Mevzuatımız adli arama ve önleme araması olmak üzere iki tür aramayı düzenlemiştir. Aramanın amacı; genel emniyet ve asayişin korunması ve tehlikelerin önlenmesi ise önleme aramasından; suçun işlenmesinden sonra, suçun ve failinin ortaya çıkartılması ise adli aramadan söz edilir. Adli aramaya ilişkin usul ve esaslar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 116–122 maddelerinde; önleme aramasına ilişkin usul ve esaslar 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun 9’uncu maddesinde ve askeri mahallerde önleme aramasına ilişkin usul ve esaslar TSK İç Hizmet Kanununun 56/A maddesinde düzenlenmiştir.
Kıta, karargah ve kurumlara giriş-çıkışlarda kontrol ise 7145 sayılı Kanun ile 211 sayılı Kanuna eklenen 56/B maddesiyle düzenlenmiştir.
1. Askerî Mahal Kavramı
İç Hizmet Kanunu’nun 12’nci maddesinde kıt’a, taktik birlik, idari birlik, karargâh ve askerî kurumların tarifine, 51’inci maddesinde ise kışla, konak ve ordugâhın tarifine yer verilmiş, ayrıca İç Hizmet Kanunu’nun 100’üncü maddesi ile İç Hizmet Yönetmeliği’nin 664’üncü maddesinde orduevleri, askerî gazinoları ve kışla gazinolarının askerî mahal vasıf ve mahiyetini haiz olduğu düzenlenmiştir. Bunlar dışında mevzuatımızda “askerî mahal” kavramının tarifine yönelik düzenleme bulunmamaktaydı. Bu tabir askerî yargının görev sınırını tayinde temel kriterlerden olduğundan Askerî Yargıtay içtihatları ile nerelerin askerî mahal olup olmadığı belirlenmişti. Söz konusu yasal düzenlemeler ve Askerî Yargıtay içtihatlarına göre; askerî hizmetin yapıldığı kıta, taktik birlik, idari birlik, karargâh, askerî kurum, kışla, konak, ordugâh, orduevi, askerî gazino ve kışla gazinoları ile kışla sınırları içinde yer alan askerî lojmanlar askerî mahal olarak kabul edilmekteydi. 24 Eylül 2021 tarihinde yürürlüğe giren Milli Savunma Bakanlığı Askerî Mahallerde Önleme Araması ve Kontrol Yönetmeliğinin dördüncü maddesi birinci fıkrası (c) bendinde askeri mahal kavramı ilk kez tanımlanmıştır. Söz konusu düzenlemeye göre kışla, karargâh, askerî kurum, konak, ordugâh, üs bölgeleri ve gemiler ile Millî Savunma Üniversitesine bağlı yerleşkeler askeri mahal olarak kabul edilecektir.
2. Adli Arama
Bir suç işlemek makul şüphesi altında bulunan kimsenin konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında arama yapılabilmesi, öncelikle Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20’nci maddesi ile, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlanmış, normal durumlarda usulüne göre verilmiş hâkim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça arama yapılamayacağı, el konulamayacağı, yetkili merciin kararı ile arama yapıldığında, arama kararının yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulması gerektiği vurgulanmıştır. 5271 sayılı CMK’da da benzer düzenlemelere yer verilmiştir.

Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği “adlî arama”yı, bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemi olarak tanımlamıştır. Adli arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk âmirinin yazılı emriyle yapılabilir.
