık yoktur. (Anayasa Mahkemesinin 28.11.2013 tarihli ve 2013/46-140 E-K sayılı soyut norm denetimi kararı).

Disiplin yaptırımına konu eyleminin görevini sürdürmesini imkânsız kılacak vahamette olmadığı dikkate alınarak ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir dengenin sağlanması gerekir.

* Somut olayda özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında başvurucunun mahremiyetine yönelik müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığı, idare ve Derece Mahkemesi kararlarının gerekçeleri çerçevesinde incelenmelidir. Başvurucu, TSK’dan çıkarılması ile sonuçlanan disiplin soruşturması sürecinde mesleki hayatını değil özel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda kalmıştır. Derece Mahkemesi kararına göre başvurucunun evli olduğu dönemde bir subay eşiyle irtibat kurduğu ve bu kişiden çocuk sahibi olduğu, boşanmış olduğu eşiyle bir süre daha aynı lojmanda oturmaya devam ettiği hususlarının gerçek olduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun dâhil olduğu kara pilot sınıfının görev yaptığı yerlerin sınırlı olması ve personel sayısının diğer sınıflara göre az olması nedeniyle aynı sınıftan olan personelin bu olayı duyduğu, dolayısıyla eylemlerin aleniyet kazandığı belirtilmiştir. AYİM kararında, başvurucunun silah arkadaşının eşiyle ilişkiye girerek Türk toplumunun ve TSK’nın manevi değerlerine aykırı davrandığı belirtilmiştir. TSK personeline yönelik temel kanunlardan biri olan 211 sayılı Kanun’un 39. maddesinde birçok özelliğin yanı sıra iyi ahlak sahibi olmanın da her askerin esas vazifesi olduğu belirtilmiştir. AYİM kararında da belirtildiği üzere asker şahıslar için ahlaki değerlerin ve özel hayatı da kapsayan yaşam biçiminin büyük önemi vardır. TSK’da silah arkadaşlığı; sevgi, saygı, dayanışma ruhu ve güven ilkelerine dayanmaktadır. Askerlerin eş ve çocuklarını birbirlerine emanet ederek operasyonlara ve savaşa gideceği kabul edilmekte, tüm askerî personelin bu manevi ilkelere göre davranması beklenmektedir. Başvurucunun subay olan bir kişinin eşiyle ilişkiye girerek çocuk sahibi olması, dâhil olduğu kara pilot sınıfının görev yaptığı yerlerin sınırlı olması ve personel sayısının diğer sınıflara göre az olması nedenleriyle aynı sınıftan olan personelin bu olayı duyması, dolayısıyla olayın aleniyet kazanması veözel hayat sınırlarını aşarak göreve yansımalarının olması, başvurucuyu istihdam eden TSK tarafından kurum itibarını olumsuz yönde etkileyen bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Bu durumda çok sıkı askerî disiplin kuralları ve hiyerarşinin geçerli olduğu personel sisteminde başvurucuyu istihdam eden TSK tarafından başvurucuya isnat edilen eylemlerin kurum disiplinini ve itibarını olumsuz yönde etkileyen bir unsur olarak değerlendirilmesi ve başvurucuya bu eylemler nedeniyle disiplin yaptırımı uygulanmasının demokratik bir toplumda gerekli olduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte müdahalenin ölçülü olup olmadığı ortaya konmalıdır. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucunun uzun süredir TSK’da görev yaptığı, sicil notlarının çok iyi düzeyde olduğu, sicil amirlerince daha önce hakkında herhangi bir olumsuz kanaat bildirilmediği, disiplin cezasının bulunmadığı, çok sayıda takdir ve ödül belgesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. TSK’dan ilişiğinin kesilmesi işleminin, başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkisi bulunmaktadır. Başvurucunun evlenerek yeni bir aile kurduğu, disiplin yaptırımına konu eyleminin görevini sürdürmesini imkânsız kılacak vahamette olmadığı dikkate alınarak ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir dengenin sağlanmadığı, başvurucunun özel hayatına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır. (Anayasa Mahkemesinin 16.2.2017 tarihli ve 2014/19582 sayılı bireysel başvuru kararı)

Eğlence organizasyonuna askeri üniforma ile katılmaktan ibaret eylem, yasak edilen yerlere resmi üniforma ile girmek” disiplinsizliği kapsamında olduğundan, Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasıyla cezalandırılma hukuka aykırıdır.

*  Uyuşmazlıkta, dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde, davacının resmi üniforma ile gittiği yerin, süfli bir yer olmadığı, davalı idarece, dava konusu işlemde davacıya yüklenen soruşturma konusu fiilin de, eğlence organizasyonuna askeri üniforma ile katılmasından ibaret olduğu, davalı idare savunmasında da sadece burada dans ettiğinden söz edildiği, üzerinde üniforma ile kendisini küçük düşürecek bir davranış içinde bulunmasından söz edilmediği, çekilen video görüntülerinin ise davacı tarafından değil başka bir rütbeli tarafından paylaşılmasıyla sosyal medyada göründüğü ve nitekim, dava konusu işlemde de eylemin, 6413 sayılı Kanununun 18. maddesi (Yasak edilen yerlere girmek: resmî üniforma ile genelev, kumarhane, meyhane, bar ve benzeri yerler ile girilmesi garnizon komutanlıklarınca yasaklanmış diğer yerlere girmek) hükmünü ihlal ettiğinin açıkça ifade edildiği, buna göre ise, dava konusu olayda, 6413 sayılı Kanununun 20/1-c maddesinde düzenlenen “Hizmete Engel Davranışlarda Bulunmak” hükmünün uygulanmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı eylemi, 6413 sayılı Kanununun 18. maddesinde düzenlenen “Yasak edilen yerlere resmi üniforma ile girmek” disiplinsizliği kapsamında olmasına karşın, davacının anılan Kanunun 20/1-(c) maddesine göre Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu … Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun 28.03.2019 tarihli işleminde hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. (İzmir Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2018/831-1148 E-K sayılı kararı ile onanan İzmir İdare Mah.2019/859-1578 E-K sayılı kararı)

Borçluluk nedeniyle ayırma cezası verilmesi

* Davacının borçluluğu nedeniyle hakkında ayırma cezası verilmesi teklif edilmeden önce bankalara, şahıslara ve bazı GSM şirketlerine olan borçları nedeniyle hakkında icra takibi başlatılıp maaşına haciz konulduğu; söz konusu icra takiplerinin ayırma disiplin cezası verildiği tarih itibariyle devam ettiği, yapılan tahkikat sırasında alınan ifadesinde de davacının kendisince de bu durumun kabul edildiği, davacının bu ifadesinin borçlanma durumunun yasal düzenlemede sayılan zorunlu sebeplere dayanmadığının göstergesi olduğu, belirtilen ayırma cezası gerektiren durumun tespitini müteakip bir yıllık zamanaşımı süresi içinde disiplin amirlerince savunması istenilmesine rağmen savunma vermeyen ve ayırma cezasının verilmesi istemiyle Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edilen, sonrasında 08.11.2017 tarihinde Yüksek Disiplin Kurulu önünde sözlü savunması alınan davacının, idarece “Aşırı derecede borçlandığı ve borçlarını ödememeyi alışkanlık haline getirdiği” tespit edilirken ve bu tespite istinaden ayırma cezası verilirken objektif esaslar dahilinde hareket edildiği anlaşılmakla, dava konusu ayırma cezasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı (İstanbul Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2019/1135 E-2020/325 K)

Davacıya icra takibi yapılmasına dayanak olan borçlar ve kredilerin dayanağının ne olduğu, kredilerin hangi tarihte kullanıldığı, davacının bu borçların ne kadarını ödediği, hangi kısmının ödenmediği, davacının borçları ödemek için bir girişimi olup olmadığı hususlarının araştırılması için soruşturma yapılması gerekir.

* Olayda, idare mahkemesince, keyfillik halinde yapılan borçlanmanın ve bu borçların ödenememesinin aşırı borçlanmak ve borçlarını ödeyememek fiilinin istisnası olarak gösterildiği, bu iddianın araştırılması amacıyla disiplin soruşturması yapılması gerektiği gerekçesine yer verilmişse de; davacının dilekçesi ve ifade tutanaklarında başkasının borcuna kefil olmadığı, bankalardan kendi adına olan kredi kartı/kredi borçlarından dolayı icra takibine uğradığı anlaşılmakla, idare mahkemesi kararının gerekçesinde isabet bulunmadığı görülmekle birlikte, aşırı derecede borçlanmaya düşkün olmak ve bu borçlarını ödememeyi alışkanlık haline getirmek fiilinin tespiti için davacıya icra takibi yapılmasına dayanak olan borçlar ve kredilerin dayanağının ne olduğu, kredilerin hangi tarihte kullanıldığı, davacının bu borçların ne kadarını ödediği, hangi kısmının ödenmediği, davacının borçları ödemek için bir girişimi olup olmadığı hususlarının araştırılması için soruşturma yapılması gerektiği sonucuna varılmakla, soruşturma yapılmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmadığı, dava konusu işlemin bu gerekçeyle iptali gerektiğinden idare mahkemesi kararında sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.(Samsun Blg.İd.Mah.4.İd.Dava D.2019/392-486 E-K)

Göreve, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek derecede toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiillerin görev yapılan kuruma sirayet ettirilmesi

* Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir. Bunun yanı sıra silahlı kuvvetlerin faaliyetlerinin disiplin içinde yürütülmesi ve etkinliğini gerçekten aksatan bir durum oluşturduğunun ikna edici ve güçlü sebeplerle kanıtlanması hâlinde personelin özel hayatına saygı hakkının sınırlandırılması demokratik bir toplumda gerekli kabul edilebilir. Ancak bu hâlde de sınırlandırmanın ölçülülük ilkesine uygun olması gereklidir. Somut olayda, TSK’nın itibarını sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle başvurucu hakkında ayırma işlemi tesis edilmiştir. Söz konusu işlemin iptali talebiyle açılan davada AYİM tarafından verilen kararda da belirtildiği üzere asker şahıslar için ahlaki değerlerin ve özel hayatı da kapsayan yaşam biçiminin önemi büyüktür. Başvurucunun bir süredir ilişki yaşadığı ileri sürülen ve kendisiyle aynı klinikte çalışan kişinin eşi tarafından ihbarda bulunularak şikâyetçi olunması ve nöbet tarihlerinin denk getirilmesi amacıyla girişimlerde bulunulması nedenleriyle anılan eylemlerin özel hayatın sınırlarını aştığı ve göreve yansımalarının olduğu görülmektedir. Bu durumda; çok sıkı askerî disiplin kuralları ve hiyerarşinin geçerli olduğu personel sisteminde başvurucuya isnat edilen eylemlerin kurum disiplinini ve itibarını olumsuz yönde etkileyen bir unsur olarak değerlendirilmesi ve bu eylemler nedeniyle disiplin yaptırımı uygulanması demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olarak kabul edilebilir. Öte yandan başvurucu hakkındaki disiplin soruşturmasının 6413 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak yürütüldüğü, disiplin soruşturması sürecine başvurucunun katılımı ve makul koşullar sunularak savunma yapması konusunda yasal güvencelere riayet edildiği, gizlilik dereceli belgelerin dava sürecinde incelettirildiği, iddiaların ve delillerin sunulabildiği, bu suretle özel hayatın gizliliği hakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerden başvurucunun yararlandırıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca AYİM kararında başvurucunun eylemlerinin mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçelerin belirtilmiş olduğu ve başvurucunun iddialarını karşılayacak şekilde ilgili gerekçelerin oluşturulduğu görülmektedir. Bu durumda eylemlerini görev yaptığı kuruma sirayet ettirdiği tespit edilen başvurucunun görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek derecede toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiilleri dolayısıyla statü dışına çıkartılmasında demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı bir durumun bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.” (Anayasa Mahkemesinin 15.1.2020 tarihli ve 2016/11733 sayılı bireysel başvuru kararı)

* Başvurucunun özellikle denetlemekle görevli olduğu gazinolarda çalışan konsomatris bir kadınla ilişki kurması ve bu ilişkiden hamile olan kadının başvurucuyu kurumuna şikâyet etmiş olması hususları da dikkate alınarak eylemlerinin mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçelerin belirtilmiş olduğu görülmektedir. Bu durumda eylemlerini görev yaptığı kuruma sirayet ettirdiği tespit edilen başvurucunun görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek derecede toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiilleri dolayısıyla statü dışına çıkartılmasının demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez. (Anayasa Mahkemesinin 14.9.2017 tarihli ve 2016/3423 sayılı bireysel başvuru kararı)

TSK’nın güvenilirliğini sarsacak ve askerlik hizmetinin gerekleriyle bağdaşmayacak nitelikte eylemlerde bulunulması ve bu eylemlerin görev yapılan  birliğe ve görev gereği tahsis edilmiş lojmana sirayet ettirilmesi

* …Başvurucunun evli bir kişi olarak birçok kadın ile cinsel birliktelik yaşaması, cinsel birliktelik yaşadığı kadınların bazılarını görev yaptığı birliğe ve lojmana getirmesi, cinsel ilişkilerini kayda alarak bu kayıtları mesai arkadaşlarına izletmesi olgularına dayanılarak başvurucunun ahlaki durumunun TSK’nın güvenirliğini sarsacak derecede kötü nitelik arz ettiği ve hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketler sergilemediği sonucuna varıldığı görülmektedir. Bu durumda çalıştığı askerî kurumun saygınlığını zedeleyen bir astsubayın statü dışına çıkartılmasının, TSK tarafından kurum itibarının tamiri ve bu tür fiillerin yeniden yapılmasının önlenmesi amacıyla sosyal bir ihtiyaç olarak görüldüğü anlaşılmıştır. TSK’nın millî güvenliğin sağlanması ve korunmasında üstlendiği görev dikkate alındığında askerî disiplinin sağlanması, TSK’da çalışanların diğer kişilerin tabi olmadığı bazı sınırlamalara tabi olmalarını gerektirmektedir. Dolayısıyla TSK’nın istihdam ettiği personelde arayacağı nitelikler konusunda daha geniş bir takdir yetkisine sahip olduğuna kuşku yoktur. Askerî disiplinin gerekleri nedeniyle daha sıkı kuralların geçerli olduğu bir statüde personel istihdam ederken TSK’nın takdir yetkisinin daha geniş olduğu ve ayırma işlemi sonrasında başvurucunun sosyal güvenlik hakkından yaralanma imkanının bulunduğu dikkate alındığında idarece yapılan tespitler ve AYİM kararındaki gerekçeye göre TSK’nın güvenilirliğini sarsacak ve askerlik hizmetinin gerekleriyle bağdaşmayacak nitelikte eylemlerde bulunduğu ve bu eylemlerini görev yaptığı birliğe ve görev gereği tahsis edilmiş lojmana sirayet ettirdiği tespit edilen başvurucunun, görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek derecede toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiilleri dolayısıyla statü dışına çıkartılmasının demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez. (Anayasa Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2013/1550 sayılı bireysel başvuru kararı)

Disiplin suçuna konu eylemler ile tahkikat neticesinde verilen ayırma cezası dikkate alınarak hizmet geçmişi olumlu olan başvurucu hakkında Anayasa’nın 20. maddesi çerçevesindeki bireysel yararı ile kamunun yararı arasında adil ve ölçülü bir dengenin gözetilmesi gerekir.

* Başvurucunun cinsel içerikli görüntülerinin mağdur sıfatıyla taraf olduğu bir soruşturma kapsamında ele geçirilen dijital verilerde tespit edilmesi üzerine idari tahkikat başlatıldığı dikkate alındığında, somut başvuruya konu davranışların başvurucunun mahremiyet alanında cereyan ettiği ve rızası ile alenileştirilmediği anlaşılmaktadır. Öte yandan istihbarat birimi tarafından alınan başvurucunun ifadesinde de ele geçirilen görüntüler bağlamında cinsel yaşamına dair sorular sorulduğu, yaşam tarzının sorgulandığı ancak yaşam şeklinin meslek hayatına etkileri üzerine bir araştırma yapılmadığı görülmüştür. Sonuç olarak başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışların esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşam eylemleri olduğu değerlendirilmektedir. Somut olayda ayırma ve yargı kararlarında, başvurucunun cinsel ilişkilerini kayda alması TSK’nın itibarını sarsacak ahlak dışı hareketler olduğu kabul edilmiştir. Anılan kararlarda, başvurucu tarafından alenileştirilmeyen ve başvurucunun mahremiyetini ilgilendiren tümüyle başvurucunun özel hayatına ilişkin olduğu anlaşılan eylemlerin, mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçelerin belirtilmediği ve TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de açıklanmadığı görülmektedir. Öte yandan meslek hayatı boyunca ayırma işlemine dayanak olabilecek disiplin suçu olmayan ve sicili olumlu olan başvurucuya en ağır şekilde idari yaptırım uygulanmasının ve başvurucunun kamu görevlisi olma nitelik ve yeterliliğini kaybettiği sonucuna ulaşılmasının gerekçelerinin de ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle AYİM tarafından verilen kararların özel hayatın gizliliği hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği sonucuna ulaşılmıştır. .Ayrıca isnat edilen disiplin suçuna konu eylemler ile tahkikat neticesinde verilen ayırma cezası dikkate alınarak hizmet geçmişi olumlu olan başvurucu hakkında Anayasa’nın 20. maddesi çerçevesindeki bireysel yararı ile kamunun yararı arasında adil ve ölçülü bir dengenin gözetilmesi hususunda bir değerlendirme yapılmadığı, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı ve bu hususta gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. (Anayasa Mahkemesinin 25.12.2018 tarihli ve 2015/1771 sayılı bireysel başvuru kararı)

Subay olan davacının “cinsel taciz, basit cinsel saldırı” suçundan dolayı beraat etmiş olması, tek başına kamu hizmetlerinin gereği ve kamu yararı gözetilmesi sonucu Silahlı Kuvvetler’den ayırma cezası ile cezalandırılmasına engel teşkil etmez.