Uygulamaya somut bir örnek verelim: Er Fuat 25 Ağustos 2015 tarihinde Onb.Cüneyt’in cüzdanını çalmıştır. Cüzdan içerisinde yer alan kredi kartı ile alışveriş yaparken Çvş.Mert kredi kartı üzerinde Onb.Cüneyt’in isminin yazılı olduğunu görmüş ve durumu Onb.Cüneyt’e iletmiştir. Onb.Cüneyt bunun üzerine Bl.K.Yzb.Kemal’e giderek olayı anlatmış ve şikâyetçi olmuştur. Bu olayda Yzb.Kemal olayın sabit olması durumunda As.C.K’nın 132’nci maddesinde düzenlenen üstünün bir şeyini çalmak askeri suçunun oluşabileceğini düşünmelidir. Askeri suçların soruşturma iznine tabi olması nedeniyle olayı 4483 sayılı Kanunun 4’üncü maddesi 2’nci fıkrası uyarınca soruşturma izni vermekle görevli ve yetkili tugay k.lığına silsile yoluyla bildirmelidir. Bu olayda ivedilikle toplanması gereken delil olabileceği değerlendirilmeli ve Tug.K.lığınca Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek olaya ilişkin talimatı alınmalıdır. 4483 sayılı Kanunun 4/1.maddesine göre soruşturma iznine tabi olan suçlarda Cumhuriyet savcıları ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitle görevli ve yetkili olduklarından somut olayda henüz verilmiş bir soruşturma izni bulunmasa dahi Cumhuriyet savcısı arama yapılması talimatı verebilecektir. Cumhuriyet savcısının talimatı olmaksızın Er Fuat’ın üstünün aranması halinde suç konusu eşya bulunsa bile delil tespiti işlemi hukuka aykırı olacak ve hatta haksız arama suçunun işlenmesi söz konusu olabilecektir.
* Sanığın dolabında yapılan arama, bir suçun delilini elde etmeye yönelik adli arama olup, bu arama sonucu elde edilen delilin geçerli kabul edilebilmesi için, arama işleminin hukuka uygun olması zorunludur. Tanık ifadeleri, vaka kanaat raporu ve olay tutanağı ile arama emrinin Nöbetçi Subayı tarafından verildiği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Nöbetçi Subayı tarafından yaptırılan aramanın, Askerî Mahkeme kararına dayanmadığı, Kanun’un yetkili kıldığı kişiler tarafından veya bunların verdiği yazılı emir üzerine de yaptırılmadığı da sübuta ermiştir. Bu durumda, Nöbetçi Subayı tarafından verilen arama emri hukuka aykırı olduğu gibi, hukuka aykırı elde edilen delilde hükme esas alınamayacağından, değerlendirmeye de tabi tutulamayacaktır. (As.Yrg.Drl. Krl.2014/9-10 E-K)
* Somut olayda; sıla iznine gidecek olan sanığın çantasında yapılan aramada, söz konusu cep telefonunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler kapsamında somut olay irdelendiğinde; sanığın çantasında yapılan aramanın, askerî mahkeme kararına dayanmadığı, Kanun’un yetkili kıldığı kişiler tarafından veya bunların verdiği yazılı emir üzerine yaptırılmadığı ve Kanunda öngörülen süre içinde yetkili Askerî Mahkemenin onayına sunulmadığı açık olduğundan, 353 sayılı Kanun’un 66’ncı maddesi kapsamında hukuka uygun bir arama olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle, yapılan arama hukuka aykırı olduğu gibi, hukuka aykırı elde edilen ve hükmün konusunu oluşturan delil de hükme esas alınamayacak, değerlendirmeye de tabi tutulamayacaktır. (As.Yrg.4.D.2016/467-464 E-K)

* Sanığın odasına mesai haricinde girilerek, etajerin kilitli çekmecesinin vidaları söktürülmek suretiyle açtırılması şeklinde İs.Yzb. S.M.M. emriyle yaptırılan aramanın, Askerî Mahkeme kararına dayanmadığı, Kanun’un yetkili kıldığı kişiler tarafından veya bunların verdiği yazılı emir üzerine yaptırılmadığı ve Kanunda öngörülen süre içinde yetkili Askerî Mahkemenin onayına sunulmadığı açık olduğundan, 353 sayılı Kanun’un 66’ncı maddesi kapsamında hukuka uygun bir arama olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle, yapılan arama hukuka aykırı olduğu gibi, hukuka aykırı elde edilen ve hükmün konusunu oluşturan delil de hükme esas alınamayacak, değerlendirmeye de tabi tutulamayacaktır. (As.Yrg.3.D.2016/140-169 E-K)