* Davacı hakkında “cinsel taciz, basit cinsel saldırı” suçundan … 11. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 03.07.2018 tarihli ve E:2017/345, K:2018/571 sayılı kararıyla anılan suçtan ötürü davacının beraatine karar verildiği görülmekle birlikte, davacı hakkında tesis olunan Silahlı Kuvvetler’den ayırma cezasına ilişkin işlemde idarece kullanılan kriterlerin yargısal denetimine esas alınan ilkeler ile ceza yargılamasındaki suçun unsurlarıyla ilgili değerlendirme ölçütlerinin farklı olması karşısında, Subay olan davacının “cinsel taciz, basit cinsel saldırı” suçundan dolayı beraat etmiş olmasının, tek başına kamu hizmetlerinin gereği ve kamu yararı gözetilmesi sonucu Silahlı Kuvvetler’den ayırma cezası ile cezalandırılmasına engel teşkil etmeyeceği sonucuna varıldığı, diğer yandan, olayda, yargılamanın yenilenmesinin 2577 sayılı Kanunun 53/1-h maddesi uyarınca talep edilmekle birlikte, işbu uyuşmazlığın idari yargı kapsamında bulunması, yargılamanın yenilenmesi istemine dayanak gösterilen ilam hükmünün ise ceza yargılamasına ilişkin olması dolayısıyla taraflar, konu ve sebep yönünden aynı dava niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, “tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir kararın verilmesine neden olabilecek kanuni bir dayanak yokken, aynı mahkeme yahut başka bir mahkeme tarafından önceki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması” durumunun da uyuşmazlıkta gerçekleşmediğinin görüldüğü, yargılamanın yenilenmesi isteğini içeren dilekçede ileri sürülen hususlar 2577 sayılı Kanun’un 53. maddesinde sayılan nedenlere uymadığından yargılamanın yenilenmesi isteminde hukuka uygunluk bulunmadığı (Ankara Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2019/2194-2628 K)

Göreve zarar verecek ve TSK’nın itibarını ve disiplinini zedeleyecek şekilde toplumun genel ahlak yapısına uygun olmayan eylem

* Olayda; Yüksek Disiplin Kurulu dosyası kapsamında bulunan belge ve ifadeler değerlendirildiğinde, Öğretmen olan davacının … Harp Okulu’nda Türkçe kursu vermekle görevli olduğu yabancı uyruklu bir öğrenciyle öğretmen öğrenci ilişkisinin sınırlarını aşarak gönül ilişkisi yaşamaya başladığı, davacının görevine zarar verecek ve TSK’nın itibarını ve disiplinini zedeleyecek şekilde toplumun genel ahlak yapısına uygun olmayan eylem gerçekleştirdiği, davacının boşanma aşamasında (velevki bekar olsa bile) olmasının eylemin niteliğini değiştirmeyeceği, bu eylemi ile “ahlaki zayıflık” disiplinsizliğini işlediği tespit edildiğinden, adı geçen personel hakkında 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun 11.maddesinin 1/f bendi,13.maddesi ile 20.maddesinin 1/b bendi uyarınca Silahlı Kuvvetler’den Ayırma Cezası verilmesine dair Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun 10/04/2019 tarih, 2019/238 sayılı kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. (Ankara Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2020/1989 E- 2021/929 K)

Eylem ile ayırma cezası arasında ölçülülük ve orantılılık bulunması gerekir.

* … Onarım Destek Komutanlığı Kantin Başkanlığı tarafından maddi durumu zayıf olan erler için aylara sari olmak üzere istizan karşılığında maddi yardım verilmesinin kararlaştırıldığı bu kapsamda … Üs Komutanlığı Kantin Başkanlığı Kasa sorumlusu tarafından söz konusu paraların maddi durumu zayıf olan erlere teslim edilmesi için davacının görevlendirildiği bu kapsamda Nisan 2020 tarihinde 400-TL , Mayıs 2020 tarihinde 300-TL , Haziran 2020 tarihinde 300-TL , Temmuz 2020 tarihinde 900-TL , Eylül 2020 tarihinde 600-TL , Kasım 2020 tarihinde 600-TL ‘nin nakit olarak elden davacıya teslim edilmesine karşılık söz konusu paraların erlere noksansız bir şekilde tam olarak verilmediği hususu disiplin soruşturması ve dosyadaki bilgi ve belgeler ile sabit ise de bu erlerden  Ş.N.’ın ifadesinde M.K.dan elden 2 kere 20 TL  aldığını, bundan başka elden para almadığını, M.K.’un kendisine 2 karton sarma sigara ve 1 adet şampuan ve | adet jilet getirdiğini, bunun karşılığında para vermediğini belirtmesi yine bir diğer er A.A.’ ın M.K.’dan elden para almadığını buna karşılık M.K.’un kendisine 1 karton sarma sigara getirdiğini ve kendisinin M.K.’dan 300 TL civarında borç aldığını beyan etmesi , diğer taraftan 15.12.2020 tarihli tutanak ile bu paraların erlere verilmeyerek davacının dolabında muhafaza edildiğinin imza altına alındığı hususu dikkate alındığında aynı zamanda takım komutanı olan davacının sözkonusu paraların erlere dağıtılması hususunda görevlendirilmiş olmasına karşılık bu paraların erlere dağıtılması noktasında kayıtsızlık gösterdiği bu paraların yerine bir kısım erlere sigara ve parfüm aldığı yine bir kısmına borç verdiği buna karşılık kendisine verilen emri tam yapmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı tarafından gerçekleştirilen söz konusu davranışların ahlaki zayıflık olarak nitelendirilmesinin ve Türk silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezası ile cezalandırılmasının ölçülülük, orantılılık ve ve tipiklik ilkesine uygun olmadığı söz konusu davranışların 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun “Hizmet yerini terk etmeme cezasını gerektiren disiplinsizlikler” başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen “Emre itaatsizlik: Kasıtlı olarak hizmete ilişkin bir emri tam yapmamak ya da değiştirerek veya sınırını aşmak suretiyle yapmak” fiiliyle örtüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. (Bursa  Blg.İd.Mah.4.İd.Dava D.2022/249-896 E- K)

Kamu hizmetini yürütmekle görevli kamu personelinin sıfatına yakışmayacak tutum ve davranışlarda bulunulması

* Evli ve bir çocuk babası olan davacının, resmi nikahlı eşinden henüz boşanmadan başka bir kadınla evlilik dışı ilişkisinin başladığı, anılan kadınla imam nikahı kıyarak birlikte yaşamayı sürdürdüğü ve bu ilişkiden çocuk sahibi olduğu yönündeki hususların davacının ikrarıyla da sabit olduğu, gerçekleşen fiiller ile davacının sosyal konumu birlikte dikkate alındığında, yaşanan olayların toplumun genel ahlak yapısına aykırılık içermekte olduğu, belirli bir kamu hizmetini yürütmekle görevli kamu personelinin sıfatına yakışmayacak tutum ve davranışlarda bulunmaması gerektiği anlaşıldığından, usule uygun gerçekleştirilen disiplin soruşturması neticesinde davacının subuta eren fiili nedeniyle tesis edilen dava konusu işlemde (“ahlaki zayıflık” gerekçesiyle 6413 sayılı Kanununun 20. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kurulları Yönetmeliği’nin 9. maddesinin 1. fıkrası uyarınca “Silahlı Kuvvetler’den Ayırma Cezası) hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.(Ankara Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2020/1488-2361 E-K)

“Ahlaki zayıflık” fiili için usulüne uygun soruşturma açılmadan, bağımsız ve tarafsız bir soruşturmacı tayin edilmeden yalnızca davacının savunması alınarak, objektiflik ve tarafsızlık ilkesine aykırı işlem tesis edilmesi hukuka aykırıdır.

* Davacının .. Tugay Komutanlığı emrinde görev yaptığı dönemde 23/08/2014 tarihinde saat yaklaşık 01:20 sularında lojman komşusu olan Üçvş. M.U.’nun eşi E.U.’ya evde tek başına ikamet ettiği sırada taciz içerikli bir takım mesajlar gönderdiği, Üçvş. M.U.’nun eşi E.U.’nun şikâyet başvurusunda bulunması üzerine hakkında soruşturma başlatıldığı, Birlik Komutanlığı tarafından davacının telefonunu başkasına kullandırmak suretiyle disiplin suçu işlediğinden bahisle “Uygunsuz davranışlarda bulunmak” disiplinsizliğinden dolayı 22/09/2014 tarhinde “2 Gün Hizmet Yerini Terketmeme” disiplin cezasının verildiği, 10/04/2015 tarihinde … Cumhuriyet Başsavcılığı’nca “cinsel taciz” suçundan hakkında kamu davasının açıldığı, öte yandan disiplin amirleri tarafından “Ahlaki Zayıflık” nedeniyle davacının Yüksek Disiplin Kurulu’na sevkedildiği, davacının söz konusu eylemleri nedeniyle … 27.11.2015 tarih ve … sayılı kararıyla “Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Cezası” ile tecziye edildiği, bakılmakta olan davanın da söz konusu kararın iptali istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır. davacı hakkında ceza verilmesine neden olan “ahlaki zayıflık” fiili için disiplin amiri tarafından davacının yalnızca savunması alınarak ceza verildiği, usulüne uygun soruşturma açılmadığı, bağımsız ve tarafsız bir soruşturmacı tayin edilmeden yalnızca davacının savunması alınarak, objektiflik ve tarafsızlık ilkesine aykırı işlem tesis edildiği anlaşıldığından dava konusu işlemde ve aksi yönde verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir. Nitekim, Danıştay 12. Dairesi’nin 17/12/2020 tarih ve E:2019/1728, K:2020/4417 sayılı kararı da bu yöndedir.(Gaziantep Blg.İd.Mah.5.İd.Dava D.2019/3396 E-2021/84 K)

Kamu hizmetinde istihdam edilmenin kamu yararına açıkça aykırılık teşkil etmesi

* Dosyada bulunan soruşturma raporu, tanık ifadeleri ile davacının öceki disiplin durumu bir bütün olarak değerlendirildiğinde; 2013 yılında davacı ile ilgili olarak benzer hususlarda yapılan incelemede hakkında TSK’nın itibarını zedeleyecek ve ahlaki zayıflık olarak nitelendirilebilecek tutum ve davranışlarda bulunduğunun değerlendirildiği, 2014 yılında kendisine sicil veren üç farklı sicil amiri tarafından hakkında ahlaki sağlamlığının takip edilmesi gerektiği, dürüst ve güvenilir olmadığı yönünde kanaatte bulunulduğu, davacının son olarak dava konusu olayda bir astının eşi ile yakın ilişki kurduğu, bu durumun astsubayın eşi …tarafından ilk verilen ifadesinde doğrulandığı, hakkında isnat edilen fiilin sübuta erdiği, hakkın bir çok menfi kanaat bulunduğu, bu durum karşısında kamu hizmetinde istihdam edilmesinin kamu yararına açıkça aykırılık teşkil ettiği, davacının 6413 sayılı Kanunun 20/1-b maddesi uyarınca “Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Cezası” ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.(Erzurum Blg.İd.Mah.1.İd.Dava D.2019/1609 E-2020/1050 K)

Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak nitelikte yüz kızartıcı, utanç verici ve toplumun genel ahlak yapısına aykırı tutum, davranış niteliğindeki eylemler

* 2013 yılı kantin heyetinde kasa sorumlusu olan davacının, kasa fazlalarını para teslim defterine ve defter-i kebire kaydetmediği ve kasa fazlalarının ne kadar fazla çıkarsa çıksın küçük meblağlar yazılması konusunda görevli askerlere talimat verdiği, açıkların gizlenmesi maksadıyla düzenlenen sayım, tartı çizelgeleri ile bilanço ve eklerinin tamamında imza ve onaylarının bulunduğu, bulunmayan malları varmış gibi gösteren tutanağı ve bulunan malların fiyat ve miktarlarında değişiklik yapılarak hazırlanan evsafını yitirmiş mallara ilişkin tutanağı imzaladığı dosya içerisinde yer alan somut bilgi ve belgelerden anlaşıldığından, sahip olduğu rütbe ve makam dikkate alındığında, Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak nitelikte yüz kızartıcı, utanç verici ve toplumun genel ahlak yapısına aykırı tutum, davranış niteliğindeki söz konusu eylemlerinin karşılığı olarak davacının silahlı kuvvetlerden ayırma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.(İstanbul Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2019/1388 E-2020/267 K)

Sabit olmayan fiil nedeniyle verilen ayırma cezası

* Davacının, isnat edilen cinsel taciz fiilini işlediğine dair şikâyetçi G.Y.’nin ifadesi dışında hiç bir bilgi ve belge bulunmadığı, tek tanık olarak gösterilen M.Ç. tarafından da G.Y.’nin ifadesinin doğrulanmadığı ve davacının disiplin cezasına konu olay nedeniyle ceza mahkemesinde yapılan yargılaması sonucunda …2. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/04/2019 tarih ve E:2018/514, K:2019/215 sayılı kararı ile beraatine karar verildiği görüldüğünden, davacının G.Y.’ye cinsel tacizde bulunmak fiilini işlediği hususunda somut ve hukuken geçerli deliller bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda, davacının, sabit olmayan anılan fiili nedeniyle 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanununun 20’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca silahlı kuvvetlerden ayırma cezası ile cezalandırılmasına ilişikin dava konusu işlemde hukuka ve anılan mevzuata uyarlık görülmemiştir. (İstanbul Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2020/1442 E-2021/4 K)

Uyuşturucu madde bulundurma eylemi “Ahlaki zayıflık” kapsamında kabul edilmelidir.

*  Hava Kuvvetleri Komutanlığı … Üs Komutanlığı emrinde uzman onbaşı olarak görev yapan davacının, 6413 Sayılı TSK Disiplin Kanunu’nun 20/1-(b) maddesi uyarınca “ahlaki zayıflık” disiplinsizliğini işlediğinden bahisle Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Milli Savunma Bakanlığı Hava Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun … tarih ve …sayılı kararının iptali istemiyle açılan davada; ”…Uyuşmazlıkta, söz konusu olayla ilgili adli makamlarca yapılan soruşturma kapsamında, “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak” suçundan davacı hakkında yapılan soruşturmada, … Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/… soruşturma nolu ve 2019/603 sayılı kararıyla Türk Ceza Kanunu’nun 191/2 maddesi uyarınca 5 yıl süreyle  kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve 191/3 maddesi uyarınca da 1 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına karar verildiği görüldüğü, bu durumda, davacının üzerine atılı bulunan ve subuta eren kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma eyleminin, davacının konumu, yapmış olduğu görevin mahiyeti ve fiilin niteliği gözetildiğinde, eylemine uyan 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun 20/1-(b) maddesi ile Türk Silahlı Kuvvetleri Yüksek Disiplin Kurulları Yönetmeliğinin 9/1-(b) maddelerinde düzenlenen “Ahlaki zayıflık” kapsamında bulunduğundan, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu Yüksek Disiplin Kurulu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı…” gerekçesiyle davanın reddi yönünde verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.(Adana Blg.İd.Mah.1.İd.Dava D.2021/1104-1873 E-K)

Askeri eşyayı çalmak-ayırma cezası

* Sanığın 2009-21 Mart 2017 tarihleri arasında Bçvş. olarak görev yaptığı, sanığın 2015 ağustos ayından ayrılış yaptığı zamana kadar personelin zati silahları için talep ettiği tabanca mermilerini almak üzere mutemet tayin edildiği, bu kapsamda sanığın personelden mermi paraları topladığı, ancak sanığın çeşitli gerekçeler ileri sürerek MKE’den gidip mermileri satın almadığı bunun üzerine sanığın gemiye tahsisli askeri eşya niteliğinde olan mermileri personele dağıttığı, sanığın kovuşturma aşamasında kamunun zararını giderdiği ve sanığın üzerine atılı askeri eşyayı çalmak suçunu işlediği tutanaklar, ifadeler ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığı, sanık A.Ş.nın üzerine atılı suç sabit görülerek eylemine uyan Askeri Ceza Kanunun 131/1 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer ve fiilin diğer özellikleri dikkate alınarak neticeten 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına” karar verildiği görülmüştür. Bu durumda; yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile dosyada yer alan bilgi ve belgelerin ve davacı hakkında ceza yargılaması sonucunda verilen mahkumiyet kararının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; davacıya isnad olunan fiilin 6413 sayılı TSK disiplin Kanununun 20/1-b bendi ile TSK Yüksek Disiplin Kuruları Yönetmeliği’nin 9/1-b bendi uyarınca “Ahlaki zayıflık” disiplinsizliği kapsamında olduğu anlaşıldığından, sübuta eren fiili sebebiyle, davacının Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.(İstanbul  Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2021/32982671 E-K sayılı kararı ile hukuka uygun bulunan Kocaeli 1.İd.Mah.nin 2018/517 E-2021/761 K sayılı kararı)

İhlal edilen fiil ile bunun karşılığı olarak uygulanan disiplin cezası arasında adil bir dengenin kurulmaması

*  Uyuşmazlıkta, davacı hakkında yürütülen adli soruşturma kapsamında yapılan teknik ve fiziki takip sonucu oluşturulan tapelerde yer alan kayıtlar ve …Cumhuriyet Başsavcılığı ile …1. Ağır Ceza  Mahkemesince alınan mağdur/tanık ifadelerinden, davacının muhtelif firma yetkilileri ile telefonda ve yüz yüze görüşmeler yaptığı, bu görüşmelerde bir takım ihalelerden bahsettiği, görüşme yaptığı bazı şahıslardan borç para istediği, şahıslardan bazılarının davacıya inanmadığı ve borç para vermediği, bazılarının ise borç adı altında davacıya para verdiği, davacının bu borçların vadelerini ötelemeleri için şahısları ikna etmeye çabaladığı, bu esnada bulunduğu rütbe ve görev yaptığı … Fabrikasının ismini de kullandığı, kovuşturma aşamasındaki ifadesinde de, “şahıslarla çeşitli görüşmeler yaptığını, bu görüşmelerde görev yerinde yapılan ihalelerle ilgili konuşmaları ve şahısları ihaleye davet etmesinin söz konusu olduğunu, para alışverişinin ise borç olarak gerçekleştiğini ve borçlarının hepsini ödediğini” beyan ettiğinin görüldüğü; soruşturma kapsamında davacının toplamda dokuz (9) kişiyle irtibat kurduğu, bu görüşmelerde davacının aile bireylerinin sağlık harcamalarını gerekçe göstererek H.Y. isimli şahıstan 15.000,00 TL, S.A. isimli şahıstan da 10.000,00 TL borç para aldığı, henüz hakkında soruşturma başlatılmadan davacının borç olarak aldığı bu paraları adı geçen şahıslara ödediği, S.A. isimli şahsın kovuşturma aşamasında alınan ifadesinde, “davacıyla önceki dönemde dostluklarının olduğunu, çocuğunun hasta olduğunu söyleyerek kendisinden borç para istediğini, kendisinin de iki arkadaşıyla birlikte davacıya borç verdiklerini, davacının telefon görüşmesinde kendisine ‘sizi ihaleye sokayım, askeriyeye malzeme alınacak siz de karlı çıkarsınız’ dediğini, kendilerinin kabul etmediğini, yapılan ihalelerle de bir ilişkilerinin olmadığını, davacının 3-4 taksitle verdikleri borcu ödediğini, ihalelerle bu paranın bir ilgisinin bulunmadığını, kimseden şikayetçi olmadığını” H.Y. isimli şahsın da soruşturma aşamasında alınan ifadesinde, “davacıyı 2013 yılından beri tanıdığını, kendisinin kimya mühendisi olması nedeniyle mesleki sohbetler yaptıklarını, görüşmelerinden birinde davacının kendisine spastik bir çocuğu olduğu ve maddi sıkıntı yaşadığını söyleyerek borç para istediğini, bir iki ay içerisinde ödeyeceğini söylemesi üzerine kendisine 15.000,00 TL borç para verdiğini, vadenin dolması üzerine borcunu ödemesi için davacıyla görüşmeler yaptığını, davacının da çeşitli mazeretler ürettiğini ancak 4 veya 5 ay sonra borcun tamamını şirket çalışanına ödediğini, şikayetçi olmadığını” beyan ettikleri; yapılan tahkikat neticesinde elde edilen bilgi ve belgelerden de, kurum nezdinde davacının telefon görüşmelerinde bahsettiği şekilde yapılan herhangi bir ihalenin bulunmadığı, davacının borç para aldığı ya da istediği halde alamadığı şahısların kurumca yapılan herhangi bir ihaleye katılmadıkları, davacının malzeme alımı vs. konularında bu şahıslara kolaylık sağlamasının da söz konusu olmadığı, ayrıca daha önceden tanıdığı şahıslardan aldığı borçları takibe ya da yakınmaya yol açmadan ödediği, kamu kurumlarını veya askerlik görevini kullanmak suretiyle menfaat temin etmesinin ya da kamuyu zarara uğratmasının da söz konusu olmadığı, nitekim “kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçlamasıyla hakkında yürütülen kovuşturma neticesinde …1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/09/2019 tarih ve E:2017/…, K:2019/… sayılı kararıyla, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince üzerine atılı suçlamalardan beraatine karar verildiği ve bu kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği, ihaleye fesat karıştırma ya da rüşvet alma gibi yüz kızartıcı veya utanç verici nitelikte herhangi bir suçtan davacı hakkında adli veya idari yönden başlatılan herhangi bir soruşturmanın da bulunmadığı görüldüğünden, kamu görevlisinin işlediği disiplin suçunun niteliği göz önünde bulundurulduğunda, o fiil için öngörülen cezadan daha ağır bir disiplin cezası ile cezalandırılması durumunda, “eylemin ağırlığına göre cezalandırma” diğer bir deyişle “orantılılık” ilkesinin ihlal edilmiş olacağının açık olduğu, bakılan davada … Kuvvetleri Komutanlığı emrinde albay olarak görev yapan davacı hakkında gerek idari gerekse adli yönden yürütülen soruşturmalar kapsamında elde edilen mağdur/tanık ifadeleri, tape kayıtları ve iletişim tespit tutanakları ile dava dosyasında bulunan diğer bilgi ve belgelerden; davacının sübut bulan  eylemlerinin,  6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun 15. ve devamı maddelerinde sayılı diğer cezalar ile örtüşebilecekse de, sözü edilen eylemlerinin verilen “silahlı kuvvetlerden ayırma” cezası ile örtüşmediği, ayrıca davacının sübut bulan eylemlerinin “Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlar ya da ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiiller” olarak değerlendirilerek “silahlı kuvvetlerden ayırma” cezası ile tecziyesini gerektirecek ölçü ve ağırlıkta olmadığı, bir diğer ifadeyle davacı tarafından ihlal edilen fiil ile bunun karşılığı olarak uygulanan disiplin cezası arasında adil bir dengenin kurulmadığı, netice olarak davacının kusurlu eyleminin karşılığı olan cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılmış olduğu anlaşıldığından, hizmete engel davranışlarda bulunduğundan bahisle davacının Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ile cezalandırılması yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık, aksi yönde verilen Mahkeme kararında ise hukuki isabet görülmediği, öte yandan, davacının Türk Silahlı Kuvvetlerine ve temsil ettiği makam, rütbe veya statünün onur ve vakarına uygun hareket tarzı içinde değerlendirilmesi mümkün olmayan eylemlerinin cezasız bırakılmaması da gerekeceğinden, davalı idare tarafından davacının soruşturmaya konu fiilleri hakkında yeniden bir değerlendirme yapılarak tipiklik ve orantılılık ilkeleri kapsamında eyleminin karşılığı olan disiplin cezasının verilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle istinaf talebinin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. (Danıştay 12.D.2021/3509 E-2022/5617 E- K sayılı kararı ile onanan İstanbul Blg.İd.Mah.2.İdari Dava D.nin 2020/1493 E-2022/5617 K saylı kararı)

Davacının eylemi (üste fiilen taarruz)  ile verilen ceza arasında adil bir dengenin kurulmaması

*  Davacının,… Takım Komutanı olarak görev yaptığı, 27/03/2020 tarihinde saat 19:20 civarında “Termal Kamera” dersini koordine etmek için ders Öğretmeni Bçvş. F.K.’yı aradığı, bu konuşma esnasında aralarında ders koordinesinin yapılma zamanı ile ders öğretmenine hitap şeklindeki üslubun uygun olmaması konusunda bir tartışma yaşandığı, akabinde 30/03/2020 sabahı saat 09:00’da Taktik Dersler Kurul Başkanı Alb. İ.A. tarafından uyarıldığı ve Tb.K.nın yanına gönderildiği, saat 10:50 sularında davacının Bl.K. tarafından uyarılmasını müteakip dersinden geri kalmaması gerekçesiyle geri gönderildiği, davacının dersin anlatıldığı muhabere dershanesi yanındaki sundurmaya gelerek ders öğretmeni Bçvş. F.K.’ye yumrukla vurmak suretiyle fiilen taarruzda bulunduğu, hakkında yapılan soruşturma sonucunda silahlı kuvvetlerden ayırma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacının Bçvş. F.K.’ye yönelik eylemi nedeniyle İstanbul Anadolu 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin E:2020/… sayılı dosyasında yapılan yargılaması sonucunda 12/10/2021 günlü karar ile astıa müessir fiil suçundan 25 gün hapis cezası karşılığı 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Olayda, her ne kadar, davacının sübuta eren eyleminin disiplin cezasını gerektirdiği açık ise de, davacının eyleminin TSK’nın itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranış veya ağır suç veya disiplinsizlik teşkil etmediği davacının eylemi ile verilen ceza arasında adil bir dengenin kurulmadığı, kusurlu eyleminin karşılığı olan cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırıldığı anlaşıldığından dava konusu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. (Ankara Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2022/512-3671 E- K)

Hizmete engel davranış-Türk Silahlı Kuvvetleri personeline yakışmayacak hareket tarzı sergilenmesi, ağır disiplinsizlik teşkil eden fiillerde bulunulması ve aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verilmesi

*  Astsubay olarak görev yapan davacının amiri olan  … Tugay K.Yrd. Albay Y.U.’ya karşı 25.06.2020 günü emre itaatsizlikle başlayan ve 26.06.2020 günü devam eden olaylar silsilesinde amirinin davacının emre itaatsizlik fiili nedeniyle disiplin işlemlerini başlatmak üzere savunma istem yazısını davacıya tebliğ etmesi üzerine davacının 155’i arayarak kışlaya polis çağırması ve polislerin gelmesi ile sonuçlanan olaylarda Türk Silahlı Kuvvetleri personeline yakışmayacak bir hareket tarzı sergilediği, ağır disiplinsizlik teşkil eden fiillerde bulunduğu ve aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verdiğinin sübuta erdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; askerlik mesleğinin yüksek derecede düzen ve disiplin  isteyen, emir  ve direktiflere mutlak olarak itaat gerektiren bir meslek olması nazara alındığında, yapılan soruşturma ile “hizmete engel davranışlarda bulunmak” disiplinsizliği sübut bulan davacının, Türk Silahlı Kuvvetlerinin mesleki değerleri ve disiplin anlayışı dikkate alınarak eylemine uyan 6143 sayılı Kanunun 20/1-c maddesi uyarınca “Silahlı Kuvvetlerden Ayırma” cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık, aksi yönde verilen mahkeme kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır. (İzmir Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2022/1594-2901 E- K)

Hizmete engel davranış- Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranış, ağır disiplinsizlik hali

* Davacının araç komutanı olarak görevlendirildiği aracın koruma ve muhafazasını sağlayamadığının sabit olduğu, söz konusu kaçak sigaraları araca kendisi koymasa dahi denetim görevini gereği gibi yapmayarak anılan sigaraların gümrük işlemine tabi tutulmaksızın kaçak bir şekilde ülkeye sokulmasına sebebiyet verdiği, dolayısıyla görevin ifası sırasındaki anılan eyleminin Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranış olduğu, ağır disiplinsizlik hali teşkil ettiği, bu kapsamda da hizmete engel davranış niteliğinde olduğu anlaşıldığından, eyleminin karşılığı olarak verilen silahlı kuvvetlerden ayırma cezası gereğince sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık, aksi yöndeki mahkeme kararında ise hukuka uygunluk bulunmamaktadır.(Gaziantep Blg.İd.Mah.5.İd.Dava D.2019/4211 E-2021/688 K)

Firmayla özel çıkar ilişkisine girmek suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte hizmete engel davranışlarda bulunulması

* Her ne kadar işbu istinaf incelemesine konu idare mahkemesi kararından sonra davacı hakkında … 38. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.02.2019 tarihli ve E:2017/641, K:2019/71 sayılı kararıyla delil yetersizliği nedeniyle görevi kötüye kullanmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de (kararın istinaf edilmeden kesinleştiği görülmektedir), söz konusu kararın sadece davacının sebze-meyve getiren firmanın ortaklarından birine ait olan ve davacıya takas yoluyla verildiği belirtilen otomobil için 28.000,00-TL bakiye paranın alınmaması sonucu gelişen durumlar ile bu firmayla çıkar ilişkilerine girme olayıyla ilgili olduğu, davacı hakkında yaptığı ileri sürülen ‘başka firmadan aldığı 600,00-TL karşılığında söz konusu firmaya hazır yemek hizmeti kapsamında avantaj sağlamayı vadetmesi’ eylemine konu olayla ilgili olmadığı görülmektedir. Bu minvalde uyuşmazlık irdelendiğinde; davacı hakkındaki disiplin soruşturması kapsamına giren; davacının: “Hocam ben T… Beye söyledim atın benim hesabıma 600 TL ben de Ö… Yzb gidiyim…R… bey ben maliyeti çıkarırım kontrol teşkilatına veririm ama benim firma tercihim var bunu da idari şartname çıkınca yetkim var işte bunun için gidecektim…” şeklindeki WhatsApp yazışmaları ile bunun üzerine davacıya gönderilen paraya ilişkin banka dekontundan, davacının 600,00-TL karşılığında bir firmaya hazır yemek hizmeti kapsamında avantaj sağlamayı vadetmesi eyleminin sabit olduğu, davacı tarafından bu paranın aracın bandrol borcuna istinaden talep edildiği belirtilmiş ise de, mesajlaşmanın içeriği bu konuyla ilgili olmadığından hayatın olağan akışı içinde davacının bu iddiasına itibar edilemeyeceği, hal böyle olunca; davacının firmayla özel çıkar ilişkisine girmek suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte hizmete engel davranışlarda bulunması karşısında, 6413 sayılı Kanununun 20/c maddesi uyarınca Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ile tecziyesine ilişkin işlem ile bu işlem üzerine ilişiğinin kesilmesine dair işlemde hukuka aykırılık, davanın reddine yönelik olan mahkeme kararında da sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir. (İstanbul Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2019/367 E-202/389 K)

Tahsis edilen lojmanı paylaşmak üzere internet sitesine ilan vermek eylemi ile ayrırma cezası arasında orantılılık bulunmamaktadır.