* Somut olaya bakıldığında; hukuka aykırı şekilde incelenen cep telefonundan elde edilen video görüntü ve kayıtları bulunmaksızın sanığın müsnet suçu işlediğine ilişkin tespit edilebilecek bir delil bulunmadığı, video görüntü ve kayıtlarına dayanarak alınan sanığın aşamalardaki ikrar niteliğindeki ifade ve savunmalarının ve birlik komutanlığınca tespit edilen tanık beyanlarının hukuka aykırı olmaları nedeniyle hükme esas alınamayacakları anlaşıldığından Başsavcılığın itirazının kabulüne, Daire kararının kaldırılmasına, Askerî Mahkemece tesis olunan beraat hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (As.Yrg.Drl.Krl.2015/106-111 E-K)
* Sanık …Alb. Ö.Ç.’in gönderdiği ileri sürülen elektronik iletilerin (postaların), bu iletileri esas alan … …Komutanlığı … Denetim Birimince hazırlanan “İnceleme Sonuç Raporu” nun, CMK’nın 134’üncü maddesinin belirlediği esaslara göre delil toplama faaliyeti konusunda kendi başlarına kanuni bir görev ve yetkileri bulunmayan kişi veya kişilerce elde edilmiş ve tanzim edilmiş olmaları sebebiyle delil değerlendirilmesine esas alınamayacağı sonucuna varılmıştır.(As.Yrg.Drl.Krl.2015/77-85 E-K)
* Buna göre, boşandığı eşi G.B.’ün, sanığın kendisini dolandırdığını, namus, şeref ve onuruyla oynadığını, kendisini kandırarak vekaletname alıp, yalancı şahitlerle hiçbir hak talep etmeden boşanmasını sağladığını, çocuklarına karşı kendisini küçük düşürdüğünü, maddi ve manevi olarak kandırıldığını, böyle bir kimsenin Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışmayı hak etmediğini belirterek şikâyette bulunmak amacıyla BİMER’e yaptığı başvuruya eklediği ve sanık tarafından daha önce kendisine gönderildiğini belirttiği yazışma metinlerinin, sanıkla evli iken onun bilgisi ve rızası dışında kaydettiği veya boşandıktan sonra yine sanığın bilgisi ve rızası dışında onun elektronik posta ve Facebook hesaplarına girmek suretiyle elde ettiği ve onun aleyhinde işlem yapılmasını sağlayarak kendisine bir menfaat sağlamak amacıyla kullandığı sanığın özel hayat alanına ilişkin yazışmalar olduğundan, hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğu ve hükme esas alınamayacağı sonucuna varılmıştır. (As.Yrg.1.D.2014/1011-1026 E-K)
* Sanığın, Topçu Onb. Ö.Ş. ile birlikte mağdur Topçu Er E.G.’ün cep telefonu kullandığını öğrenmeleri üzerine, 27.2.2010 tarihinde 15.00-17.00 saatleri arasında 2’nci Batarya Garaj nöbetçisi olan mağdurun nöbet bölgesine gittikleri, sanığın, mağdurun nöbet mahallinden 100 m uzakta olduğunu görerek önce neden nöbet yerinde olmadığını sorduğu, sonrasında neden tıraş olmadığını ve başında kep olmadığını sorarak, mağdurun yüzüne tokat ve dizlerine tekme atmak suretiyle darp ettiği, Topçu Onb. Ö.Ş.’in giderek mağdura bir kep getirdiği ve mağduru nöbet yerine gönderdikleri, bilahare mağdurun nöbet yerine giderek üzerinde cep telefonu bulunup bulunmadığını sorduklarında, mağdurun üzerinde cep telefonu olmadığını beyan etmesine inanmayarak, mağdurun üzerini aradığı ve göğsünde bulunan cüzdan içerisinde cep telefonu bulması üzerine Topçu Onb. Ö.Ş.’in mağdura tokat attığı, sanığın da mağdurun kulağını çektiği, maddi vakıa olarak anlaşılıp sübuta ermiştir. Askerî Mahkemece; sanığın eyleminin TCK’nın 120’nci maddesinde öngörülen haksız arama suçuna vücut vereceği, askerî bir suç olmadığı gibi, askerî bir suça da bağlı bulunmayan “haksız arama” suçu nedeniyle askerî mahkemede yargılanan sanığın, 27.8.2010 tarihinde terhis edildiği dikkate alındığında, askerî mahkemede yargılanmayı gerektirir ilginin kesildiği kabul edilerek görevsizlik kararı verilmiş ise de; TCK’nın 120’nci maddesinde; “Hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisinin”, haksız arama suçunu işleyeceği düzenlenmiş olup, “suçun oluşması için kamu görevlisi, kişi hürriyetini, görevini kötüye kullanmak veya yetkisini aşarak ihlal etmiş olmalıdır. Böylece ‘hukuka aykırı olarak’ sözcükleri görevin kötüye kullanılmasını ve yetkinin aşılmasını kapsar” şeklinde madde gerekçesine yer verilmiştir. Bu itibarla, TCK’nın 6’ncı maddesinde tanımlandığı şekliyle kamu görevlisi kabul edilen her kişinin bu suçu işleyebilmesi mümkün değildir. Atılı suçu işleyen kişinin kamu görevlisi olması yanında, kötüye kullanabilecek bir görevinin ve aşılabilecek bir yetkisinin de bulunması gerekir. Dolayısıyla, somut olayda sanığın, arama hususunda görevlendirilmemiş olduğu gözetildiğinde, TCK’nın 6’ncı maddesi kapsamında, arama yönünden kamu görevlisi olarak kabulünün mümkün olmadığı kuşkusuzdur. Sanık, rütbesinden kaynaklanan nüfuzu nedeniyle, mağdurun karşı koyamamasından da yararlanarak, keyfi muamelede bulunmuş, üst olarak, disiplinin tesisi yönünden kendisine tanınmış yetkiyi kötüye kullanarak keyfi davranmış ve mağdurun üzerini aramıştır. ASCK’nın 115’inci maddesinde, “Emir vermek yetkisini veya memuriyet nüfuzunu kötüye kullanarak mevzuatın tayin ettiği ahvalden başka bir suretle herhangi bir gerçek veya tüzel kişi yahut astı hakkında keyfi bir işlem yapan yahut yapılmasını emreden amir veya üst, bir aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmü öngörülmüştür. Sanığın, mevzuatın öngördüğü ahvalin dışında olan, bu şekildeki keyfi davranışının, haksız arama suçuna değil, “Memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma” suçuna vücut vereceği değerlendirilerek, görevsizlik kararının bozulması yoluna gidilmiştir.(As.Yrg.4.D.2012/720-684 E-K)

3. Önleme Araması
Önleme araması 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun 9’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre önleme araması, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla sulh ceza hakiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki amirin vereceği yazılı emirle yapılabilir. Söz konusu Kanun konutta, kamuya açık olmayan işyerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılmasını açık bir şekilde yasaklamıştır.
211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Türk Silahlı Kuvvetlerini ilgilendiren diğer kanunlarda 2559 sayılı Kanuna atıf yapan bir düzenleme olmaması nedeniyle, askeri mahallerde önleme aramasının ne şekilde yapılacağı hususunda açık düzenleme ihtiyacı doğmuştur. Bu eksiklik 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesi ile 211 sayılı Kanuna eklenen 56/A maddesiyle giderilmiş ve böylelikle askeri mahallerde yapılacak önleme aramasının usul ve esasları, Anayasanın 20 nci ve 21 inci maddeleri ile 2559 sayılı Kanunun 9 uncu maddesine uygun şekilde düzenlenmiştir. Düzenleme ile, askerî mahallerde ortaya çıkabilecek güvenlik sorunlarının engellenmesi ve buna bağlı olarak askeri disiplin idamesi amaçlanmıştır.
56/A maddesinde yer alan “…veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde askeri birlik komutanının veya askeri kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emri…” şeklindeki ibare askeri merciler tarafından verilen arama emrinin 24 saat içinde görevli hâkim onayına sunulmasına ilişkin güvenceye yer verilmediği, söz konusu güvence sağlanmadan önleme araması yapılmasının hukuki güvenlik ve öngörülebilirliğin oluşmasına engel olduğu belirtilerek Anayasa’nın 20’nci maddesinde düzenlenen “kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına” aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince 30.6.2022 tarihli ve 2018/137 E. ve 2022/86 K. sayılı karar ile iptal edilmiştir.
Söz konusu iptal kararı sonrasında önleme araması ancak hakim kararı ile yapılabilir hale gelmişti. 28 Haziran 2024 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7517 sayılı Kanunla Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınarak yeni bir düzenleme yapılmıştır. 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanununun 56/A maddesinde yapılan bu yeni düzenleme ile önleme aramasının sulh ceza hakimi kararı haricinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulması şartıyla askeri birlik komutanının veya askeri kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emri ile de yapılabilmesi mümkün kılınmıştır.