* Hizmete engel davranışlarda bulunmanın, gerek 6413 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu, gerekse Türk Silahlı Kuvvetli Yüksek Disiplin Kurulları Yönetmeliğinde, Devletin ve Türk Silahlı kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlarda veya ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiillerde bulunmak şeklinde tanımlandığı görülmekle, davacının adına tahsis edilen lojmanı paylaşmak üzere internet sitesine ilan vermek suretiyle işlediği sabit olan fiilin bu kapsamda değerlendirilmesinin mümkün olmadığı…davacının fiiline karşılık olarak verilen cezanın orantılı bir şekilde tesis edilmediği ve iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. (İstanbul Blg.İd.Mah. 2.İd.Dava D.2020/1338-1966 E-K)

Usulsüz olduğu iddia edilen istirahat raporları nedeniyle verilen ayırma cezası

* Davacının  kısa süreli kaçma eyleminin, 13/11/2019 tarihinde başladığı, kısa süreli kaçma eyleminde iken … Devlet Hastanesinden 18/11/2019 tarihinden 24/11/2019 tarihine kadar istirahat aldığı, davacıya istirahatini birliğinde geçirmesi konusunda telefon ile tebliğ edildiği, ancak birliğinde istirahatini geçirmediği, istirahat bitim tarihi olan 25/11/2019 tarihinde birliğine teslim olduğu, her ne kadar verilen emre rağmen, istirahat raporunu birliğinin konuşlandığı yerde geçirmediği anlaşılmakta ise de,  davacının içinde bulunduğu eylem ile ulaşılmak istenen kamu yararı amacı arasında adil bir dengenin ve orantılılığın gözetilmesi ve “ölçülülük” ilkesine uygun karar verilmesi gerektiği, kaldı ki davacının aldığı istirahat raporlarının usulsüz olduğuna ilişkin bir tespit yaptırılmadığı ve  Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, .. Hastanesi’nin 19.12.2019 tarih ve … sayılı raporuna istinaden 21.05.2020 tarih ve … sayılı yazı ile  Adi Malül olduğuna karar verildiği hususu da göz önüne alındığında, disiplin suçunun işleniş biçimine, askeri hizmete olumsuz etkisinin ağırlığına, davacının önceki disiplin durumuna, kusurunun ağırlığına bakılmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hakkaniyete ve hukuka uygunluk, ayırma işleminde ise hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. (İzmir Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2022/2222-2808 E-K sayılı kararı ile uygun bulunan Denizli İd.Mah.2021/1 E-2022/609 K saylı kararı)

Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret suçu nedeniyle verilen ayrıma cezası

* Davacı tarafından, paylaşımları göreve başlamadan önce yaptığı ileri sürülmekte ise de, davacının görev yaptığı Türk Silahlı Kuvvetlerinde çeşitli rütbelerde kahramanca görev yapan ve Başkomutan olarak Ülkemizin düşman işgalinden kurtarılmasında önderlik eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili olarak sosyal medya üzerinden yapmış olduğu açıklamaların hiçbir suretle kabul edilemeyeceği ve ister görevden önce ister görevi sırasında yapılsın bu türden paylaşımlarda bulunan birinin Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev almasının düşünülemeyeceği izahtan varestedir. Bu durumda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili olarak sosyal medya üzerinden yapmış olduğu açıklamalarla Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret suçunu işlediği sabit olan davacının, söz konusu paylaşımları hizmete engel davranışlarda bulunmak kapsamında değerlendirilerek 6413 sayılı Kanunun 20/1-c maddesi uyarınca Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. (Ankara Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2019/2156 E-2020/171 K sayılı kararı ile uygun bulunan Bolu İd.Mah.2018 /975 E-2019/588 K saylı kararı)

Disiplin suçunun işleniş biçimine, askeri hizmete olumsuz etkisinin ağırlığına, davacının önceki disiplin durumuna, kusurunun ağırlığına bakılmaksızın ayırma cezası verilmesi

* Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile idari tahkikat raporu, ifade tutanakları ve ceza dava dosyasının incelenmesinden, TCG …’un … Limanında bulunurken tazeleme eğitimlerine hazırlanmak, ilk kontrol denetlemesindeki eksikleri gidermek için 23-24 Mart 2019 tarihlerinde limanda iki vardiya düzeni uygulanacağı ve 09.00-17.00 saatleri arasında mesai yapılacağının davacı ve diğer personele sözlü duyuru yapıldığı, hatta uygulanacak vardiya düzenine ilişkin personelin bulunduğu whatsapp grubundan bilgi verilmesine rağmen ilgililerin söz konusu göreve katılmayarak emre itaatsizlikte ısrarda bulunarak hizmete engel olduğu kanaatiyle hareket edilmiş ise de; davacının babasının rahatsızlığı nedeniyle ailesini ziyaret etmek için … Garnizonundan 22.03.2019 tarihinde ayrıldığı, whatsApp grubundan gönderilen emri İstanbul’a ulaştığı sırada gördüğü ve anılan emri yerine getirerek, 23.03.2019 tarihinde saat 18.45’de gemiye döndüğü, bu süre zarfında hafta sonunda uygulanacak olan iki vardiya sistemine ilişkin emrin henüz netlik kazanmadığı, hafta sonu iki vardiya sistemi teklifini getiren ikinci komutanın da izinli olarak hafta sonu çıkış yaptığı, davacının sancak vardiyada görevli olduğu, yazılı ya da sözlü verilip-verilmediği, personele hangi yolla bildirildiği tam olarak belli olmayan emirde iki vardiya sisteminde ne şekilde ve hangi gün göreve gelinmesi gerektiği hususunda da açıklık olmadığı, alınan ifadeler kapsamında polis subayı V.Ç.’nin 18.40 sularında sancak vardiyanın yarın saat 09.00’da gemide olacağını anons ettiğini beyan ettiği, hizmete engel davranış olarak gösterilen disiplinsizliğin sebebi olan emre itaatsizlik ile ilgili ayrıca disiplin cezası verildiği, davacı vekilinin verdiği 17.10.2019 havale tarihli ek beyan dilekçesinde söz konusu disiplin cezasının kesinleştiğinin belirtildiği, davalı idarenin 11 Nisan 2019 tarih ve 218 sayılı savunma istem yazısında; “22 Mart 2019 tarihinde emir vermeme rağmen garnizonu ve gemiyi terk etmeniz, 22.00’daki mevcut taburuna geçmemeniz kapsamında ‘Emre İtaatsizlik suçunu’ işlediğiniz..” şeklinde davacıya isnat edilen fiilin belirlendiği, dava konusu disiplin cezasının da aynı süreçte ve zamanda verilen emrin hilafına aykırı hareket edilmesi nedeniyle tesis edildiği ve eylemlerin içiçe geçtiği görülmektedir. Bu durumda, davacı hakkında aynı eyleme ilişkin olarak ilk önce 2 (iki) gün hizmet yerini terk etmeme disiplin cezasının verildiği, sonrasında da Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlem tesis edildiği dikkate alındığında; dava konusu işlemin 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu 4. maddesinde yer alan hükme aykırı olduğu, maddenin devamında bir fiilin birden fazla disiplinsizlik teşkil etmesi hâlinde ağır olan disiplin cezası verileceği düzenlenmekle beraber, önceki disiplin cezasının kesinleştiği, davacının içinde bulunduğu eylem ile ulaşılmak istenen kamu yararı amacı arasında adil bir dengenin ve orantının gözetilmesi ve “ölçülülük” ilkesine uygun karar verilmesi gerektiği, kaldı ki davacının tazeleme eğitimlerinde bulunan geminin hazırlık durumunu ne şekilde ve nasıl ihlal ettiği, hizmete olumsuz etkisinin ne olduğunun somut olarak ortaya konulamadığı, emrin yazılı ya da sözlü yapılabileceği açık ise de; verilen emrin mahiyetinin muhatap personele doğrudan ve net olarak aktarılmadığı, davacının hizmete ilişkin emirleri yerine getirmeme suçunu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle ceza dava dosyasında da hakkında beraat kararı verildiği anlaşılmakla, disiplin suçunun işleniş biçimine, askeri hizmete olumsuz etkisinin ağırlığına, davacının önceki disiplin durumuna, kusurunun ağırlığına bakılmaksızın tesis edilen dava konusu işlem hakkaniyete ve hukuka uygun bulunmamaktadır. (İzmir Blg.İd.Mah.2.İd.Dava D.2020/1176 E-2021/117 K)

Resmi belgede sahtecilik eylemi nedeniyle ayırma cezası verilmesi

* Davacının görevli bulunduğu silah ruhsat biriminde usule aykırı olarak silah ruhsatı düzenlenmesini sağlayarak resmi belgede sahtecilik suçunu işlemesi ve mahkum olmasının, davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde yüz kızartıcı ve utanç verici fiillerde bulunduğunu ve dolayısıyla ahlaki zayıflığını ortaya koyduğu, davacının anılan eylemlerinin Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte ağır bir suç olduğunun Mahkeme kararı ile de sabit olduğu ve davacının görevli bulunduğu hizmeti yürütmesine engel teşkil ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hukuka uygundur. (Samsun Blg.İd.Mah.4.İd.Dava D.2019/474-251 E- K)