Milli Savunma Bakanlığı Askerî Mahallerde Önleme Araması ve Kontrol Yönetmeliğinin beşinci maddesi birinci fıkrası önleme aramasını; “özel kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yetkili merciinin yazılı emriyle, askerî mahallerde kişilerin üstlerinde, eşyalarında, aracında, özel kâğıtlarında yapılan arama işlemidir.” şeklinde tanımlamıştır. Bugün itibariyle birliklerde tehlikenin veya suç işlenmesinin önüne geçilmesi için 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 56/A maddesi uyarınca Milli Savunma Bakanlığı Askerî Mahallerde Önleme Araması ve Kontrol Yönetmeliğindeki usul ve esaslar çerçevesinde önleme araması yapılabilmektedir.
Sulh ceza hakimi veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulması şartıyla askeri birlik komutanının veya askeri kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veya birim amiri tarafından verilen arama kararını müteakiben özel kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla kişilerin üstü, araçları, özel kâğıtları ve eşyası aranır, gerekli tedbirler alınır, suç delilleri koruma altına alınarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemler yapılır. Önleme araması neticesinde suç konusu eşyanın ya da suç teşkil eden eşyanın bulunması halinde derhal Cumhuriyet başsavcılığına haber verilip alınacak talimata göre hareket edilmelidir.[1] Aksi hareket cezai sorumluluk doğurabileceği gibi elde edilen eşyanın delil olarak kullanılmasına da engel olur.
Arama talep yazısında, arama için makul sebeplerin oluştuğu gerekçeleriyle birlikte gösterilmelidir. Konutta ve yerleşim yerlerinde önleme araması yapılamaz. Aramanın sonucu, arama kararı veya emri veren merci ya da makama bir tutanakla bildirilir.
Önleme araması yapmak isteyen yetkili merci örneğin;
“Muhtelif zamanlarda askeri personele tebliğ edilen emirlerle kullanılması yasaklanan ve birlik eminiyetini tehlikeye düşüren, istihbarata karşı koyma ve sabotajları önlemede zafiyet yaratan cep telefonu, bilgisayar, radyo, teyp, fotoğraf makinesi gibi görüntü ses ve benzeri verileri ve bilgileri kaydeden, depolayan veya ileten her türlü cihaz ve aletlerin kullanımını önlemek, maksadıyla ilgi 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanununun 56/A maddesi uyarınca ….. tarihinde ……. saatleri arasında …Tugay Komutanlığına bağlı kışlalarda görev yapan erbaş/erlerin üzeri, erbaş ve er koğuşları, yemekhane, sivil eşya deposu, garaj ile bu kışlalardaki malzeme depoları, metruk binalar, bina boşlukları, kazan daireleri, su depoları, askeri araçların ve ortak kullanımdaki diğer kolaylık tesislerinin (konutlar, lojmanlar, yerleşim yerleri hariç) birlik komutanlığından oluşturulacak bir heyet tarafından ÖNLEME ARAMASI YAPILMASI’na karar verilmesi arz ve talep olunur.” şeklinde bir yazı ile adli yönden bağlı bulunduğu sulh ceza hakimliğine müracaat etmesi gerekli ve yeterlidir. Sulh ceza hakimliğince uygun görülmesi halinde kararda öngörülen sınırlar içerisinde önleme araması yapabilecektir.
Özel hayatın gizliliğini ihlal eden bir niteliği bulunmadığından, yemekhane, gazino vb. ortak kullanım alanları ile garaj, depolar vb. gibi tesislerin aranması için hâkim kararı gerekli değildir.