Eylemin ağırlığına göre cezalandırma diğer bir deyişle “orantılılık” ilkesinin ihlal edilmesi

* Kurum nezdinde davacının telefon görüşmelerinde bahsettiği şekilde yapılan herhangi bir ihalenin bulunmadığı, davacının borç para aldığı ya da istediği halde alamadığı şahısların kurumca yapılan herhangi bir ihaleye katılmadıkları, davacının malzeme alımı vs. konularında bu şahıslara kolaylık sağlamasının da söz konusu olmadığı, ayrıca daha önceden tanıdığı şahıslardan aldığı borçları takibe ya da yakınmaya yol açmadan ödediği, kamu kurumlarını veya askerlik görevini kullanmak suretiyle menfaat temin etmesinin ya da kamuyu zarara uğratmasının da söz konusu olmadığı, nitekim “kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçlamasıyla hakkında yürütülen kovuşturma neticesinde … 1.Ağır Ceza Mahkemesinin … sayılı kararıyla, “şüpheden sanık yararlanır “ilkesi gereğince üzerine atılı suçlamalardan beraatine karar verildiği ve bu kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği, ihaleye fesat karıştırma ya da rüşvet alma gibi yüz kızartıcı veya utanç verici nitelikte herhangi bir suçtan davacı hakkında adli veya idari yönden başlatılan herhangi bir soruşturmanın da bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda, kamu görevlisinin işlediği disiplin suçunun niteliği göz önünde bulundurulduğunda, o fiil için öngörülen cezadan daha ağır bir disiplin cezası ile cezalandırılması durumunda, “eylemin ağırlığına göre cezalandırma” diğer bir deyişle “orantılılık” ilkesinin ihlal edilmiş olacağı açık olup, bakılan davada Deniz Kuvvetleri Komutanlığı emrinde albay olarak görev yapan davacı hakkında gerek idari gerekse adli yönden yürütülen soruşturmalar kapsamında elde edilen mağdur/tanık ifadeleri, tape kayıtları ve iletişim tespit tutanakları ile dava dosyasında bulunan diğer bilgi ve belgelerden; davacının sübut bulan ve yukarıda aktarımı yapılan eylemleri, 6413 sayılı Kanununun 15. ve devamı maddelerinde sayılı diğer cezalar ile örtüşebilecekse de, sözü edilen eylemlerinin verilen “silahlı kuvvetlerden ayırma” cezası ile örtüşmediği, ayrıca davacının sübut bulan eylemlerinin “Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlar ya da ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiiller” olarak değerlendirilerek “silahlı kuvvetlerden ayırma” cezası ile tecziyesini gerektirecek ölçü ve ağırlıkta olmadığı, bir diğer ifadeyle davacı tarafından ihlal edilen fiil ile bunun karşılığı olarak uygulanan disiplin cezası arasında adil bir dengenin kurulmadığı, netice olarak davacının kusurlu eyleminin karşılığı olan cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılmış olduğu anlaşıldığından, hizmete engel davranışlarda bulunduğundan bahisle davacının Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ile tecziyesi yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık, aksi yönde verilen Mahkeme kararında ise hukuki isabet görülmemiştir. (İstanbul Blg.İd.Mah.4.İd.Dava D.2020/1493-1178 E- K)

Verilen emrin yerine getirilmemesi nedeniyle ayırma cezası

* Davacı hakkında hizmete ilişkin verilen görevleri yerine getirmemekten dolayı … 1.Ağır Ceza Mahkemesinde ceza davasının açıldığı, anılan Mahkemece yapılan yargılama sonucunda 27/04/2021 tarih ve E: 2018/763, K: 2021/1013 sayılı karar ile sanığın/davacının görev tanımında pusu görevini yer almadığı, zira sanığın genel olarak karakoldaki yönetim ve denetim işleri ile görevli olduğu, dosya kapsamında alınan tanık beyanında pusu görevine karakol astsubaylarının görevlendirildiğinin, her ne kadar sanığa/davacıya verilmiş bir emir bulunmakta ise de sanığın/davacının görev tanımında bu görevin bulunmadığı, mevcut görevlerini devir teslim etmeden görevden ayrılamayacak olması nedeniyle atılı suçun işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle davacının beraatine karar verildiği görülmüştür. Uyuşmazlıkta, davacı hakkında  hizmete ilişkin verilen görevleri yerine getirmeme eyleminden dolayı ceza davasından beraat kararı verilmiş ise de ceza yargılamasındaki suç tipi kavramı ile  işbu dava konusu disiplin cezasına esas alınan suç tipi aynı olmadığından ceza mahkemesinden bağımsız olarak inceleme yapılmıştır. Olayda, davacının görev tanım formu incelendiğinde;  davacının görev tanım formunda yer alan harekat bölümünde, “hudut güvenliğini eksiksiz sağlanması” gerektiğinin açıkça belirtildiği, olay günü Irak topraklarından zırhlı kobra aracına açılan ateş sonucu üç personelin yaralandığı, yaralanan personellerin hastaneye sevk edilmesi noktasında …Pusu bölgesine gitmesi planlanan Uzm. Çvş.,E.A.’nin refakatçi olarak görevlendirilmesi nedeniyle  personel sıkıntısı yaşandığı, bunun üzerine davacının amiri pozisyonunda olan … Hudut Tabur Komutanı Yb. R.Y. tarafından, davacıya hudut güvenliği sağlam görevinin verildiği, davacının bu görevi ısrarla kabul etmediği ve yaşanan olay nedeniyle hudut güvenliğinin geçici bir süre sağlanamadığı, askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için üstten alınan ve konusu suç olmayan emirlerin eksiksiz yerine getirilmesi gerektiği, ancak davacının üstü tarafından verilen emrin yerine getirilmediği, davacının bu eyleminin Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun  20/1-c  ve Türk Silahlı Kuvvetleri Yüksek Disiplin Kurulu Yönetmeliği’nin 9/1-c maddesinde belirtilen hizmete engel bir davranış olduğu ve olayda davacı açısından   “Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlarda  bulunmak” fiili gerçekleşmiş olduğu sonucuna varılmış olup davacının hizmete engel davranışlarda bulunduğundan bahisle  Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ile cezalandırılması yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık, istinafa konu mahkeme kararında ise hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusunun kabulü ile istinafa konu mahkeme kararının kaldırılmasına,  davanın reddine, Danıştaya temyiz yolu açık olmak üzere  07/10/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.(Gaziantep Blg.İd.Mah.5.İd.Dava D.2021/2651-1596 E- K)

Eylemin “silahlı kuvvetlerden ayırma” cezası ile tecziyesini gerektirecek ölçü ve ağırlıkta olmaması

* Uyuşmazlık konusu olayda, … Komutanlığı emrinde Yüzbaşı olarak görev yapan davacının; Barış Pınarı Harekatında görevlendirilmesi üzerine, görevlendirildiği hizmet birliğine  katılım yapmadığı, bu suretle ordunun harekat bölgesinde yetkin personel eksikliği yaşadığı, dolayısıyla davacının muharebe müessiriyetine olumsuz yönde etki etmek suretiyle “hizmete engel davranışlarda bulunmak” fiilini işlediğinden bahisle Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ile tecziyesine ilişkin 11.12.2019 tarih ve  2019/…sayılı  işleminin tesis edildiği anlaşılmakta ise de, davacının, Barış Pınarı  Harekatında …Tug.Ks. Emrine bölük komutanı olarak görevlendirildiği 28.09.2019 tarihinden 25.11.2019 tarihine kadar çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle istirahat raporlarının bulunduğu, söz konusu istirahat raporlarının usul ve fenne aykırı olduğuna dair dosyada herhangi bir tespitin de bulunmadığı, dolayısıyla davacının anılan mazeret durumu göz önüne alındığında, söz konusu tarihler arasında görevlendirildiği birliğe katılmaması nedeniyle “hizmete engel davranışlarda bulunmak” fiilini işlediğinden bahsedilemeyeceği açıktır. Bununla birlikte,  … sayılı mesaj emri ile  … sayılı mesaj emrinin iptal edilerek, birlik komutanlıkları tarafından, rapor alan ve görevlendirildikleri birliklere katılış sürelerini geciktiren personelin işlemlerinin derhal sonlandırılacağı, personelin 24 saat içerisinde görevlendirildiği birliğin konuşlu bulunduğu bölgeye katılışının sağlanacağı, istirahatin görevlendirileceği birliğin yığınaklanma bölgesinde geçirileceğinin emredildiği ve emrin davacıya 11.10.2019 tarihinde tebliğ edildiği halde davacının, sağlık durumunun seyahate engel olup olmadığı hususunda heyet raporu alarak birliğe ulaştırmadığı görülmektedir. Bu durumda, kamu görevlisinin işlediği disiplin suçunun niteliği göz önünde bulundurulduğunda, o fiil için öngörülen cezadan daha ağır bir disiplin cezası ile cezalandırılması durumunda, “eylemin ağırlığına göre cezalandırma” diğer bir deyişle “orantılılık” ilkesinin ihlal edilmiş olacağı açık olup, bakılan davada, davacının eyleminin, 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun 15. ve devamı maddelerinde sayılı diğer cezalar ile örtüşebilecekse de,  “silahlı kuvvetlerden ayırma” cezası ile örtüşmediği gibi  “Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlar ya da ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiiller” olarak değerlendirilerek “silahlı kuvvetlerden ayırma” cezası ile tecziyesini gerektirecek ölçü ve ağırlıkta olmadığı, bir diğer ifadeyle davacı tarafından gerçekleştirilen eylem ile bunun karşılığı olarak uygulanan disiplin cezası arasında adil bir dengenin kurulmadığı,  netice olarak davacının kusurlu eyleminin karşılığı olan cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılmış olduğu anlaşıldığından, hizmete engel davranışlarda bulunduğundan bahisle davacının Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası ile tecziyesi yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulüne,…3. İdare Mahkemesi’nin 03/03/2021 gün ve … sayılı kararın kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline,  Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 07/10/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.(Samsun Blg.İd.Mah.4.İd.Dava D.2021/785-957 E-K)