* Önleyici arama sonucu el konulan cep telefonunun suç şüphesi kapsamında incelenmesinin (Telefonun içindeki fotoğraf, mesaj, video görüntüleri vs. şeklindeki kayıtların) ancak ceza muhakemesi hukukundaki ilgili koruma tedbirlerine ilişkin hükümler (CMK’nın 134’üncü maddesi) doğrultusunda yapılabileceği, cep telefonundan elde edilen video görüntü ve kayıtların bu usul hükümleri dikkate alınmaksızın elde edilmiş olması nedeniyle hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı, anlaşıldığından, cep telefonundan elde edilen video görüntü ve kayıtların hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır. (As.Yrg.Drl.Krl. 1.12.2015, 2015/106/111)

4. Askerî Mahale İlişkin Arama Kararı/Emrinin Uygulanması
Usulüne uygun alınmış bir arama kararı sonrasında askerî mahallerde aramaların nasıl yapılacağı üzerinde de durmak gerekmektedir. Önleme araması kararlarının askeri makamlarca icra edileceği kuşkusuzdur. Askerî mahallerde yapılacak adli aramaların nasıl yapılacağı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119’uncu maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre Cumhuriyet Savcılıklarınca askerî mahallerde yaptırılacak aramalar, Cumhuriyet Savcısının nezaretinde askerî makamların katılımıyla kolluk görevlileri tarafından yerine getirilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle de askeri makamların katılımıyla adli kolluk görevlileri tarafından arama yapılabilir.
5. Kıta, Karargah ve Kurumlara Giriş-Çıkışlarda Kontrol
7145 sayılı Kanun ile 211 sayılı Kanuna eklenen 56/B maddesiyle, askeri mahallere giriş ve çıkışlarda yapılan kontrollere ilişkin hususlar belirlenmiş; askeri mahallere yasak madde sokulmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Fiziki güvenliğin ve bilgi güvenliğinin sağlanması amacıyla getirilen bu yasal düzenleme konu hakkındaki tereddütleri gidermiştir.
56/B maddesinin birinci fıkrası ikinci cümlesinde yer alan “…gerektiğinde el ile…” şeklindeki ibare; tedbire konu araç, kişilerin üstü ve eşyasına göre elle kontrol uygulamasının klasik aramaya dönüşmesi açısından daha elverişli nitelikte olduğu, bu açıdan yapılacak düzenlemelerde araç üzerinde elle kontrolün ne şekilde uygulanacağı aracın görünen ya da görünmeyen kısımlarına yönelik bir müdahalenin hangi ölçülere göre arama boyutuna ulaşacağı ya da ulaşmayacağının açık olarak belirlenmesi gerekirken düzenlemede kişilerin araçlarında yapılacak elle kontrolün arama tedbiri boyutuna ulaşmasını önleyecek şekilde kapsam ve sınırlarının tespit edilmediği ve Anayasa’nın 20’nci maddesindeki özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına getirilen bu sınırlamanın öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince 30.6.2022 tarihli ve 2018/137 E. ve 2022/86 K. sayılı karar ile iptal edilmiştir. Bu iptal kararı nedeniyle araçların elle kontrol edilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır. Kışlaya giriş çıkış yapmak isteyen kişilerin araçları yalnızca teknik cihazlarla kontrol edilir.
Ayrıca aynı gerekçelerle maddenin birinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümleleri ikinci cümlede yer alan “aracı” ibaresi yönünden iptal edilmiştir. Buna göre birinci fıkranın “Şüphe hâlinde veya bu cihazların bulunmadığı yerlerde, herhangi bir emir veya karar olmasına bakılmaksızın, kontrol elle yapılabilir. Teknik cihazların ikazının sürmesi hâlinde, bu kişiler ancak elle kontrolü kabul ettikleri takdirde askerî mahallere girebilirler.” şeklindeki üçüncü ve dördüncü cümlelerinin araçlar hakkında uygulanması hukuken mümkün bulunmamaktadır.
Mevcut düzenlemeye göre asker kişiler dahil askeri mahallere girmek veya çıkmak isteyenler duyarlı kapıdan geçmek zorundadır. Duyarlı kapının ikaz vermesi halinde kişilerin üstleri dedektörle kontrol edilir, eşyaları teknik cihazlardan ve güvenlik sistemlerinden geçirilir. Şüphe halinde veya cihazların bulunmadığı yerlerde, herhangi bir emir veya karar olmasına bakılmaksızın kontrol elle yapılabilir. Teknik cihazların ikazının sürmesi halinde kişiler ancak elle kontrolü kabul ettikleri takdirde askeri mahallere girebilirler.
Bir suç işlendiğine yönelik şüphenin ortaya çıkmasından sonra 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun uygulanması gerekeceğinden bu durumda görevli ve yetkili Cumhuriyet başsavcılığının talimatı doğrultusunda hareket edilir.(Milli Savunma Bakanlığı Askerî Mahallerde Önleme Araması ve Kontrol Yönetmeliği Md.5/3)