Karı-koca gibi nikâhsız yaşamakta ısrar etmek

* Bu kapsamda karı koca gibi nikâhsız yaşamamanın genel ahlak kurallarına aykırı olduğu kabul edilerek başvurucu hakkında ilgili kanun gereği TSK’dan ayırma cezasının uygulanmasının, toplumsal bir ihtiyaçtan kaynaklanan zorunlu bir tedbir olarak uygulandığının ortaya konulması gerekir. Bu bağlamda karar mercilerinin toplumsal yapıda zaman içinde meydana gelen değişimin ve gelişmelerin bir sonucu olan yaşam biçimlerindeki çeşitliliği de gözetmek suretiyle, somut olayın özelliklerine göre, söz konusu eylemin ifa edilen mesleğe olumsuz yansımaları, askerî disiplin ile kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesinin sağlanması açısından oluşacak sakıncaları yeterli ve ilgili gerekçe ile açıklamaları beklenir. Ayrıca idari işlemin tesisi ve yargılama sürecinde özel hayatın gizliliği hakkı yönünden Anayasa’da öngörülen güvenceleri gözetilerek, somut olayın özelliklerine göre başvurucunun eyleminin mesleki hayatı üzerindeki etkileri, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunup bulunmadığı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile başvurucunun kaybı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığı gibi hususlarda asker kişinin sicil durumu da gözetilerek inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmelidir. TSK’dan ayırma cezasıyla cezalandırılma şeklindeki söz konusu yaptırımın, kişilerin mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki oluşturduğu açıktır. Bu yönüyle özel hayatın gizliliği hakkına getirilecek sınırlamanın demokratik toplum gereklerine uygun ve ölçülü olduğunu söyleyebilmek için askerlik hizmetini ifa edenler üzerindeki etki ve sonuçlarını gözeten, başvurulacak son çare niteliğinde istisnai bir tedbir olması ve öngörülen yaptırımının eylem ile orantılı olması gerekir. Bu bağlamda somut olayda başvurucunun bir kadınla karı koca gibi nikâhsız yaşamakta ısrar etmesi eylemi karşısında, anılan fiilin ifa edilen mesleğe ne şekilde yansıdığının gösterilmediği gözetildiğinde, doğrudan meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılması şeklindeki yaptırıma maruz kalmasının başvurucunun eylemine göre ağır bir sonuç doğurduğu açıktır.” (Anayasa Mahkemesinin 12.9.2019 tarihli ve 2015/6302 sayılı bireysel başvuru kararı)

Özel hayatının gizliliği hakkı

* Somut olayda başvurucuya isnat edilen özel hayatına ilişkin tutumunun mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair gerek ayırma kararında gerekse yargı kararlarında yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan tutumun TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de açıklanmadığı görülmüştür. Ayrıca başvurucunun eşinden boşanmış olması ve hakkındaki kamu davasının beraatle sonuçlanması şeklinde ayırma işlemine dayanak olarak gösterilen hususlara yönelik olarak ortaya çıkan gelişmeler ve başvurucunun iddiaları çerçevesinde mevcut borç durumuna ilişkin güncel değerlendirmeler dikkate alınmaksızın hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda AYİM kararının başvurucunun mahremiyet hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir. Ayrıca isnada konu eylemler ile tahkikat neticesinde verilen ayırma cezası dikkate alınarak ödül ve başarı belgeleri bulunan başvurucu hakkında Anayasa’nın 20. maddesi çerçevesindeki bireysel yararı ile kamunun yararı arasında adil ve ölçülü bir dengenin gözetilmesi hususunda bir değerlendirme yapılmadığı, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı ve bu hususta gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır. (Anayasa Mahkemesinin 26/10/2017 tarihli ve 2014/20005 başvuru numaralı bireysel başvuru kararı)

Ceza davasının sonucunun araştırılması gerekir.

* Davacıya isnat edilen ve disiplin soruşturmasına konu olan fiiller, aynı zamanda Askeri Ceza Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında da suç teşkil etmekte olup; UYAP ortamında yapılan araştırmada, “Askeri Ceza Kanununa muhalefet” suçundan Marmaris 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/… Esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığı ve dosyanın derdest olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda; Marmaris 3. Asliye Ceza Mahkemesinin E:2019/… sayılı dosyasındaki dava ile ilgili karar sonucunun ve kararın kesinleşip kesinleşmediği hususlarının araştırılması ve davacı hakkındaki bu ceza yargılaması sonuçlandıktan sonra, disiplin cezasına konu fillerin işlenip işlenmediği konusunda bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeksizin davacının üzerine atılı fiillerin sübut bulduğu kabul edilerek, tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolunda verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.(Danıştay 12.D.2020/3536 E-2022/5690 K)

Darbe teşebbüsü ile ilgili yargılamada beraat eden kişi hakkında irtibat ve iltisakına delil olabilecek nitelikteki bilgi ve belge de yoksa kamu görevinden çıkarılması hukuka uyarlı değildir.

* Dava konusu Komisyon kararında; davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatının/iltisakının başlıca unsuru olarak, hakkında yürütülen kovuşturma dosyasından bahsedilerek, darbe teşebbüsü ile ilgili fiilleri gösterilmiş ise de, davacı hakkında yürütülen kovuşturma neticesinde, davacıya isnat edilen suçlar yönünden  yukarıda yer verilen ceza mahkemesi kararındaki gerekçe ile davacı hakkında beraat  kararı verilmiş olması karşısında, uyuşmazlık konusu komisyon kararında yer verilen davacının darbe teşebbüsü ile ilgili fiillerine ilişkin tespit, FETÖ/PDY terör örgütüyle irtibat ve iltisak hususunda bu aşamada davacının aleyhine değerlendirilmemiştir. Öte yandan, Dairemizin ilgili kurumlardan davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakına delil olabilecek nitelikteki bilgi ve belgelerin istenilmesine ilişkin ara kararına verilen cevaplarda ve Örgütlü Suçlar Bilgi Bankası üzerinde yapılan araştırmada davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak veya irtibatlı olduğuna kanaat getirilmesini sağlayacak herhangi bir bilgiye de ulaşılamamıştır.Bu durumda; davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat veya iltisaklı olduğu kanaatine varılması hukuken mümkün bulunmadığından, dava konusu Komisyon kararında hukuka uyarlık, davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir.(Ankara Blg.İd.Mah.13.İd.Dava D.2021/1967 E-2023/5043 K)

Müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılan kuruma yapılan ödeme bilgisi başkaca delillerle desteklenmedikçe tek başına irtibat ve iltisak unsuru olarak kabul edilemez.

* Dava konusu işlemde yer alan müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılan kuruma yapılan ödeme bilgisinin başkaca delillerle desteklenmedikçe tek başına irtibat ve iltisak unsuru olarak kabul edilemeyeceğinden ve yukarıda ayrıntısı açıklandığı üzere, davacının ceza yargılamasına ilişkin süreçte askeri darbe faaliyeti kapsamında eyleminin bulunmadığı, darbeciler tarafından üzerinde tahrifat yapılan emir kapsamında isteği ve bilgisi dışında görevli olarak Malatya’dan Ankara’ya hava araçlarının nakli ile görevlendirildiği, idari tahkikat raporlarında ve hakkındaki tanık beyanlarında aleyhine bir tespit bulunmadığı ve Dairemizce yapılan araştırmada başkaca bir iltisak nedeninin bulunmadığı görüldüğünden, kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık; aksi gerekçe ile verilen mahkeme kararında da hukuki isabet görülmemiştir. (Ankara Blg.İd.Mah.15.İd.Dava D.2022/1238 E-2023/3657 K)

 

* Davacıya isnat edilen ayırma işlemine esas alınan özel hayatına ilişkin hususların sadece davacının kendi ifadesinden öğrenilmiş olduğu, bu ifadenin hukuka uygun yöntemler ile alındığının davalı idare tarafından kanıtlanamadığı, davacının ayırma cezasına konu fiilleri nedeniyle daha önce almış olduğu bir uyarı veya disiplin cezasının bulunmadığı, aksine sicillerinin çok iyi düzeyde olduğu ve çok sayıda takdir belgesinin olduğu, söz konusu istihbarat tespitine kadar da özel hayatına ilişkin eylem ve davranışlarının davacının mesleğine olumsuz bir yansımasının olduğuna ilişkin herhangi bir bilgi, belge veya tespitin olmadığı, davacının özel yaşamına ilişkin soruşturma konusu fiillerinin mesleki hayatı üzerindeki etkilerinin soruşturma raporunda da ortaya konulamadığı görüldüğünden, davacı hakkında yürütülen soruşturmanın mesleki hayatının sınırlarını aştığı, davacıya isnat edilen ayırma cezasına konu fiillerin mesleki faaliyeti ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dahil özel yaşamı kapsamında kalan eylem ve davranışlar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, davacının söz konusu fiilerinin disiplin suçu olarak değerlendirilerek dava konusu işlem ile cezalandırılmasının Anayasa’nın 20. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi uyarınca ‘özel hayata saygı hakkının’ ihlâli sonucunu doğuracağı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.(Danıştay 12.D.nin 2020/347 E-2023/1199 K sayılı kararı ile onanan Ankara 7.İd.Mah.nin 2019/1732-2067 E-K sayılı kararı)